
Ayvaz Gökdemir eğitimci, siyasetçi, kültür adamı, yazar ve devlet adamı. 1942 doğumlu ve 2008 yılında öldü. Bugün sizlere kendi ağzından dinlediğim bir anı ve sohbetini paylaşacağım. Beraberce bir hatıra ve hafıza yolculuğu yapalım. 2006 yıllarına ait bu sohbetin gerçekleştiği yer Ankara Kızılay’da bulunan TYB genel merkezi.
Kendisi bir seminer vermek üzere TYB Genel Merkezine davet edildi. Seminerini tamamladı. Daha sonra dinleyiciler ayrıldıktan sonra kalanlarla karşılıklı sohbet edilmeye başlandı. Özel sohbete kalan 3 ya da 4 kişiden biri olarak bu konuşmaların şahidi ve sohbetin musahibi oldum. Öğretmen Okulları Genel Müdürlüğü döneminden başlayarak hayatının safahatını anlattı. Otuz iki buçuk yaşında Öğretmen Okulları Genel Müdürü olduğunu, Genel Müdür olduğunda öğretmen okullarından bazılarında artık Türk bayrağı çekilmediğini, bu okulların o zaman itibari ile amacından saparak zararlı cereyanların etkisine girdiğini, kısaca öğretmen okullarının o zamanki hali pür melalini anlatan bilgiler verdi. Adının ”komando Ayvaz’a çıktığı yıllardı anlattığı dönem. “Genel müdür olur olmaz hemen öğretmen okullarının bu feci durumdan kurtulması için çalışma başlattık” diyerek bu konuya dair yaptığı çalışmaları özetledi. Bu okulların müdürlerinden başlayarak, öğretmen kadrosunu da yenilemek suretiyle işe koyulduğunu, öğretmen okullarının tekrar vatanına, milletine bağlı gençler yetiştirmek için uygun eğitim ortamları olan bir duruma getirdiklerini anlattı. Sohbet arasında söz bir ara Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine ve orada Türkiye tarafından yapılan hizmetlere geldi. O zamanki gezileri ve bilgileri ışığında Orta Asya ülkelerine dair müşahedelerini paylaştı. Bu bölgede akademik hayata ve üniversitelerin orada işlevine dair yaşadığı bir diyaloğu anlattı. “Bir Türkmenistan gezimiz de yanımıza üniversite hocaları geldi. Onlarla çeşitli konulara dair sohbetler ettik. Sohbet arasında öğrendim ki konuştuğum akademisyen bir profesörmüş. Kendisine senin branşın ne diye sorduğumda bana; ”18.yüzyıl sınıf mücadeleleri tarihi profesörüyüm” diyerek branşı hakkında bilgi verdi. Dağılan Sovyetler Birliği’nde akademik hayatın, bilim dünyasının da ne kadar kominizan devlet ideolojisine hizmet eder hale sokulduğuna dair tipik bir örnek olarak bu hatırasını bizlerle paylaştı. Gülen gurubunun o zaman Orta Asya’da teşkilatlanan okul çalışmaları ile ilgili de ilginç anekdotlar paylaştı.
Şimdi yaşananlara baktığımızda, bu okulların ve banilerinin devire ve zaman göre nasıl bir tutum geliştirdiklerine dair ilginç bir örnek diye düşünüyorum.Enver Paşa’nın Orta Asya’dan mezarının getirilmesi konusunda yürüttüğü çalışmaları anlattı. Kendisinin Başbakan’a ve Süleyman Demirel’e giderek: ”Efendim Enver Paşa bu millete hizmet etmiş bir komutandır. Zamanın şartları onu ülkeden ayrı düşürdü. Ve yine zamanın şartları Enver Paşa’yı Mustafa Kemal Paşa’yla da ayrı düşürdü. Ancak kendisi bir vatanseverdir. O zamanın şartlarının tümü artık ortadan kalmıştır. Paşa’nın mezarını Türkiye’ye getirelim” şeklinde mutabakatlarını almak suretiyle, Enver Paşa’nın mezarının Türkiye’ye getirilmesi hususundaki medhalini ve bu konunun hikayesini de bizlerle paylaştı.
TÜRKMENBAŞI İLE SOHBETİ
Ayvaz Gökdemir sohbetinde, sözü Türkmenistan devlet başkanı Sefer Murat Türkmenbaşı ile ilgili kısma getirdi. Sabah kaldığımız otelde Başbakan Tansu Çiller ile Türkmenbaşı’nın görüşme randevusu var. Randevu saatinde Türkmenbaşı otele geldi. Ancak bizim Başbakan Tansu Çiller kaldığı odadan çıkıp görüşme salonuna gelmedi. Aşkabat Büyükelçimiz telaş ile yanıma gelerek: “Aman efendim yetişin. Randevu saati geldi ve Başbakanımız gelemedi. Bir diplomatik kriz kopmak üzere…Siz, Sayın Türkmenbaşı ile Başbakanımız gelinceye kadar biraz sohbet edebilir misiniz? Hiç olmazsa sizin sohbetinizle bir miktar zaman kazanırız. Başbakanımız da o zamana kadar neredeyse gelir” diyerek durumu izah etti. Sözün burasında Ayvaz Gökdemir, ”Şöyle duruma bir baktım. Başbakan bir erkek olsa odasına çıkar aşağıya indiririz. Ancak başbakan bir bayan. Mevcut hali ile duruma bizim müdahale etmemiz gerektiğini gördüm.” Ve: –“Hay hay tabi ki” diyerek işin ehemmiyetine binaen hemen durum toparlamak üzere bulunduğum yerden ayağa kalktım. Türkmenbaşı’nın yanına oturdum. Karşılıklı merhabalaşma faslından sonra başladık kendisi ile sohbet etmeye. Sözün bir yerinde Türkmenbaşı bana dönerek; ”bizde bir söz var bunun anlamını merak ederim, “Allah seni iki Celal’den biri eylesin” derler. Bunu açıklayabilir misin bana” diyerek bir sohbet konusu açar.
Deyim yerinde ise sohbetin konusu Gökdemir’in tam çalışma sahasından açılmıştı.
Gökdemir, ”Ben de burada geçen iki Celal’den birinin “Kim olursan ol gel” diyerek herkesi dergahına çağıran, Mevlana Celaleddin i Rumi olduğunu, diğerinin de çağının süper devleti Moğollara karşı giriştiği mücadelede “bu kadar güçlü bir orduya karşı koyamazsınız, Moğollarla savaşmayın” diyenlere karşılık olarak:”Biz seferle emrolunduk, zaferle emrolunmadık” diye karşılık veren, Celaleddin i Harzemşah olduğunu anlattım. ” diyerek karşılık verir.
Devamla ”ikisinin de hayatlarını, yaptıklarını anlattım. Türkmenbaşı’da anlattıklarımı can kulağı ile dinledi. Bu minval üzere Türkmenbaşı ile yaklaşık bir saat kadar sohbet ettik. Başbakanımız da bu süre zarfında görüşme mekanına geldi” diyerek Türkmenbaşı ile olan karşılıklı sohbetini ve hikayesini bizlerle paylaştı.
Ayvaz Gökdemir’in siyasete atılmadan önceki kimliği eğitim/maarifti. Döneminden günümüze de ışık tutması bakımından yazımızı maarife ait şu görüşleriyle tamamlayalım.:
”Şimdi bizim Maarifimizde eksik olan bir şey var; fikriyatına karar veremiyor. Bir insan okuduğu zaman birincisi kendi milliyetinden olmalı. İki; insan olmalı, dünya vatandaşı olmalı. Şimdi bizim insanımız ne kadar dünya vatandaşı, insanlık değerleriyle bezenmiş; ne kadar millî, yani ne kadar Türk vasıflarıyla bezenmiş, bu biraz belirsiz. Bir Fransız’ın Fransız olduğu kadar, İngiliz’in İngiliz olduğu kadar, Türk de Türk olmalı. Fazlasını istemiyorum ben. Bu millîlik meselesi her yerde yazılı; Yüksek Öğretim Kanunumuzda da yazılı, Milli Eğitim Temel Kanunumuzda da. Millî bayramlarımız, günlerimiz her milletten daha çok. Ama bu iş merasim milliyetçiliğiyle olmuyor. Merasimlerde “Bir Türk dünyaya bedeldir” diye nutuklar atılır; merasimle birlikte bu duygu da biter. Yenemediğimiz derin bir aşağılık duygumuz var, bunu da çeşitli şekillerde tecrübe ediyoruz, görüyoruz.”
Bu günde tarihe ve hatıralara doğru bir yolculuk yaptık dostlarım.
Sağlıcakla kalın…