
Bugünün en büyük sorunu bilgi eksikliği değildir. İnsan, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar bilgiye ulaşmaktadır. Fakat buna rağmen kalpler daralmakta, vicdanlar yorulmakta, gözler baksa da görmemekte, kulaklar duysa da işitmemektedir. Çünkü mesele aklın değil, fıtratın üzerinin örtülmesidir.
İnsan aslında saf yaratılmıştır. İyiyi sevecek, merhameti tanıyacak, adalete yönelecek bir mayayla dünyaya gelir. Bir çocuğun yüzündeki masumiyet, bir annenin şefkati, bir mazluma karşı içimizde yükselen sızı bunun delilidir. Demek ki insanın özü karanlık değil, ışıktır.
Ne var ki zamanla hırs, gösteriş, öfke, bencillik ve sahte hayatlar bu özü perdelemektedir. İnsan kendi sesini unutmakta, kalabalıkların gürültüsünde kendinden uzak düşmektedir. Bu yüzden bugün pek çok insan dışarıdan güçlü, içeriden yorgundur.
O halde çözüm, insana yeni bir kimlik vermek değil; unuttuğu hakikati hatırlatmaktır. Çünkü insan özüne döndüğünde dünya da değişir. Kalbi temizlenen insan çevresini kirletmez. Vicdanı uyanan insan zulmetmez. Kendini tanıyan insan başkasını ezmez.
Çocuklarımızın algıları kapalıysa onlara daha fazla gürültü değil, daha fazla hakikat vermeliyiz. Daha fazla ekran değil, daha fazla temas. Daha fazla nasihat değil, daha fazla örneklik. Çünkü insan söylenenden çok, gördüğüne dönüşür.
Dünya ancak teknolojiyle değil, yeniden insanlaşmayla güzelleşecektir. Ve insan, en güzel haline ancak yaratıldığı temiz mayaya dönünce kavuşacaktır.
Çünkü insan bozulmuş bir varlık değil, yolunu kaybetmiş bir emanettir.