Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Müfredat çerçevesinde İmam Hatip Liselerinin meslek dersleri de ele alınmaya başlandı. Daha önce Siyer, Hadis ve Fıkıh derslerinin taslak müfredatı konusundaki dikkatlerimizi bu sayfalarda paylaşmıştık. Geçtiğimiz günlerde Arapça derslerinin de müfredatı ilgililerin tenkit ve tekliflerine açıldı.
Müfredatı hem sabık bir Kurul Üyesi hem imam-hatip lisesi mezunu olarak merak ettim. Asıl detayları ilgililere bırakıyorum.
9-10. Sınıflar Arapça derslerinin giriş ünitesi -diğer bütün yabancı dillerde olduğu gibi- tanışmak, selamlaşmak konusuna ayrılmıştır. Taslak müfredat, halen yürürlükte olan müfredatla benzeşiyor. Eski müfredat üniteye “et-Tahiyye vet- Tearuf” (Selamlaşmak ve Tanışmak) adını verirken yeni müfredat ‘sadeleştirmeye’ giderek sadece Et-Tahiyye ile yetinmektedir.
Başka bazı müfredat ve ders kitaplarında bu üniteye “Merhaba”, “Muarefe” “ Tearuf” isimlerinin de verildiğini biliyoruz.
Muhteva aynı olduktan sonra kelimenin değişik olmasının bir önemi yok diyemeyiz. Çünkü yabancı dil öğretiminde her kelime, her kavram, bir dünya görüşü, bir tasavvur ve bir kültür taşıyıcılığı yapar.
Öncelikle “Merhaba” üzerinde durmak istiyoruz. Merhaba, binlerce yıldır günlük hayatın ayrılmaz bir parçasıdır ve o kadar Türkçedir ki çok az kişi bu kelimenin Arapça’dan, Kur’ân’dan geçtiğini bilmemektedir. “Bizden bir kelime” olarak Merhaba’nın bu üniteye isim olması onun en tabii hakkı idi. Arapça öğretiminin Merhaba ile başlaması işimizi kolaylaştıran bir giriş olurdu. Zira dersin girişinde öğretmenin Merhaba diyerek derse girmesi ve “sizinle Arapça konuştum, siz aslında Arapça biliyorsunuz” demesi ilk karşılaşmadan doğacak bütün korku ve endişeleri ortadan kaldıracaktır. Bunun neden ve nasıl böyle olduğuna dair açıklamalar da kültürümüzün derinliğini ve kaynaklarını göstermeye yeterdi. Çünkü bizim kültürümüz bir Merhaba kültürüdür. Türkçenin bir İslam dili olduğu Merhaba üzerinden anlatılabilirdi. Âyetlerde Allah onlarla konuşmayacak (onlara merhaba demeyecek) şeklinde geçmektedir. En meşhur örneği de Mevlid’deki Merhaba Bahri’dir.
Merhaba örneği Arapça-Türkçe etkileşiminin en ünlü örneğidir. Fakat mesele bununla sınırlı değildir. Aslında Türkçe, Kur’ân merkezli kavramlarla şekillenmiş bir dildir. İmam Hatip Lisesi öğrencilerinin farkına varması gereken bu bilgi o kadar önemlidir ki sadece bu farkındalık bile maarif modelinin yüzünü ağartmaya yeterdi. Bunun için müfredat yazarlarının ve İmam Hatip Lisesi meslek dersleri öğretmenlerinin, Arap Dili ve Edebiyatı mezunlarının “Türkün Dili, Kur’an Sözü ve Resûl ü Ekrem Söyledi İşiten Türk Oldu” kitaplarına bakmaları yeterlidir. (TIYO Yayınları)
Bahsettiğimiz kitapları Arapça derslerinin yardımcı kitapları olarak tavsiye ederiz. Çünkü bu eserlerde Merhaba gibi yüzlerce Kur’an ve hadis kelimelerinin Türkçe olduğu âyet ve hadislerden iktibasla gösterilmektedir.
Öğrencilerimiz dil öğrenirken böylece din dilinin nasıl kültür haline geldiğini de görmüş olacaktı. Taslak müfredat üzerinde konuştuğumuza göre bu fırsat kaçmış sayılmaz.
İkinci olarak taslak müfredatın teklifi Et-Tahiyye üzerinde durmak istiyoruz.
Öyle anlaşılıyor ki Maarif Modeli müfredatı hazırlayan ekip ve ilgili genel müdürlük Tanışmak/Selamlaşmak ünitesine Et-Tahiyye demekle konuya dinî bir derinlik vermek niyetindedir. (Acaba?) Bu kelimenin hareket noktası bilindiği gibi Miraç gecesi Hz.Peygamber aleyhisselamın Cenab-ı Hak cc ile karşılaşmasına işarettir. Bu karşılaşmada huzura kabul edilen Hz.Peygamber sav’in ilk sözü “Et Tahiyyatu lillâhi vessalavatu vettayyibat” olmuştur. (Selamlar, bütün övgü, hamd ve güzellikler sadece Allah’adır, Allah içindir.) Bu selamlama sözlerine Cenab-ı Hak cc de “Esselamu aleyke eyyuhennebiyyu ve Rahmetullahi ve beraketuhu” (Ey nebi, selam ve Allah’ın rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun) şeklinde mukabelede bulunmuştur.
Bana sorarsanız Selamlaşmak ünitesine Et-Tahiyye adı vermek yerinde bir tercih değildir. Zira bildiğim kadarıyla Et-Tahiyye sadece selamlaşmak anlamına gelmiyor. Bu kelimenin Cenab-ı Hak, İsra ve Mirac gecesine dair daha derin daha zengin anlamları var. Dolayısıyla daraltılmış bir kullanım söz konusudur.
Bu açıklamamız bir yana; müfredatın Selamlaşmak ünitesinin bu mükâlemeyi hatırlatmak üzerine kurulmasını önemli buluyoruz ve Maarif Modelinin mantığına uygun görüyoruz. Fakat ne yazık ki hem eski müfredat hem taslak müfredat bu derinlikli ayrıntıya hiç yer vermemektedir. Yani öğretmen ‘arkadaşlar konumuz tanışmak, tahiyye de tanışmak demek öyleyse tanışalım’ diyerek kavramı atlayıp geçemez. Fakat müfredat konuyu atladığı için öğretmene bir şey diyemiyoruz. Teklifimiz şudur :
“Genellemeler ve İlkeler” başlığı altında öğretmenlere ve ders kitabı yazarlarına bu konuda gerekli açıklamalara mutlaka yer verilmelidir. “Tahiyye” kavramının üniteye isim olarak verilmiş olmasından maksadın gerçekleşmesi için müfredatın bu hususta bağlayıcı olması gerekir. Unutmayalım ki bütün Arapça öğretmenleri aynı bilgi ve hassasiyette değildir. Hiçbir öğretmen ve kitap yazarı müfredatta yer almayan bilgi ve ayrıntı üzerinde durmaz. Duranlar da müfredatta yer almadığı için konu dışı, seviye üstü gerekçesiyle reddedilir. Diğer bir husus (yumuşatarak yazıyorum) müfredatı yazanların tahiyye ile irtibatlı tamamlayıcı bilgileri gözden kaçırmalarıdır. Yoksa müfredat yazarlarının Tahiyye ile ilgili tamamlayıcı bilgiler (Âyet, Hadis, Vecize) sütununda “Aranızda selamı yayınız” Hadisi yerine “Tahiyyat” duasına yer vermesi gerekirdi.
Bu hususların -müfredatta yer verilmemesine rağmen- öğretmenlere ders kitaplarında hatırlatma babında yer alması problemi biraz çözer. Yeni öğretmen adaylarını yetiştirecek Milli Eğitim Akademisinin de müfredat eğitimini aynı anlayışla yapmasının önemi açıktır.
Son olarak Arapça öğretmenlerinin alan hakimiyetine değinmekte yarar var. Çünkü okullarımızda Arap Filolojisi, Arapça Öğretmenliği ve İlahiyat Fakültesi mezunu olarak görev yapan öğretmenlerimiz var. Bu öğretmenlerin fakülte müktesebatı farklı olduğu için ders işleyişi, konu hakimiyeti ve alan irtibatı birbirine uymamaktadır. Öncelikle şu husus vuzuha kavuşturulmalıdır. Arapça başlı başına bir ilim değildir. Klasik ilmi kitaplarda geçtiği gibi Arapça bir “âlet ilmi”dir; İngilizce, Fransızca gibi bir vasıtadır. Ancak İHL’erde meslek dersleri bu dil üzerine kurulduğundan bazen Arapçaya hem kutsallık atfedilmekte hem de ilim muamelesi yapılmaktadır. İmam Hatiplerde sadece Arapça derslerine giren, filoloji ve Arapça öğretmenliğinden mezun öğretmenler, meslek dersleri öğretmenlerinden farklı giyim kuşam ve hayat tarzları sebebiyle tenkit edilmektedir. Veliler bu nasıl Arapça öğretmeni, burası nasıl İmam Hatip Lisesi diye tepki göstermektedir.
Bir kısım ilahiyatçı Arapça öğretmenleri ise branştan Arapça öğretmeni olmadığı için şu kadar yıl Arapça dersleri verilmesine rağmen İHL öğrencileri bu dili öğrenemeden mezun olmaktadır. Bu büyük bir çelişkidir.
Bize göre bu sorunu ancak Milli Eğitim Akademisi çözebilir. Aday öğretmenler içinde filolojiden, Arap Dili ve Edebiyatından mezun olanlara dinî kavram, eser, kişi ve imam-hatiplerde karşılaşacakları dini bilgileri de öğretmeliler ki Arapça öğretmenleri Arapça terimi, eserlerin isimlerini Türkçeye çevirmeye kalkmasın. Buna karşılık ilahiyat mezunları da modern Arapçaya vakıf olarak yetişsin.
Daha yakın zamanlara kadar Galatasaray Lisesi dahil birçok lisede öğretilen Arapçanın öğretilemez oluşu kabul edilemez. Bizim ecdadımız üç dilde ( Arapça, Farsça ve Türkçe) sadece ilmî eser yazmakla kalmadı edebi eserler ve Divanlar da yazdı. Teknik desteğin bu kadar çoğaldığı bir zamanda Arapça öğretememenin sebepleri üzerinde ciddiyetle durmalıyız.
Arapça öğretmenliğinden ve filolojiden mezun olanların dini metinlere İlahiyat mezunları kadar hakim olmamaktan doğan sorunlar ayrı; ilahiyat mezunlarının pratik, modern Arapçaya hakim olamamaları ayrı sorunlara sebep olmaktadır. Bu farklılıktan öğrencilerin menfi etkilenmemesi için öğretmenlere yönelik yardımcı ders kitabı en kolay çözüm olarak görülmektedir.
9 ve 10. Sınıflara ait Arapça derslerinin müfredatı ile ilgili başka tenkit ve tekliflere de ihtiyaç var. Onları da bahsettiğimiz branşlarda uzman olanlara bırakıyoruz.
Kâmil Yeşil
Murat bey kardeşim kaleminize ve yüreğinize sağlık, çok güzel konulara değinmişsiniz Ancak yaşanan bazı olumsuzluk var ve bunlarıda dile getirmek gerekir diye düşünüyorum. Ben 42 yılını Devletine hizmet olarak geçirmiş bir emekliyim. Benim gibi yüzlercesi, hatta binlercesi vardır mutlaka… Burada kimseyi şikayet için yazmıyorum, sadece haksız bir uygulama diye düşündüğüm bir konudan bahsetmek istiyorum. “5 yıl önce Üniversiteden emekli oldum. İşim olduğunda veya mesai arkadaşlarımı ziyaret etmek maksadıyla aracımla Üniversite Kampus’una giriyordum. Aracım tanımlı ve kartlı olduğu için, Güvenlik amacıyla kullanılan bariyerlere hiç takılmadan kampus’a giriş ve çıkış yapabiliyorum. Geçen günlerde aracımı değiştirmek zorunda kaldım ve yeni aracımla Üniversitemiz Kampus’una girmek istedim. Doğal olarak yeni aracımın sisteme tanıtılması gerekiyordu. Ancak yetkililerden aldığım bilgiye göre, bunun için 1000(bin) TL bin üzerinde bir para yatırmak gerektiğini öğrendim. Dolayısıyla şaşırdım. Ünivrsiteden emekli olan birinin, üniversiteye girememesi ne kadar doğrudur. Çok müteessir oldum, onurum kırıldı ve çok üzüldüm. Bu konuların da dile getirilmesi ve Rektör beye açıklanması kanaatindeyim… Saygılarımla