Dünya genelinde yetimlerin hakkının gözetilmesi ve yetimler üzerinde farkındalığın oluşturulması amacıyla Müslüman ülkelerde her Ramazan ayının 15.günü Dünya yetimler günü olarak anılmaktadır
7 Ekim’den bu yana bütün insanlığın sessiz kalarak, dilsiz şeytanlığı tercih ettiği Filistin coğrafyasında katil İsrail tarafından, anaları babaları öldürülen 17 bin çocuk daha dünya yetimler halkasına eklenmiştir. Her gün tepelerine mermi ve şarapnel parçaları yağan, ninni sesleri yerine, silah sesleri ile duyan, ölümle, açlıkla, yoklukla yoksullukla yaşam mücadelesi veren 17 bin çocuğun ahı insanlığı yakacaktır.
İslam literatüründe yetim; buluğ çağına ermeden önce babasız kalan çocuğa yetim, anasız kalan çocuğa ise öksüz denir. İnsanlar içinde ilgiye, alâkaya, sevgiye, sosyal güvence ve yardıma en çok muhtaç olanlar yetim ve öksüz çocuklardır. Yetimleri himaye etmek, ellerinden tutmak, ihtiyaçlarını gidermek, mallarını korumak, haklarını gözetmek, tahsil ve terbiyeleri ile ilgilenmek, analarının ve babalarının yokluğunu hissettirmemek Allah’ın emri, Peygamberin sünneti, Ashabın âdeti olduğu halde Gazze’li yetimler, Siyonist İsrail’in insafsızlığına terk edilerek belki de insanlık tarihinin en büyük suçu işlenmektedir.
Yeryüzünün farklı bölgelerinde savaş, işgal, doğal afet, iç çatışma, yoksulluk, ölümcül hastalık gibi olumsuz vakalardan dolayı anne veya babasını kaybeden yetim ve öksüz çocukların sayısı gün geçtikçe korkunç rakamlara ulaşmaktadır.
Yapılan araştırmalara göre Dünya’da çeşitli sebeplerle her gün iki saniyede bir çocuk, anne veya babasını kaybederek öksüz veya yetim kalmakta bu sayı yılda 3,5- 4 milyona kadar ulaşmaktadır. UNİCEF’in “Dünya Çocuklarının Durumu Raporunda” 8 milyar civarında olduğu sanılan dünya nüfusunun 2,2 milyarının çocuklardan oluştuğu ve bu çocuk nüfusun 200 milyondan fazlasının yetim çocuklardan oluştuğu; içinde bulundukları şartlar sebebiyle sağlık bilgi alınamayan ve her zaman yüksek yetim nüfusu barındıran Afganistan, Pakistan, Irak, Filistin, Sudan, Bangladeş, Etiyopya, Endonezya, Nijerya, Hindistan, Çin, Doğu Türkistan ve Suriye, Filistin gibi çok sayıda ülkelerin yetimleri bu rakama dâhil edilmediği de ifade edilmiştir.
Bu rakamlar da hesaba katıldığında dünya yetim çocuk sayısının 300 ile 400 milyon arasında olduğu tahmin edilmektedir. Anne veya babasını kaybeden öksüz ve yetim çocuklara; anne veya babası hayatta olmasına rağmen çağımızın bir hastalığı olan boşanmalar, yoksulluk sebebiyle desteğe ihtiyaç duyan çocuklarda da bu hesabın dışında tutulmuştur.
Şu iyi bilinmelidir ki, yetim ve kimsesiz çocuklar her zaman suiistimale açık savunmasız bireyleridir. İnsan kaçakçılığı, istek dışı evlilik, kadın ticareti, çocuk askerliği, çocuk işçiliği, organ mafyası, fuhuş sektörü, dilenci şebekeleri, misyoner örgütler, madde bağımlılığı örgütleri ve diğer suç örgütleri, korumasız çocukların karşı karşıya kaldığı en korkunç tehditlerden sadece bazılarıdır.
Her çocuk doğuştan itibaren başta yaşama hakkı olmak üzere, eğitim ve sağlık desteği alma, beslenme, barınma, fiziksel ve psikolojik sömürüye karşı korunma, sosyal hizmetlere erişim gibi temel haklara sahiptir. Buna rağmen, ne yazık ki, uluslararası toplum, yetim ve kimsesiz çocukları istismara karşı koruma ve temel haklarını garanti altına alma noktasında tıpkı Gazze’de yaşandığı gibi çocuklara karşı sorumluluğunu yerine getirmede aciz kalmıştır.
Uluslararası toplum yetim çocukların haklarını korumada sorumsuz davrandığı gibi annesini ve babasını kaybederek hem yetim hem de öksüz kalan ve her zaman sofrasına bir yetim çocuk bulundurmayı alışkanlık haline getiren bir peygamberin ümmeti olarak yetimlere sahip çıkma noktasında sessiz kalarak ne yazık ki, Siyonist İsrail tarafından Gazze’de işlenen soykırımın bir parçası haline gelmişlerdir.
Peygamberimizin evinde hiç yetim eksik olmamıştır. Hz. Hatice ile evlendiğinde, Hatice validemizin ölen kocasından Hint isminde ki erkek yetim çocuğuna kendi öz çocuğu gibi bakmış ve Onu yetiştirmiştir.
Babadan yetim, anadan öksüz olan ve yetimliğin ve öksüzlüğün ne demek olduğunu bizzat yaşayarak öğrenen peygamberimiz savaşlar sonunda şehit düşen Sahabe çocuklarının ihtiyaçlarını gidermiş ilgisini ve sevgisini hiçbir zaman onların üzerinden eksik etmemiştir. Bazılarını da bizzat kendi himayesine almıştır.
Peygamber Efendimiz bir hadisinde; “Yetimin işlerine bakan onları koruyup gözeten kimse ister yetimin akrabasından ister yabancılardan olsun, benimle o kimse Cennette (orta parmağı ile şahadet parmağını biraz açarak) şu iki parmak gibi bulunacağız”, “Ben iki zayıfın; yetim ile kadının hakkına tecavüz etmeyi yasaklıyorum! Yetimi ağlatmaktan sakının şu iki zayıf hakkında Allahtan korkun dul kadın ve yetim çocuk” buyurmuştur.
Ashabı kiram da yetimleri gözetip, onları yedirip, içirmeyi maddi ve manevi yardımlarda bulunmayı kendilerine vazife edinmişlerdir. Hazret-i Ömer’in oğlu, sofrasında bir yetim bulundurmadan yemek yememiş, yolculukta bile, bir yetim bulup, öyle yemek sofrasına oturmayı adet haline getirmiştir.
Yetimin kalbi hassastır. Gözü yaşlıdır. Boynu büküktür. Yetimin sadece başını okşamak bile çok büyük sevap ve Cennet müjdesidir. Çünkü Efendimiz: “Kim sırf Allah rızası için şefkatle yetimin başını okşarsa, elinin değdiği saçlar sayısınca ecir ve sevap kazanır. Buyurmuştur.
Yetimin hakkını koruyup gözetmeyi C. Hak bizzat üstüne almıştır. Birçok şehirlerin batmasına, sarayların ve köşklerin yıkılmasına yetimlerin ahı sebep olmuştur. Bu sebeple yetime haksızlık etmekten, yetim malı yemekten şiddetle kaçınılmalıdır. Yetim çocuklara bakmak, ihtiyaçlarını karşılamak, bakım ve eğitimleri ile meşgul olmak insanın şahsiyeti ve karakteri ve ahlâkı üzerinde de büyük etki yapmaktadır.
Peygamberimiz Allah’u Teâla yetim bulundurulan ve ona iyilik edilen evi sever. Yetime yakın ol, Ona acı, başını okşa, beraber yemek ye. Böyle yapanın kalbi yumuşar. Ve ihtiyaçları karşılanır. Yetimlerin fakirlerin geçimini üstüne alan, Allah yolunda ki bir mücahit gibi veya gündüzünü oruçla gecesini namazla geçiren kimsenin sevabına kavuşur. Buyurur. Ayetlerde ise; Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “Hayır olarak ne harcarsanız o, ana-baba, akraba, yetimler, fakirler ve yolda kalmışlar içindir. Hayır, olarak ne yaparsanız, gerçekten Allah onu hakkıyla bilir.” (Bakara, 215) Yetimlere mallarını verin. Temizi pis olanla (helâli haramla) değişmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katıp yemeyin. Çünkü bu, büyük bir günahtır. (Nisa, 2)
Bilindiği üzere Irak’ta işgal güçlerinin yaptığı katliam ve iç çatışmalarda öldürülen bir milyondan fazla Irak’lının geride 5 milyon yetimi kalmıştır. Yine yarım asrı aşan bir süreden beri İsrail saldırılarına maruz kalan Gazze’de bugün itibarıyla yetim kalan 17 bin çocuğa ilaveten, Suriye’de Çin zulmü altında inleyen Doğu Türkistan’da, bunun dışında Hindistan, Afganistan, Pakistan, Çeçenistan, Arakan, Mali, Somali, Endonezya, Nijerya ve güney Afrika gibi ülkelerde açlık, kıtlık, doğal afet savaş işgal ve şiddet sebebiyle milyonlarca çocuk Müslümanların himayesine muhtaçtır.
Bugün Hıristiyan misyoner cemaatlerinin himayesinde 4 milyondan fazla yetim ve kimsesiz çocuğun bulunduğu ifade edilmektedir. Bu çocuklar Müslüman olarak doğdukları halde ne yazık ki bizlerin ilgisizliği sebebiyle misyonerlerin ellerinde Hıristiyanlaştırılmaktadır. Yine on binlerce çocuk anasını babasını kaybetmiş ilgisizlik sebebiyle organ mafyasının, uyuşturucu baronlarının, kadın kız tacirlerinin hedef tahtası haline gelmiş ya da hayatın acımasız şartlarına terkedilmiştir.
Cenabı Hak hepimizi ülkelerimiz farklı olsa da bu çocuklarla imtihana tabi tutmaktadır. Bizler çocuklarımızın torunlarımızın yemediğinden şikâyet ederken, ne yazık ki ülkemizde ve diğer ülkelerde yetimlerin ağızlarına yemek tutacak ne anne ve babaları ne de ağızlarına götürecek lokmaları vardır.
Özellikle İslam coğrafyasında durmak bilmeyen savaş, işgal, şiddet sebebiyle var olan yetim sayısı sürekli ivme kazanmaktadır. Elbette yetimleri korumak, kollamak bizim görevimizdir. Anaları babaları alıp götüren, silip süpüren, ülkelerin tarihlerini, kültürlerini hak ile yeksan eden savaşları durdurmak başta BM ve Uluslararası güvenlik kurullarının görevidir.
Yazımın sonunda; Yetim hakkı gözeten, onların haklarını korumak, tahsil ve terbiyesi ile meşgul olan şahıs devlet, dernek vakıf ve yardım kuruluşlarımıza şükranlarımı arz ediyorum. Bugün diğer günlerden farklı olarak bir yetime ulaşmanızı ve onların sevindirmenizi diliyorum. Selam ve dua
Mustafa Kır