eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Mürsel GÜNDOĞDU

Giresun’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Bulancak’ta tamamladı. Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden “Kuran’da Sanat Kavramı” adlı teziyle mezun oldu. Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı İslam Felsefesi Bölümü’nde “Farabi’de İyilik Kavramı” adlı teziyle yüksek lisansını tamamladı. Birçok dergi, gazete ve haber sitesinde şiir, makale ve köşe yazıları yayınlandı. Halen Haber7.com’da köşe yazarlığı yapmaktadır. Mürsel Gündoğdu evli olup Mehmet Kağan ve Bengisu adında iki çocuğu vardır. YAYINLANMIŞ ESERLERİ • Bir Nehir Yangını (Şiir) • Akıl Kalbi Ararken - Bir Gazâli Romanı 1 • Kalbin Şehrinde - Bir Gazâli Romanı 2 • Vezir Nizamülmülk (Roman) - ESKADER 2014 Roman Ödülü • Taşları Konuşturan Adam - Bir Mimar Sinan Romanı • Hakan - Türkler Müslüman Oluyor - Bir Abdülkerim Satuk Buğra Han Romanı • Müderris - Bir Gazâli Romanı (Birleştirilmiş Baskı) • İmam Maturidi (Roman) • Farabi (Roman) • İmam-ı Azam Ebu Hanife (Roman)

    Eğitim Mevsimine Uyanmak ya da Mayın Tarlasında Gül Yetiştirmeye Koyulmak

    Dünyadaki birçok ülke nüfusunu geride bırakan devasa bir eğitim-öğretim ordusuna sahibiz. Kuşkusuz millet olarak en büyük zenginliklerimizden biri budur. Nitekim 74 bin eğitim yuvası, yaz boyu yürütülen yoğun çalışmalar neticesinde 20 milyon öğrenci ve 1 milyon 210 bin öğretmene yeni eğitim- öğretim yılının kapılarını açtı. Böylece 9 ay sürecek zorlu bir maraton başlamış oldu. Ülkemiz ve yarınlarımız adına hayırlı olsun.

    Toplumlar tarih boyunca biriktirdiği kendine özgü değerleri ve çağları mayaladığı yüksek idealleriyle geleceğe yürürler. Bu yüzden eğitim- öğretim işleri, yarınlara güçlü bir şekilde yürümek isteyen milletler için hayati öneme haizdir. Eğitimin bu mühim işlevi üç ana merhalede gerçekleşir. Bunlardan ilki geçmişte topluma yön veren milli kültür ile medeniyet kurucu unsurların titizlikle tespitidir. İkincisi bu unsurların güncel bir dil ve yorumla bugünün dünyasına taşınıp yeni kuşaklarla buluşturulmasıdır. Üçüncüsü ise bu büyük birikim doğrultusunda bugünün nesillerine dört başı mamur bir gelecek ideali aşılanma sürecidir.

    Yeni eğitim- öğretim dönemiyle ilgili düşünülen; ders çizelgelerindeki güncellemeler, seçmeli ders seçeneklerinin artırılması, sınıf tekrarlarının yeniden gündeme gelmesi, devamsızlık konusunda alınan önlemler, cep telefonlarıyla ilgili düşünülen tedbirler, okul ortamında veli görüşmeleriyle ilgili düzenlemeler, sınavların testten ziyade yazılı yoklama şeklinde yapılması, öğrencilerin dinleme, konuşma, okuma ve yazma becerilerinin takibi, okul öncesi ve ilkokullarda öğrencilerin akademik ve sosyal gelişimlerinin izlenmesi, açık liselere geçisin zorlaştırılması ve benzeri hususların kamuoyuna iyi anlatıldığı ve titizlikle uygulandığı takdirde oldukça faydalı olacağı kanaatindeyim. Zira bütün bunlar eğitim sürecinde okul ve öğretmeni ön plana çıkaracak hususlardan bazılarıdır ki aslında olması gereken de bu yönde çok hızlı adımlar atmaktır.

    Eğitim felsefemizin süreçten ziyade sonuca yönelik kurgulanması, “Büyük Türkiye İdeali” yolunda ülkemize çok vakit kaybettirmekle kalmadı aynı zamanda genç kuşaklarımızın nitelikli bireyler olarak yetişme sürecini de bir hayli geciktirdi.

    Oysa kültür ve medeniyetimizin eğitim konusunda bize öğrettiği yegâne gerçek, herhangi bir işin neticesinin Kâinatın Yaratıcısı Allah’a mahsus oluşudur. Bize düşen ise süreci yönetmek yani işin hayırlı bir neticeye ulaşması için elimizden geldiğince çaba sarf etmektir. Bu düstur dilimize ve duamıza; “gayret kuldan tevfik Allah’tandır” şeklinde bir terkip olarak yerleşmiş, karınca hikayesiyle edebiyatımıza girip belleklerimize kazınmıştır. Şöyle ki karıncanın biri hacca niyetlendiğini söyleyince diğerleri bunun neticeye ulaşmayacağını düşünerek itiraz ederler. Karıncanın bunlara verdiği cevap manidardır; Kabe’ye varamazsam bile yolunda ölemez miyim? Nitekim İslam’ı tebliğin ilk dönemlerinde Sevgili Peygamberimiz olanca gücüyle gayret gösterip İslam’ı anlatmasına rağmen bir türlü insanların hidayetine vesile olamayınca bu duruma çok üzülmüş, ümitsizliğe düşmüş ve iç sıkıntısı çekmeye başlamıştı. Bunun üzerine Yüce Allah netice konusunda kendisini sıkıntıya sokmaması ve tebliğine devam etmesi hususunda Peygamber Efendimizi uyarmıştı. Zira işin neticesi yani insanlara hidayet vermek Allah’a mahsustu. Bir peygamber olarak onun görevi ise sadece dinin ahkamını usulüne uygun olarak insanlara tebliğ etmekti.

    Bu örnekte Yüce Allah Peygamber Efendimiz nezdinde bizlere muazzam bir eğitim ilkesi sunuyor ki o da bir Müslümanın işin neticesinden değil süreci yönetmekten sorumlu olduğu gerçeğidir.  

    Eğitimin en genel manada amacı, iyi insan yetiştirmektir. Buradan hareketle çocuklarımızın kendilerini bilmesi, iyi davranışları huy haline getirmesi, akranlarıyla sağlıklı iletişim becerileri kurması, düşünme kabiliyetini keşfederek düşünmeyi alışkanlık haline dönüştürmesi, sağlam bir kişilik-karakter oluşturması ve içinde yaşadığı toplumun gelecek idealleriyle mücehhez hale gelmesi gibi hususlar vakit kaybetmeden eğitim ortamlarında başarının temel ölçütü haline getirilmelidir. Bütün bunların yerine aldıkları eğitim neticesinde çocukların hangi üniversiteleri kazanacağını önceleyerek süreçten ziyade sonuca odaklı öğretim faaliyeti yürütmek ve eğitimi adeta bireysel menfaat sektörü haline dönüştürmek hem çocuklarımızın insani/ahlaki kazanımlarının azalmasına hem nesillerin kaybedilmesine hem de toplumumuzun büyük ideallerinin geciktirilmesine sebebiyet veriyor.

    Sonuca dayalı eğitim ortamları içinde çocuklarımız, kendilerini neticeye ulaştıracak her yolu mübah görüp benimserken kendi amacına hizmet etmeyen hemen her şeye kayıtsız kalıyorlar.

    Bunun suçu elbette çocuklarımızda, ailelerde ve okullarda değil. Altın neredeyse kitleler oraya yönelirler. Eğer kurduğunuz eğitim sistemi başarılı olmanın kriterini öğrenciye iyi bir üniversite kazandırmada görüyorsa öğrenci, veli ve okulun bütün mesaisini buraya yönlendirmesi kaçınılmaz olacaktır. Buna direnç gösteren ister ahlaki ister sanatsal isterse toplumsal öneme sahip hemen her şey ise bu güçlü çarkın dişlileri arasında ufalanıp gidecektir. Nitekim akademik okulların çoğunda çocuklarımız öğrenmeyi sınavda soru çıkacak derslerin test sorularına yoğunlaşmak olarak algılıyor. Sınavda soru çıkmayan her şeye karşı da kayıtsızlık gösteriyorlar. Oysa başarı kriteri sonuçtan çok sürece yönelik olsa yani öğrencilerin iyi birey oluşlarını ölçmeyi esas alsa işte o zaman bu çark tersine dönecektir. Böylece toplumun geleceğine nitelikli nesiller armağan etmenin kapısı ardına kadar açılmış olacak. Bunu bizden uzak toplumların eğitim sistemlerinde aramaya hiç gerek yok. Mevlâna Celaleddin yüzyıllar öncesinde bunu bize söylüyor zaten; “Ne olursan ol ama önce insan ol.”

    Eğitim sistemimizi hızla süreç odaklı hale getiremezsek bu sisteme saf, masum ve pırlanta gibi girip fabrika ayarları bozulmuş olarak çıkan çocuklarımızın çığlıkları kulaklarımızdan hiçbir zaman eksilmeyecektir. Sonuç odaklı eğitim çocuklarımızı bencilliğin ve menfaatperestliğin kucağına iterek onları önce ailelerinden sonra okullarından ve nihayet ülkelerinden soğutuyor. Mayın tarlasında gül yetiştirmeye çalışmak gibi bir şey bu. Böyle bir sisteme rağmen kendini bulan, bilen, düşünen, üreten ve bu ülkenin büyük ideallerine tutunan gençleri tebrik ediyor, alınlarından öpüyorum.

    Bu vesileyle, ilim yolculuğuna çıkmış talebe denen nadide varlığın akıl ve gönül cephesini, mensup olduğu kültür ve medeniyetin emsalsiz desen ve nakışlarıyla buluşturan, tanıştıran ve kaynaştıran; öte yandan “Yarınki Büyük Türkiye’ özlemimizle sevdamızı sınıf tahtasında bayraklaştıran, şiirselleştiren ve idealize eden bütün öğretmenlerin yeni eğitim- öğretim yılını tebrik ediyor, çocuklarımız ve ülkemiz adına hayırlara vesile olmasını diliyorum.

    Kalın sağlıcakla efendim.

    Mürsel Gündoğdu

    murselgundogdu@gmail.com

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.