eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Az Bulutlu
31°C
Ankara
31°C
Az Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
31°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
27°C
Cuma Az Bulutlu
27°C
Cumartesi Açık
29°C

Mürsel GÜNDOĞDU

Giresun’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Bulancak’ta tamamladı. Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden “Kuran’da Sanat Kavramı” adlı teziyle mezun oldu. Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı İslam Felsefesi Bölümü’nde “Farabi’de İyilik Kavramı” adlı teziyle yüksek lisansını tamamladı. Birçok dergi, gazete ve haber sitesinde şiir, makale ve köşe yazıları yayınlandı. Halen Haber7.com’da köşe yazarlığı yapmaktadır. Mürsel Gündoğdu evli olup Mehmet Kağan ve Bengisu adında iki çocuğu vardır. YAYINLANMIŞ ESERLERİ • Bir Nehir Yangını (Şiir) • Akıl Kalbi Ararken - Bir Gazâli Romanı 1 • Kalbin Şehrinde - Bir Gazâli Romanı 2 • Vezir Nizamülmülk (Roman) - ESKADER 2014 Roman Ödülü • Taşları Konuşturan Adam - Bir Mimar Sinan Romanı • Hakan - Türkler Müslüman Oluyor - Bir Abdülkerim Satuk Buğra Han Romanı • Müderris - Bir Gazâli Romanı (Birleştirilmiş Baskı) • İmam Maturidi (Roman) • Farabi (Roman) • İmam-ı Azam Ebu Hanife (Roman)

    “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” Bize Ne Söylüyor?

    Dünya, hızlı bir değişim içinde. Buna bağlı olarak tabiat değişiyor, insanlar değişiyor. Toplumlar ise baş döndürücü bir değişim ve başkalaşım süreci geçiriyorlar. Bu olup bitenlerden eğitim-öğretime dair yaklaşımların etkilenmemesi ve değişmeden sabit kalması mümkün mü?

    Millî Eğitim Bakanlığı’nın uzun süreden beri üzerinde çalıştığı, büyük emekler sarf ederek hazırladığı ve adını “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” olarak belirlediği taslak müfredat çalışmasını dünyada yaşanan değişim ve dönüşümlere karşı bir duruş sergileme çabası olarak değerlendiriyorum. Eğitim yöneticilerimizin dünyada yaşanmakta olan değişimlere kayıtsız kalmama iradesini ise ülkemizin geleceği adına çok kıymetli buluyorum.  

    ‘‘Köklerden geleceğe’’ mottosuyla başlayan ve eğitimi; “bir ayağı geçmişte duran diğer ayağı insanlığın geleceğine ufuklar açan bir kapı” olarak tanımlayan öğretim programları ortak metnini okurken eğitime dair derdi olan insanın heyecan duymaması mümkün değil. Metnin devamındaki; “millî ve manevi değerler manzumesi ile gelişmenin maddi zirvesini hedefleyen bu süreçte temeli milletimiz oluşturur” tespiti ile “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli; öğrenci profili, beceriler çerçevesi, erdem-değer-eylem modeli, sistem okuryazarlığı, alana ait bilgi kümeleri bileşenlerinden oluşan bütüncül bir modeldir” cümlesi bu heyecan halesinin daha da artmasını sağlıyor. Nihayet bu anlayışa temel oluşturan öğrenci modelinin tanımlandığı “yalnızca medeniyete uyum sağlayan bir nesil değil, etkin olarak medeniyet kurucusu ve geliştiricisi bilge nesiller yetiştirmeyi hedefleyen eğitim felsefemiz doğrultusunda ahlaklı, erdemli, milleti ve insanlık için iyi, doğru, faydalı ve güzel olanı yapmayı ideal edinmiş öğrenci profili” yaklaşımıyla yüzleştiğinizde geleceğe dair umutlarınız iyice yeşeriyor.

    Hangi Türk evladı, kökleri bu asil milletin öz değerlerine dayanan ve geçmişin birikimleriyle bugünün imkanları ölçüsünde medeniyet kurabilecek ve onu geliştirebilecek bilge nesiller yetiştirmeyi hedefleyen böyle bir yaklaşımdan yarınlar adına ümitvar olmaz ki?

    Üstelik yüz yıllardan beri; köklerinin hangi medeniyetin değer kuyularından su içip yeşerdiği aşikâr olmayan, gövdesinin hangi ithal yiyeceklerle hormonlu şekilde beslendiği dillendirilmeyen ve meyvelerinin hangi ayrık kültürün sofrasına meze yapılmaya çalışıldığı herkesten gizli tutulan bir eğitim modelinin nesillerimizin bilincini tarumar ettiği ve onların tarihten süzülüp gelen büyük ideallerini un ufak eylediği sancılı bir süreç söz konusuyken, kökünü milletimizin değerlerine yaslama iddiasında olan böyle bir yaklaşımdan nasıl mutluluk duyulmaz ki? Kaldı ki dün olduğu gibi bugün de dünyada her alanda söz sahibi olma payesine erişen ülkelerin tamamı eğitim felsefelerini ve yetiştirmek istediği insan modellerini kendi tarihi birikim ve kültürel değerleri üzerine kurup sistemleştiriyor. Hal böyle olunca bizim gibi çok uzun süredir pusulasını yitirip yönünü kaybetmiş ülkeler için eğitim felsefesinin istikametini taklitten tahkike, ithalden yerliye ve hormonlu olandan organiğe çevirme iradesi göstermek, durum tespiti ve çözüme odaklanmak adına oldukça büyük bir kazanımdır.

    Yaklaşık üç asırdır bireysel ve sosyal alanların tamamına yakınında kafa karışıklığı yaşayıp bocalamakta olan bir toplumun bütün gelecek umudunu ucu bucağı belli olmayan bir batılılaşma programında gördüğü çarpık ve bir o kadar da absürt yaklaşımdan, pergelin sivri ucunu kendi öz değerlerine sabitleyip hareketli ayağıyla dünyayı taramaya koyulan böyle bir anlayışa ulaşmak kanaatimce çok ileri bir aşamadır.

    Başarılarla dolu geçmişinde eğitimden sanata, ekonomiden hukuka, edebiyattan ilahiyata kadar hayatın her alanına dair özgün çözümler geliştirmiş ve o tecrübelerle farklı milletleri, kültür ve coğrafyaları yönetme başarısı göstermiş bir milletin, yeni dünya denkleminde güçlü bir şekilde yer alabilmesi için, kendi kök değerlerinden filizlenip yeşeren, büyük ideallerinin gür ışıklarıyla beslenip serpilen ve dünyanın ulaştığı nihai seviyeden esinlenen bir yaklaşımla çağa yürümesi ve geleceğini bu doğrultuda planlaması elzemdir. Ne var ki toplum olarak bu konuda üç asırdır patinaj yapıyoruz. Daha doğrusu ilk düğmeyi yanlış iliklemenin faturasını üç asırdır ödemeye devam ediyoruz. Bu hengamede sadece asırlarımız değil nesillerimiz de elimizden kayıp gitti. Şimdilerde dünyada yepyeni bir denklem kuruluyor. Biz bu denklemde güçlü bir şekilde yer almak için devlet olarak “Türkiye Yüzyılı” parolasıyla iddialı bir irade beyanında bulunduk. Bu sebeple ülkemiz açısından en az anayasa metni kadar öneme haiz olan eğitim müfredatları hususunda yerli ve milli bir yaklaşım sergileyecek, milletimizin ölümsüz ideallerini mayalayacak, gençlerimize tarih ve gelecek şuuru aşılayacak her adım altın değerindedir.

    “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adlı taslak metindeki olumlu güncelleme adımlarını görmezden gelmek mümkün değil. Buna rağmen eğitim sistemimizin ana omurgası nesillerimizi kendi kültür ve medeniyetinden uzaklaştırmaya, kendi değerlerine yabancılaştırmaya ve Batı toplumlarına hayran kılmaya devam edeceğe benziyor.

    Günümüzde eğitim sektörü tamamen Batı’nın tekelinde ve eğitime dair en köklü çalışmalar onların üniversitelerinde üretilip dünyaya servis ediliyor. Eğitime dair burada üretilen bilgilerin, Batı toplumlarının kendi kültür ve medeniyet iklimiyle birebir örtüşen ve kendi toplumsal yapılarına uyumlu bilgiler olması gayet doğaldır. Oysa eğitim öğretim işlerini pazarlama alanı olarak algılayıp okulu fabrikaya, veliyi müşteriye, talebeyi ise ürüne indirgeyen bir yaklaşımın ne felsefesi ne de dili bizim kültür ve medeniyet kodlarımızla uyuşur.

    İnsanın eğitimine dair böyle bir yaklaşım tarzı ve ifade biçimi kültürümüzün hiçbir aşamasında kendisine yer bulamamıştır.

    Kaldı ki bu durum kutsal metinlerimizin insana yaklaşımına dair temel felsefeyle de taban tabana zıttır. Ne var ki her ne kadar güncellenen eğitim müfredatının öğretim programları ortak metninde bu hususa dikkat edilse de ders müfredatlarının ana omurgası bu yaklaşım üzerine inşa edilmiştir. Bu, Batı’nın insandan ve onun eğitiminden anladığı şeydir ve onların medeniyet yaklaşımına uygun olarak kapitalist piyasaya uyumlu insan yetiştirme modelidir. Batı toplumları kendi zihniyetleri doğrultusunda eğitim modelleri geliştirdikleri ve bunu da kendi anlayışları doğrultusunda başarıyla icra ettikleri için toplumsal çarklarını büyük bir uyumla ve maharetle çevirmeye devam ediyorlar. Ne var ki bu durum bizim gibi toplumların bünyesinde kalıcı hasarlara yol açabiliyor. Bu ise bir yandan nesillerimizi kendi değerlerimize karşı son derece duyarsız hale getirirken öte yandan Batı toplumlarına dönük tarifsiz bir hayranlığa sevk ediyor.

    Eğitim müfredatlarında nihai hedefimiz, kendimize özgü bir maarif iklimini kendi dili, elbisesi ve ruhuyla yeniden inşa etmek olmalıdır.

    Şüphesiz her toplum kendi kültür ve değer birikimlerinin aydınlığında geleceğe yürür. Bir milleti öz değerlerinden, tarihi ve kültürel birikimlerinden daha güçlü ve güvenilir bir şekilde geleceğe taşıyacak hiçbir unsur yoktur. Kaldı ki milletimiz üç bin yılların ötesine uzanan muazzam kültürel birikimleriyle pek çok konuda olduğu gibi eğitim yaklaşımı hususunda da dünya üzerinde yaşayan toplumların en şanslı olanıdır. Bu hususta epey zamandır patinaj yapıp kimlik bunalımları yaşıyor olsak da nasıl ki her çağda küllerimizden yeniden doğarak içinde bulunduğumuz çağa güçlü bir şekilde yürümeyi başarmışsak bu hususta da pekâlâ yeni bir iklim, yeni bir dil, yeni bir elbise ve yeni bir ruh inşa edebiliriz. Şartlar bizi, aydınlık geleceğimize nesiller yetiştirmekle küresel kültür pazarlamacılarının tezgahına hizmet edecek bireyler hazırlama konusunda bir tercihe zorluyor.

    Mürsel GÜNDOĞDU

    murselgundogdu@gmail.com

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.