Devletin onca alt yapı, okul, binâ, malzeme yatırımına rağmen, millî eğitimde diplere doğru hızla gidiyoruz. Daha birkaç sene önce orta okul ve lise hocalarımız eğitimin kalitesindeki düşüşten, dolayısıyla öğrenci seviyesinin aşağılara doğru inişinden şikâyet ederlerdi. Bizler de belli hususlarda ister istemez katılırdık bu yorumlarına, kaygılarına.
Birkaç senedir, salgın hastalık, ardından da bu sene gelen deprem felâketlerinden dolayı uzaktan uzaktan eğitim yapmaya başladık mecbûren. Bunların da önemli ölçüdeki katkılarını göz önünde bulundurarak lisans seviyesindeki öğrencilerimizde insanı dehşete düşüren bir bilgi eksikliği, alâkasızlık vs. gözleyip duruyoruz. Son bir iki yıldır da artık yüksek lisans ve doktora öğrencilerimizden bu tür sıkıntılar görmeye, şikâyetlerimizi dillendirmeye başladık.
Okumayan ve okumamaya da azmetmiş bir nesille karşı karşıyayız. Bilmemenin verdiği tuhaf bir huzur içerisindeler, onunla gelen özgüvene sâhipler. Hayat zorluklarını, gelecek kaygısını tabiî ki göz önünde bulunduruyoruz. Öğrenmemek ve üzerine düşeni yapmamak husûsundaki tarifsiz ısrar ve sebat, çocuklarımızın çoğunun ortak vasfı olmuş vaziyette. Geldiğimiz noktada artık ilmî disiplin, araştırma isteği, merak vs. gibi özellikleri bile bekleyemez hâle geldik. Ek olan -de -da, -te, -ta ile edat olan ve dahi mânâsına gelen de, dayı ayırt edebilen öğrencimiz neredeyse yok gibi. Sıradan bir insanın en fazla yarım saatlik bir uğraşla halledebileceği bu mesele, çocuklarımızda bir meziyet hâline gelmiş. İstediğiniz kadar tezini düzeltin, yine aynı şeylerle çıkıp geliyor öğrencilerimiz. Düzgün cümle kurmak, aya zıplayıp ulaşmak kadar imkânsız çoğu için. Ne öğrenme isteği, ne düzeltme gayreti, ne de bir kısmında mahcûbiyet!
Biz elimizden gelenin en iyisini hâlâ sabırla ve ısrarla yapmaya çalışıyoruz; geleceğimiz için kaliteli bilim insanları yetiştirmeye gayret ediyoruz. Fakat, eldeki malzeme ile ne ustalık ortaya konulabilir ne de işe yarar bir sonuç alınabilir.
Birkaç yıl sonrasını tahmin etmek istemiyorum. Geliş gidişten az çok nereye varacağını hepimiz şöyle böyle hissediyoruz.
Ne yapılmalı?
Mecbûrî lise eğitimi fantazisinden daha fazla gecikmeden vazgeçilmeli. Bu inat ve ısrar yüzünden köyler, kasabalar, ilçeler boşaldı. Şehre göçe mahkum edildi insanımız. Herkes lise okumamalı, okuyamaz da; hele hele üniversite aslâ ve kat’â. Lütfen bakınız Avrupa ülkelerine. Birkaç yıldır, diplomanın pek de bir işe yaramadığını daha yüksek sesle dile getirmeye başladıi bir kısım insanlar. Sayıyı çoğalttık ama, kaliteyi dibe indirdik. Herkesi liseye ve dolayısıyla üniversiteye zorlamak akıl kârı değil. Bu ısrardan ve inattan daha da gecikmeden vazgeçilmeli. Şehirde yaşayıp da sâdece tüketici olan insan manzarası, yaşadığımız iktisâdî curcunanın da âmillerinden. Topraktan, tarımdan, üretimden koparılıp apartman dâirelerine hapsedilen insandan daha ne bekleyebilirsiniz ki?
Bizler, işte geldik gidiyoruz havasındayız. Evlatlarımıza yazık ettiğimizi, onların da hayatlarını perişan ettiğimizi, çocukluklarını yaşayamadan okul, dersâne, sınav keşmekeşine esir ettiğimizi görmemek mümkün değil, bunları dile getirmemek vicdana sığmaz.
Köye veyâ toprağa dönüş teşvik edilmeli, birkaç öğrencisi bile olsun her köyde okullarımız açılmalı, büyük köy ve kasabalarda orta okullar, belli merkezlerde de liseler açılmalı, açık tutulmalı.
Hadi bırakalım son 50 yılın hatâlarını, hiç değilse şu son 20-25 yılda yapılan yanlışları bertaraf etmek, düzeltmek için elimizi taşın altına koymalıyız. Aksi takdirde meseleler bir çığ gibi büyümeye devam edecek ve bir müddet sonra dönüş imkânsız hâle gelecek.
Orta okulu sıradanlaştırdık, liseleri o hâle getirdik, üniversite lisans seviyesini, derken son kademe yüksek lisans ve doktora oldu. Bunları da hızla sıradanlaştırırsak ilmin rûhuna Fâtiha okumaktan başka bir işimiz kalmayacak.
Hatâdan dönmek meziyettir, fazîlettir. Millî eğitim meseleleri iktidârıyla muhâlefetiyle her kesim siyâsînin, hâsılı hepimizin derdidir. Bana dokunmayan yılan ne kadar yaşarsa yaşasın diyemeyiz.
Samîmî bir feryâttır. Belki bir duyan olur da tedbirler alınır.