Covid 19 sürecinde hızla hayatımıza giren çevrimiçi platformlar özellikle eğitimin her kademesinde kendine çok çabuk yer buldu. Yaşamış olduğumuz deprem felaketi nedeniyle eğitimin uzaktan eğitim yoluyla yapılması da teknoloji tabanlı bu araçlara duyulan ihtiyacı bir kat daha artırdı. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yapılan her türlü toplantı ilk başlarda Zoom platformu üzerinden gerçekleşmiş, çevrimiçi toplantılar bu platformun adı ile anılmaya başlamıştı. Her ne kadar, çevrimiçi toplantılarda farklı platformlar kullanılsa da yapılan her türlü toplantı Zoom toplantısıydı. Zoom toplantıları adı verilen çevrimiçi toplantılar birçok açıdan insanlara kolaylıklar göstermişti. Şu tür konuşmaları da sık sık duyar hale gelmiştik:
- Bugün toplantımızı Zoom’dan yapalım.
- Ders saat dokuzda Zoom’da.
- Geçen hafta bir Zoom yaptık. Bu konuları öğretmen arkadaşlarla tartıştık.
- Zoom’da bu konuları görüşelim.
Covid 19 ve deprem gibi acil nedenlerle eğitimin uzaktan yapılmasının zorunlu hale gelmesi bu teknolojinin hayatımızın bir parçası haline gelmesini kaçınılmaz duruma getirdi. İlk başlarda milyonlarca öğrenci, öğretmen, veli ve karar verici durumunda olan yönetici çevrimiçi uzaktan eğitim yoluyla yapılan eğitimin aksatılmadan yürütülmesini umut etmişti. Bu beklenti kısmen de olsa cevap buldu. Öğrenciler eğitimlerini ekran başında, çoğu zaman aileleriyle birlikte sürdürüyor, öğretmenler derslerini eğitimi aksatmadan yapmaya çalışıyordu. Ekranın diğer paydaşı olan öğretmenler veya öğretim elemanları bu durumun hiç de tatminkar olmadığını yavaş yavaş hissedecek ve böyle bir eğitimin uzun soluklu gidemeyeceğinin farkına varacaklardı. Zamanla literatürde de karşılığı olan bir yorgunluk durumu ortaya çıkmaya başlamıştı. Sabahtan akşama kadar veya birkaç saat boyunca dahi olsa ekrana bakmak ve hareketsiz kalmak ister istemez ekranın her iki tarafında olanlarda rahatsızlıkların ortaya çıkmasına neden olacaktı. Daha önceleri anlamlı ve etkili olan eğitimde teknoloji kullanımının insan faktörünü devre dışı bırakıp makine üzerinden yapılmasıyla yavaş yavaş Zoom Yorgunluğu diye tarif edilen bir bıkkınlık veya yorgunluk durumunun ortaya çıkmasına neden oldu.
Önceleri dikkatle takip edilen çevrimiçi dersler veya konferanslar etik veya farklı nedenlerle görüntünün açık olmaması sonucu tek taraflı bir konuşma haline geldi. Öğretmenler sordukları sorulara cevap alamaz, öğrenciyi derse katamamak, ders materyallerini etkili paylaşamamak ve hepsinden önemlisi de etkileşimli bir ders ortamı oluşturamamaktan yakınmaya başladı. Oysa biliyoruz ki öğretmenlik mesleği hiçbir zaman tek taraflı gerçekleşen bir meslek olmamıştır. Öğrenci- öğretmen etkileşiminin mutlaka olması gerektiği, iki taraf arasında farklı iletişim kanallarının var olduğu, sadece bilgi aktarımının değil, duyguların da aktarılmasının gerektiği su götürmez bir gerçek. Tarih boyunca öğretmenlik mesleği sosyal bir meslek olmuş bundan sonra da sosyal etkileşimin etkin olduğu bir meslek olmaya devam edecektir. Kısaca öğretmenin yerini hiçbir şey tutamaz ve tutamayacaktır. Bu gerçeği yaşadığımız Covid 19 dönemindeki eğitim tecrübemizle çok daha iyi anladık. Birçok öğretmen ve öğrencinin yüz yüze eğitimin yerini hiçbir şeyin tutamayacağı yönündeki düşünceleri ve bunun toplumca da genel kabul görmesi bu durumu çok daha iyi açıklamaktadır.
Teknoloji kullanımı elbette günlük hayatımızda önemli bir yer tutmaktadır. Hayatımızı kolaylaştıran her şeyin aslında teknoloji sayesinde olduğunun da farkındayız. Hayatımızda var olan her şeyin mutlaka eğitime dahil edilmesi gerçeğini göz ardı etmeden eğitimde teknoloji kullanımının öğretmen ve öğrenciye öğretme ve öğrenme sürecindeki katkılarını unutmamalıyız.
Teknoloji kullanımı konusunda donanımlı eğiticilerin olması öğrenme ve öğretmeyi daha etkili ve anlamlı hale getirecektir. Ancak teknolojinin eğitimin tamamına değil bir kısmına hükmettiği sürece faydası olacaktır. Her şeyi teknoloji üzerinden halletmeye, her sorunu teknoloji yardımıyla çözmeye çalıştığımızda sahip olduğumuz bazı değerleri de ister istemez unutur veya etkisini azaltır hale getirmeye başlıyoruz. Bu durum eğitim ortamında öğrenci ve öğretmen açısından çok daha fazla önem arz etmektedir. Bu nedenle ne teknolojiye aşırı bağımlı ne de teknolojiden tamamen uzak olamayız. Yerinde ve oranında kullanılan her şeyin insan hayatı ve toplumsal iletişim açısından önemli olduğunu da unutmamalıyız. O yüzden eğitimde teknoloji kullanımı sürecinde insan faktörünün göz ardı edilmemesi, bütün öğrenme ve öğretme süreçlerinde insanı merkez alan ancak teknolojiye de gerektiği oranda yer veren bir planlamanın yapılması sağlıklı, iletişime açık, sosyal, araştıran, problem çözme becerisine sahip bireyler yetişmesini sağlayacaktır.