eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Prof. Dr. İsmail AYDOĞAN

Kahramanmaraş’ta doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Kahramanmaraş ve Ankara’da tamamladı. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi, Eğitim Yönetimi ve Teftişi Bölümünden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimler Enstitüsünde, aynı alanda, yüksek lisans ve doktora yaptı. 2015 yılında profesör oldu. "Kuram ve Uygulamada Eğitim Bilimleri", "Eğitim ve Paradigma", "Kültür Temelli Eğitim", "Eğitimin Türkçesi", "Eğitimde Nezaket", "Bir Dava Adamı Nurettin Topçu" ve "Eğitimin Kimlik Arayışı" adlı kitapları yazmıştır. Ayrıca ulusal ve uluslararası dergilerde yayımlanmış altmışın üzerinde kitap bölümü, makale ve bildirisi bulunmaktadır. Çalışma alanları, eğitim felsefesi, eğitim politikası, eğitim sosyolojisidir.

    Üzeyir’in Hüznü

    Günahtan örülmüş duvarları var son hükümranlığın. Bir sapma uygarlık olarak kurduğu kendi fanusunda mutlu ve mesut yaşaması, Afrika’nın, güney Amerika’nın ve diğer tüm ülkelerin fakirliğine borçlu. Tozlu yollarda yürürken Afrikalı çocuklar, toprağın rengini görmeden büyürken Avrupalı akranları ve betondan ve biçimlenmiş ağaçlardan örülmüş sokaklarında maşukunu iğfal ederken beyaz tenli genç, bunu nefsinin bir köşesinde hayal eden ve ardından taklit eden siyahi genç, nihayetinde bu hercümerçte boğulan insanlık. Dahası bir Filistinli çocuğun isyan dolu sesi duyulurken dünyanın merkezinde, daha doğrusu duyulamazken, hırsına hapsolmuş kardeşi, sözlerini ve gözlerini daha çok masivaya mıhlarken oluyordu tüm bunlar.

    Evet, insanı, hüznü kurtaracaktır. Hz. İbrahim’i yani bizi kurtardığı gibi kurtaracaktır hüzün. İnsan, hırsında aşikâr; gözyaşları, yastıklarında saklı olsa da bu gerçek değişmeyecektir. Çünkü herkes ömrünü kendisi örer; kimi yalanla, kimi sahtelikle, kimi isyanla, kimi de hüzünle.

    İnsan kaçtıkları, kaçabildikleri kadardır. Kendi kaçışımızın özetiyiz. İnsanı ortadan ikiye ayırsak; yarısı kaçtıkları, diğer yarısı özledikleridir. Kaçtıklarıyla hüznünü, özledikleriyle sevincini yaşatır insan.

    Hüzün kaçtıklarımızdan, yapamadıklarımızdan, kul olamamaktan kaynaklandığı için olsa gerek, denilmiştir ki “Kur’an hüzünlü bir ortamda indi”. Bu nedenle hüzün duyuldukça, günahlarla örülmüş fanus kırılacaktır. Evet, bizi kurtaracaksa hüzün kurtaracaktır.

    Ne var ki yeni uygarlık, insanı geliştiren diğer duygular gibi hüznü de insandan uzaklaştırdı. Gülmenin, kahkaha atmanın insanı rahatlattığını söyledi. Bir büyücü olan psikoloji de, baktığı fallarla, gülmenin ömrü uzattığını dillendirdi. İnsan da buna inanarak eğitimli oldu, eğitimli oldukça modernleşti, yani kendinden uzaklaştı. 

    Bugün her türlü eğitim, insanın mutluluğu üzerine kurgulu. Hüzünden uzak, mutluluğa yakın ve geleceğe âmade. Mutlu olmaktan utanan insanla, hüzünden kaçan insan artık birbirini tanımıyor. Mutluluğun köleleştirici bir duygu olduğuna burun kıvırılıyor. Lakin mutluluğun peşinden gittikçe çamura saplanıyor, saplandıkça hırslanıyor, hırslandıkça kafası bozuluyor. Evet, modern insan hüzünlenmiyor, kafası bir makine gibi bozuluyor. Onu tamir ettikçe de mutlu oluyor (!).

    Üzeyir Peygamber, 100 yıl boyunca ölüyor /öldürülüyor. Sonra geri diriltiliyor. Yanında incir ve şıra olduğu gibi duruyor. Buhtunnasr’ın harap ettiği Kudüs’e bakıp “Allah, bu şehri ölümünden sonra nasıl diriltecek” diye kendi kendine soran Üzeyir, diriltildiğinde yepyeni bir kent bulmuştu karşısında. Üzeyir hüzünlenmişti Kudüs’un bu harap haline. Diriltildiğinde ise hikmeti anlamaya çalıştı ve anladı. Ama mutlu olmadı. Çünkü biliyordu ki mutluluk, hikmeti görmeye engeldi. Nasıl ki hüzün hikmete yakınsa ve yaklaştırırsa insanı kendine; mutluluk da hikmetten uzaktır ve insanı uzaklaştırır kendinden. İnsan, bu nedenle, hikmetin bağrına doğru yolculuk yaptığında, buna baş koyduğunda eğitilmiş olur, yani insan, yani Kudüs olur.

    Hülâsa insanı hüzün diriltir; beşer, dirildiğinde insan olur. Ve dirilişiyle Kudüs’ü harabattan kurtarır. Güçlü yahudi yoktur, yahudi ile siyonist ayrımı hiç olmamıştır. Korkak ve masivaya dalmış Müslüman vardır. O nedenle Müslüman dirildiğinde, yahudi, saklanacak gargat ağacı bile bulamayacaktır. Müslüman uyuduğu için, yahudi de ortalarda külhanbeyi gibi dolanıyor. Şimdilik…

    Yazarın Diğer Yazıları
    09.07.2023 00:02
    12.06.2022 00:10
    06.08.2023 00:01
    10.04.2022 10:30
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.