8 Aralık 2024 tarihi itibarıyla Suriye’de 13 yıldan beri devam eden iç savaşın ardından kazanılan zaferle yeni bir döneme girilmiştir. Heyet Tahrir Eş-Şam öncülüğündeki muhalif grupların Humus’un ardından başkent Şam’ı da ele geçirmeleriyle 61 yıllık Baas rejimi yıkılmış, Devlet Başkanı Beşar Esad’ın Suriye’den kaçmasıyla birlikte rejim resmen çökmüştür. 12 Milyon Suriye halkını mülteci konumuna düşüren katil Esat ta kendisini mülteci olmaktan kurtaramamıştır.
Suriye’de meydana gelen rejim değişikliğinin öncelikle mazlum Suriye halkı, ülkemiz, insanlık ve İslam alemi için hayırlar getirmesini, özgür Kudüs’ün, Özgür Filistin’in, Özgür D. Türkistan’ın inşası için bir işaret fişeği olmasını temenni ediyorum. 61 yıllık Baas rejiminin çöküşünü, Suriye’nin devrik devlet başkanı Esad’ın ülkesinden kaçışını gösteren Rabbim ’den Siyonist İsrail’in çöküşünü ve katil Netenyahu’nun da sığınacak kapı aradığını göstermesini niyaz ediyorum.
Suriye rejimin yıkılışı ile Yunus Emre’ye ait olduğu ifade edilen “Zulüm ile abat olanın sonu berbat olur” sözü adeta vücut bulmuş, “Birlikte rahmet ayrılıkta azap vardır hadisi şerifinin hakikati tecelli etmiştir. Birlik olunca, Müslümanlar ümmet bilincine erince nelerin yapılabileceği, bölünüp parçalanınca nelerin kaybedileceği acı bir şekilde ispatlanmıştır.
Suriye olayında bütün milletlerinin, yöneticilerin ve yönetilenlerin, zalimlerin mazlumların alacakları çok önemli dersler ve ibretler vardır. Bilindiği üzere Suriye’yi oluşturan Araplar, Kürtler, Türkmenler, Süryaniler, Ermeniler, Arnavutlar, Dürziler ve Rumlar gibi farklı din, mezhep ve etnik unsurlar birbirlerine muhalif ve birbirinden bağımsız bir şekilde hareket edince Esad rejiminin zulmüne boyun eğmek zorunda kalmışlar, ancak birlikte hareket edip, rejime karşı ortak mücadele verince rejim kendilerine boyun eğmek zorunda kalmıştır.
Bu durum genel anlamda dini, mezhebi, dili, ırkı ne olursa olsun mazlum ve mağdur coğrafyalar için bir örneklik teşkil ettiği gibi, 2 Milyarlık bir nüfusa sahip olmalarına rağmen paramparça oldukları için 8 Milyonluk Siyonist İsrail karşısında bir varlık gösteremeyen, Kudüs’e, Filistin’e, D. Türkistan’a sahip çıkamayan İslam âlemi için de örneklik teşkil etmektedir.
Bu kadar mukaddimeden sonra asıl konuya gelecek olursak; Bilindiği üzere, Arap Sosyalist Irkçı Baas Partisi‘nin Lideri ve Suriye Devlet Başkanı Baba Hafız Esad’ın 10 Haziran 2000 yılında ölümünden sonra; demokrasi, insan hakları ve özgürlükler vaadiyle Baba Esad’ın 1982 yılında,insanlık tarihine bir utanç vesikası olarak kazınan ve hafızalarda ki yerini hala koruyan 30 bin kişinin hunharca katledildiği, Hama katliamının kirli izlerinin henüz silinmediği bir dönemde; Suriye halkına insan hakları, adalet, özgürlük gibi demokratik reform vadiyle Temmuz 2000’de Suriye Devlet Başkanı olarak seçimle iş başına gelmiştir.
Ancak seçilmesinin üzerinden 11 yıl geçmesine rağmen vaadini yerine getirmeyen Esad halkın demokrasi, insan hakları, özgürlükler, adalet, hukuk, eşitlik ve refah talepleri ile ilgili insancıl eylemlerine silahla cevap vermeye kalkışmış; tanklarıyla, toplarıyla askeri güçlerini halkın üzerine salarak kendi ipini kendisi kesmiştir.
Suriye’nin muhtelif şehirlerinde Cuma namazlarından sonra düzenlenen protesto gösterileri kanlı bir biçimde bastırılmış, Hukuk dışı yürütülen kitlesel tutuklama yöntemleriyle evlerinden, camilerden, cami avlularından toplanan halk bilinmeyen yerlere götürülmüş, Katliam merkezlerinden yayılan çığlıkların duyulmaması için kentlerin iletişimi dünyaya kapatılmıştır. Ihvanı Müslimin gibi muhalif görüşte olanların hareketleri kanlı bir biçimde bastırılırmış veya ülke dışına sürgün edilmiştir. Barışçıl eylemler yapan silahsız, savunmasız yüzbinlerce insan Baas rejimine bağlı güvenlik güçlerinin vahşice saldırıları neticesinde yaralanmış veya öldürülmüştür. Halka ateş açmak istemeyen ordu mensupları ise kurşuna diziliştir.
Suriye’de başlatılan intifada Dera, Hama, Humus, Lazkiye, Banyas, Hasbiye, İdlip, Deyr-el Zor gibi tüm şehirleri içine alan; Müslümanların, Alevilerin, Sünnilerin, Dürzîlerin, Kürtlerin ve diğer etnik unsurların desteklediği kutsal bir ayaklanmalar İran ve Rusya’nın destek verdiği rejim güçleri tarafından bastırılmış, uçaklardan atılan bombalarla tıpkı Siyonist İsrail’in Gazze halkına uyguladığı gibi bebek, çocuk, kadın, yaşlı genç demeden 600 binden fazla sivil halk hunharca katledilmiş, milyonlarcası yaralanmış ve sakat bırakılmış, 12 milyon Suriyeli iç ve dış rotasyona tabi tutulmuştur. Bu sebeple milyonlarca Suriyeli ülkesini terk ederek Türkiye, Lübnan, Ürdün gibi ülkelere sığınmak zorunda kalmış, yüzlercesi başka ülkelere sığınmak için çıktıkları göç yolunda, yüzlercesi de Avrupa’ya gitmek için denizde boğularak can vermiştir.
2011 yılında 100 bine yakın bir nüfüsa sahip olan ve rejim saldırıları neticesinde sığınanlarla birlikte nüfusu 5 Milyon’a ulaşan Suriyeliler İdlip’te zor şartlarda yaşamaya mecbur bırakılmıştır. Ancak, son yıllarda Türkiye, Rusya ve İran arasında imzalanan Astana Mutabakatı sebebiyle rejim güçlerinin saldırılarında azalma görülse de Rejim güçlerinin yeniden süreci sabote etmeleri neticesi rejim muhaliflerinin yeniden bir araya gelerek derlenip toparlanmalarına vesile olmuştur.
27 Kasım günü çok sayıda rejim karşıtı gruplar tarafından İdlib’in güney kırsalı ve Batı Halep kırsalına yönelik başlatılan düzenli ve disiplinli harekât neticesinde Halep, Hama, Humus, Dera, Süveyda ve nihayet Şam ciddi bir direnişe sahne olmadan ve can kaybı yaşanmadan, kan dökülmeden Esad rejiminden temizlenmiştir.
Bu durum, zoraki olarak evlerini, yurtlarını terk etmek zorunda kalan Suriyelilerin kendi vatanlarına dönme umudunun doğmasına, rejime karşı olduklarından dolayı tutuklanıp, zindanlarda tutuklu bulunan mahkûmların özgürlüklerine kavuşmalarına; özellikle Şam’ın Halep’in Hama’nın, Humus’un ve bütün Suriye’nin özgürleşmesine, insanlık ve kardeşliğin yeniden yeşermesine vesile olması hepimizi sevindirmiştir. Şimdi gelinen nokta da 13 yıldan beri devam eden iç savaş nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalan ve halen çeşitli ülkelerde muhacir ve mülteci olarak, yaşamlarını sürdüren Suriyeli kardeşlerimizin emniyet içerisinde kendi memleketlerine güven ve huzur içinde geri dönebilme şartlarının oluşturulması en büyük temennimizdir. Kendi ülkelerine geri döndüklerinde ne ile karşılaşacakları ise bir muammadır.
Suriye halkının uzun süren baskı dayatma, zulüm, işkence ve insanlık dışı muameleden sonra özgürlüğüne kavuşması son derece önemlidir. Suriye ülkesi ailevisi, Sünni’si, Kürdü, Türkmen’i ve Nusayri’si, Ermeni’si, Dürzi’si, İsmail’isi gibi bütün farklı unsurlarıyla Suriyelilerindir. Öyle kalmalıdır ve öyle kalmalıdır. Suriye’nin geleceği yine Suriyelilerin özgür iradeleriyle belirlenmelidir.
ABD Başkanı Trup tarafından hukuksuz bir şekilde egemenlik hakkı Siyonist İsrail’e hediye edilen, Golan Tepeleri de dâhil olmak üzere Suriye’nin toprak bütünlüğüne, halkın demografik yapısına ve halkın özgür iradesine saygı duyulmalıdır. Siyonist İsrail, işgali altında bulanan ve Suriye toprağı olan Golan tepelerinden derhal çekilmelidir.
27 Kasımda 2004’te İdlib’in güney kırsalı ile Batı Halep kırsalından başlatılan kısa adı HTŞ olan Hey’etu Tahrîri’ş-Şâm veya Şam Kurtuluş Heyeti lideri Muhammerd El Cevlani veya Ahmed Hüseyin el-Şara liderliğinde gerçekleştirilen özgürlük ve bağımsızlık zaferine 8 Aralık 2004’te 11 gün içerisinde; ABD, İsrail ve Batılı güçlerin desteği ile erişildiği yönünde iddialar ortaya sürülmek suretiyle halk arasında kafa karışıklığı oluşturulmak istenmektedir.
Biz Suriye özgürlük zaferinin Suriye halkları bileşenlerinin kendi özgür iradeleriyle bir ümmet bilinci ile verilen mücadele neticesinde kazanıldığına inanıyoruz. Halisane bir niyetle; bütün kalbimizle başarılı olmasını temenni ediyor ve destekliyoruz.
Özellikle Suriye’nin özgürleşmesinin önünü açan aktörlerin ve kendilerine tabi olan grupların kendi aralarında sağlanan tesanütü bozmayacaklarına ve yeni bir çatışma ortamı oluşturmayacaklarına, Siyonist İsrail’in diğer İslam ülkelerine karşı Suriye’yi basamak olarak kullanmalarına asla müsaade etmeyeceklerine dair inancımızı korumakla birlikte; ABD, İsrail ve emperyal güçlerin, şeytani tuzakları karşısında dikkatli olunmasını yeğliyoruz.
Ancak, bir taraftan ABD’nin Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasına yönelik telkinlerde bulunması diğer taraftan ABD eski Başkanı Trup tarafından hukuksuz bir şekilde egemenlik hakkı Siyonist İsrail’e hediye edilen, Golan Tepeleri hakkında Siyonist İsrail Başbakanı Netanyahunun; Suriye Baas rejiminin çökmesiyle; 1974 yılında imzalanan Golan Tepelerinde tampon bölge ve silahtan arındırılmış bölgenin sınırlarını belirleyen; “Kuvvetlerin Çekilmesi Anlaşması’nın” hükümlerinin ortadan kalktığı iddiasıyla işgali altında tuttuğu Golan Tepelerine ve Suriye ile İsrail arasında tampon bölge olan Bental dağına İsrail kuvvetlerini göndermesi, Suriye’nin askeri bölgelerine sürekli saldırı düzenlemesi Siyonist İsrail’in hem Suriye hem de bölge için tehlike oluşturmaya devam ettiğinin İşbirlikçi ABD’nin bu hukuksuz işgal karşısında sessiz davranması olabilecekler hakkındaki kaygımızı artırmaktadır.
Durum böyle davam ederse Suriye’nin toprak bütünlüğüne, halkın demografik yapısına ve halkın özgür iradesine saygı duyulmalıdır. Şeklinde ki yetkililer tarafından serdedilen ve kulağa hoş gelen ifadeler ne yazık ki süreç içerisinde anlamını yitireceğe benzemektedir.
Elbette Suriye halkının özgürlüğüne ve Suriye’nin hukukun üstünlüğünü esas alan yeni bir rejime kavuşması elbette en büyük dileğimiz ve temennimizdir. Endişemiz ve korkumuz yeni bir rejim değişikliğini fırsat bilerek, Siyonist İsrail’in Gazze’de, Batı Şeria’da sürdürdüğü işgali, vahşeti, soykırımı daha ileriye taşıyacak adımları atmasıdır. Sözlerimi noktalardan Suriye özgürlük savaşçılarını yürekten tebrik ediyorum. İslami ve insani bir anayasa ve yönetim oluşturmaları yolunda kendilerine hayırlı başarılar diliyorum.
MUSTAFA KIR 9.12.2024
Kıymetli Başkanım analiziniz takdire şayan. Elinize, gönlünüze, yüreğinize sağlık. Sonsuz saglar. Kızılay’ ya gelirseniz bende bekliyorum inşallah.