Mehmet Doğanın bize tuttuğu Ayna, Dil, Kültür, Yabancılaşma
Ayna yokken insan herhâlde kendini başkaları gibi sanıyordur sadece onlara bakmaktan. “Kendi”ni, üzerinden tanımlayabileceği başkalarıyla arasındaki fark ve benzerlikleri bilmiyordur zira başkalarının yanı sıra kendini de görmesi gerekir. Fakat göz için “kendi” bakış açısı dışındadır. İnsan kendini görebilmek için bir yansıma arar, bir ayna. “Kendi”nin inşası ve korunması ancak aynayla mümkün olur. Yazık ki aynasızlaştırılan bir milletiz, bu yüzden kendimize yabancılaştık, birbirimizi yabana attık. Sadece Batı’ya baktık, kendimizi Batı sandık. Siz de yanıldığımızı merhum Doğan’ın kitabındaki yansımamızdan bir kez daha göreceğimiz bu kitabı eseflenerek okuyacaksınız. Ancak eseflenmekle kalmayacak, harekete geçecesiniz.
Yazar Yayınları etiketiyle yayımlanan bu 204 sayfalık eser, sadece dil kitabı değil; kültür muhasebesi, kimlik arayışı ve hatırlama çağrısıdır. Kendimize, kelime, düşünce ve değerlerimize yeniden dönmemiz gerektiğini hatırlatıyor. Bugün, dünden daha çok ihtiyacımız olan şey belki de tam olarak bu: Kendi sesimizi yeniden duymak. İlk baskısı 1984’te yapılan Dil, Kültür, Yabancılaşma, aradan geçen yıllara rağmen güncelliğini yitirmeyen, hatta zamanla daha da anlam kazanan, kulağımızdaki küpe minvalinde. “Yaşadığımız Yabancılaşma”, “Kendi Kültürüne Turist”, “Dil ve Kültür”, “Dil ve Eser”, “Hayat ve Eser” ve son olarak “Tekmil” olmak üzere toplam altı bölümden oluşan kitapta konular sade ama derinlikli bir dille kaleme alınıyor.
Kitabın adı her ne kadar Dil, Kültür, Yabancılaşma olsa da Mehmet Doğan sözlerine ne dil ne kültür ne de bir devrimden veya ideolojiden başlıyor. Yazar, ilk cümlesinden itibaren meseleye insanı merkeze alarak yaklaşıyor. Çünkü ona göre ne dil tek başına bir problem ne de kültür sadece bir sonuçtur. Esas mesele, insanın kendi değerleri, anlam dünyası ve kimliğinden uzaklaşmasıdır. Bu yüzden Doğan, doğrudan gençlerden başlıyor söze. Onların yaşadığı bunalım ve buhranlardan yola çıkarak geniş bir düşünsel sorgulamaya girişiyor.
Mehmet Doğan’a göre gençlerin yaşadığı anlam ve yön kaybı sadece bir yaş dönemi sancısı değil, bugün toplumun ortak yarasına dönüşmüş bir mesele. Değer kavramlarındaki kargaşa, sadece ferdin değil, toplumun bütün yapısını sarsmakta. Bu noktada yazar, çözümün de yine insanda olduğunu vurguluyor. Sorunun temeli insandaysa, çözüm de insanla mümkün. Bu mesajlar kitabın satır aralarında değil, doğrudan merkezinde.
Kitapta yalnızca sorunlara işaret edilmekle kalınmıyor; bu sorunların tarihi, kökeni ve bugüne yansımaları da geniş bir perspektifle ele alınıyor. 18. yüzyıldan itibaren Osmanlı’dan Cumhuriyet’e, oradan da günümüze uzanan süreçte yapılan reformların, modernleşme adı altında aslında nasıl yabancılaşmaya dönüştüğü anlatılıyor. Dilden sanata, ekrandan sokağa, halktan kuruma kadar pek çok alanda yaşanan değişim, çeşitli örneklerle desteklenerek gözler önüne seriliyor.
Yazar, özellikle Cumhuriyet Dönemi’nde Arapça ve Farsça kökenli kelimelerin ötekileştirilmesi, dil kurumu sözlüklerinden dinî kavramların çıkarılmasının sadece Türkçeye değil, toplumun değer dünyasına, estetik anlayışına ve düşünce biçimine zarar verdiğini dile getiriyor. Sanat musikisinin yerini arabeske bırakması; ancak bir turist için olunca kendi mirasımızı koruyacak ve önem verecek kadar kendimizden uzaklaştığımızı; Tanpınar’ın bir zamanlar “gümrükten geçen her şey Müslümanlaşıyordu” sözüyle tarif ettiği anlayışın aksine, bugün gümrükten filtresiz geçen, sorgulanmadan benimsenen fikir ve değerleri; tarih boyunca bize ve eserlerimize yapılan tahriften tarih tahrifini; kısacası kendini sansürleyerek engelleyen halkın buhranının toplumda oluşturduğu sancıların kaydını tutuyor. Mehmet Doğan, manası boşaltılmış kelimelerle bir düşünceyi ve kültürü inşa etme veya devam ettirmede anlam ve anlaşılmama krizine hapsolmuş insana el uzatırken Mehmet Akif’ten Nurettin Topçu’ya, Erol Güngör’den Mustafa Kutlu’ya kadar pek çok isimden de destek alıyor.
Kitabın en kıymetli taraflarından biri ise sadece eleştirmekle yetinmemesi. Merhum Doğan, çözüm önerilerini ve bize düşen görevleri de ortaya koyuyor. Nostaljik bir dönüşten ziyade, bilinçli bir farkındalık için yapılan bu çağrıya gelin siz de kulak verin, kendinizi duyun. Kayıtsız kalmayın, kendinize kitaptan bakın, kendinizle yeniden tanış olun.
Zeynep Arslan