eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Az Bulutlu
17°C
Ankara
17°C
Az Bulutlu
Perşembe Parçalı Bulutlu
19°C
Cuma Hafif Yağmurlu
14°C
Cumartesi Az Bulutlu
18°C
Pazar Az Bulutlu
20°C

Memiş OKUYUCU

1965 Yozgat doğumlu. İlkokulu Yiğitler köyünde okudu. Ortaokul ve liseyi 1982 yılında Kayseri Mimar Sinan Öğretmen Lisesinde tamamladı. 1985 yılında Denizli Eğitim Yüksekokulunu, 1998 yılında da H.Ü. Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği bölümünü bitirdi. Eser Yayın: Yozgat ve Orta Anadolu Bölge Ağzında Yaşayan Kelimeler, Deyimler ve Atasözleri, Maarifimiz ve Geleceğimiz ve Türkiye'de Şehirli Dindarlık adlı eserlerini yayınladı. Yazıları, Denizli Hizmet ve Polatlı Postası, Arkadaş Çocuk (Batı Trakya) Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim (MEB)dergilerinde yayınlandı. 1996 yılından sonra TYB bünyesinde icra edilen millî kültür, millî tarih ve millî kimliğimize dair pek çok faaliyeti bir mektep formunda yirmi yıl kadar süre ile takip ve tedris etti. Öğretmenlik, Maarifimiz ve Geleceğimiz başlıkları ile muhtelif kurum ve kuruluşlarda konferanslar verdi. TRT Türkiye’nin Sesi Radyosunda, Öncü Eğitimci Portreler programlarını hazırlayıp sundu. Evli ve iki çocuk babasıdır.

    Ulus’ta Uçak Faciası Dosyası

    Ankara’nın şehir tarihi

    Büyük Ankara Yangınından Büyük Ulus Uçak Faciasına

    Tarihte Büyük Ankara Yangını olarak bilinen ilk büyük yangın felaketi Ankara’da 14 eylül 1916’da perşembe günü gece saat 03.30’da başlamış. On sekiz saat otuz dakika sürdükten sonra ancak 15 eylül cuma günü saat 10’da söndürülebilmiştir. Devir zamanında umumi harp diye anılan birinci dünya harbi yıllarıdır.  Refik Halit Karay’a göre ‘‘iki gece iki gün” süren,’ ‘Ankara’nın dörtte üçünü kül kömüre çeviren’‘, ”Ankara’nın siyah böğründe bu yangın kan yerine alev ve pıhtı yerine tutuşmuş yongalar saçan efsanevi bir dev yarasına benzeyerek” devam eden yangın ertesi sabah söndürülebilmiştir. Diğer bazı kaynaklara göre ise, üç gece iki gün sürmüştür. Ankara’nın nerede ise yarısını küle çeviren bu yangın felaketinde 21 eylül 1916 tarihli bir rapora göre 1033 hane, 935 dükkan, 2 cami, 6 mescit, 7 kilise, üç hastahane, iki tefkifhane, reji ve itc kulüp binaları ile bir polis karakolu yanarak kül olmuş. 5 kişi de hayatını kaybetmiştir. Ankara, bu yangının izlerini çok uzun yıllar sonra silebilmiştir. Daha sonra bu yangında özellikle Yahudi ve Ermenilerin meskûn bulunduğu evlerin çokluğuna dayanarak bazı çevrelerce ‘kasıt’ iddiası ortaya atılmış. Bir takım söylentiler çıkarılmış.  Ancak bir delil ortaya konulamamıştır.

    Trajik Bir Uçak Kazası

    Şehirler hafızaları ile yaşarlar. Şehrin ruhaniyetine ve maneviyatına damga vuran tesiri ile insanların hafızasında yer eden tarihi hadiseler vardır. Bilinen geçmiş zamanlarda meydana gelen hatıra ve hadiseler, bıraktığı tesirler ile şehrin hafızasında yer eder ve yaşarlar.  Bir taraftan da o hadiselerin millet hafızasında nakşedilmesi ile oluşan ortak hissiyat şehir hafızasına yön verir. Şehrin ruhuna sinen inanç ve kültür alanı bu hafızanın insani kodlarını temsil ederler. Tarihi Ankara deyince, tabi ki şehrin hafızası Hacı Bayram’dan başlar ve Ulus’un dehlizlerinde ve eski mahallelerinde devam eder. Ramazan ayının hatırlatmasıyla farklı bir Ankara hafızasından sizlere bahsedeceğim: Ulus Faciası. Yaşanan derin acılar millet hafızasına tesir eder. Toplum ve geleceğinin şekillendirilmesinde iz bırakır. Ankara Ulus’ta yaşanan da o tarihe kadar olan en büyük uçak kazalarından birisidir.

    Yazı Nasıl Yazıldı?

    Bir gün Ulus’ta eski Gima’nın olduğu sokakta babadan Ankaralı bir hocamızla yürüyorduk. Bana, Ticaret Hanı’nın tepesini işaret ederek ‘’1963 senesinde düşen uçağın motorunu bu yukarıda gördüm’’ dedi.  Bende pek çok Ankaralı gibi bilmediğim bu hadiseden böylelikle haberdar oldum. Sonrasında bu işin merakı sardı beni ve araştırmaya başladım.

    Bu yazıyı ortaya çıkarmak için sisteme girmiş tüm yazılı kayıtları taradım. Hazırlanmış belgesel türünde materyalleri defalarca seyrettim. Sınırlı sayıda da olsa bu kaza hakkında yazılanları okudum. O dönemin beş büyük gazetesini arşivden taradım. Özellikle kazada geçen yer isimlerini notlar haline getirip, öncelikle kaza mahallini kendim keşfettim.  Sonra Ulus esnafından yaşayan canlı şahitler bulup anlatımlarına müracaat ettim. Yaşayan Ankara mütehassısı diyebileceğim isimlerin anlatımlarını çıkardım. Elinizdeki bu yazı ortaya çıktı.

    Kaza Nasıl Oldu?

    Tarihe Ulus Uçak Faciası olarak geçen ve Türkiye’yi derinden sarsan uçak kazası, Büyük Ankara Yangınından 47 yıl sonra meydana gelmiş. Yarım asırlık süre içinde ilkinin izleri yeni yeni silinmişken, Ankara ikinci büyük felaketi yaşamış.  Bu kazadan yalnızca dört yıl evvel ülkenin başbakanı Adnan Menderes, 17 şubat 1959’da Londra yakınlarında geçirdiği uçak kazasından kurtulmuş. Bakan genel müdür dahil 14 kişinin öldüğü bu kazadan, parçalanmış uçağın içinden mucize kabilinden kurtuluşla, yürüyerek çıkmıştır. Başbakan Adnan Menderes yine bu kazadan kısa süre sonra 27 mayıs 1960 darbesi ile görevden alınmış ve iki bakanı ile birlikte 17 eylül 1961’de idam edilmiştir. Ankara’nın  felaket ve acılarla yüklü bir yakın tarih hafızası.

    Ulus Faciasının olduğu gün Ankara’da hava açık ve cam gibi berrak bir gökyüzü vardır. Bazı şahit ifadelerinde Kızılay üzerinde tek bir noktada küme buluttan söz edilmekte.  1 Şubat 1963. Lübnanlı Ortadoğu Hava Yollarına ait yolcu uçağı en son 16.10’da Esenboğa kule görevlileri ile irtibat kurup, 16.25’te iniş için izin istiyor ve ‘’8 bin ft’ten  6 bin 500 ft’e alçalıyoruz, az sonra size tekrar döneceğiz’’  diyerek durumlarını rapor ediyorlar.  Ancak kuleye bu geri dönüş bir daha olmayacaktır. Kaza bu alçalma esnasında 7 bin ft yükseklikte meydana gelir.  

    C 47 askeri nakliye uçağı ise Ankara üzerinde rutin bir eğitim uçuşunu tamamlamış ve Etimesgut Askeri Havaalanına doğru inişe geçmiştir. Her iki uçakta havanın açık olmasından dolayı, aletli uçuş planı IFR(İngilizcesi İnstrument fligit rules) olduğu halde bir ‘gaflet’ eseri olarak havacılıkta  (İngilizcesi visual flight rules/görerek uçuş kuralları) VFR tabir edilen, görerek uçuş modunda seyirlerine devam etmektedirler.  Hemen az sonra yaşayacakları bir büyük felaket kazaya uğrayacaklarını bilmeden. Birbirinden habersizce ve bu kazayı davet eder biçimde.

    Ortadoğu Hava Yolu şirketine (Middle East Airlines)  ait Beyrut-Lefkoşa-Ankara seferini yapan yolcu uçağı ile Etimesgut Askeri Havaalanı’ndan eğitim uçuşu için havalanan Türk Hava Kuvvetlerine ait C- 47 nakliye uçağı o gün yani 1 Şubat 1963 akşamı Ankara Altındağ Sırtları ile Hisartepesi arasında yakın temas yoluyla çarpışır. Çarpışma öncesinde, yolcu uçağı  yaklaşık 250 km, C 47’de yaklaşık 222 km civarında bir hızla uçuşuna devam etmektedir.  Kaza işte tam bu anda yolcu uçağının irtifasını düşürmesiyle birlikte, 7 bin ft’te yolcu uçağının C- 47’ye sol arka kuyruktan çarpmasıyla meydana gelir. Son anda C47’yi fark eden Lübnanlı yolcu uçağının pilotlarının levyelere sarılarak uçağı tekrardan kaldırma çabaları yeterli gelmez.

    Kaza Sonrası Kaza Alanı

    Bu büyük uçak kazası sonrasında Ankara’da bir can pazarı yaşanmaya başlanır ve ortalık mahşer yerine döner. Ankara’nın hemen her tarafından görülen uçakların çarpışmasıyla birlikte uçak parçaları ve kazazedeler çok geniş bir alana yayılır. Dökülen yakıt ve yağ ile çıkan yangın bir taraftan. Diğer yandan da yarım cesetler, tellerden sarkan parçalanmış insan bedenleri, uçak parçaları, bavullar, çığlıklar, bağrışlar eşliğinde ortalığı kaplar. Bir kısım parçaları Anafartalar Polis Karakolunun önüne düşen uçakların çarpışmasından sonra kazaya yerinde polis 10 dakika sonra vaziyet alır. Hadise yerine yakın bir yerde İtfaiye Meydanında yer alan İtfaiye o zamanki usül ses cihazı olan kampanalarını çalarak kaza sonrası çıkan yangına müdahale eder. Ayrıca Esenboğa Havaalanından köpük sıkan itfaiye aracı getirilir ve yangın söndürme çalışmalarına katılır. Yaralılar olay yerine gelen cankurtaranlarla en yakın Anafartalar Hastanesinden başlayarak Ankara hastanelerine nakledilmeye başlanır. Bütün bedenleri elbiseleri ile yanmış yaralıların feryatları yürekleri parçalar.

    Askeri nakliye uçağının büyük parçaları Bentderesi’ndeki Yeni Hayat Mahallesindeki evlerin üzerine düşmüş ve bu evlerdeki beş kişi hayatını kaybetmiş, iki çocukta yaralanmıştır. Yolcu uçağı ve parçaları ise, Ulus ve civarlarına düşmüştür.

    Uçağın kopan gövdesinden açılan yarıktan yolcular dışarıya emilmişler. Hosteslerden birisi yakınlardaki bir binanın balkonunda, diğeri de koltuğu ile birlikte gençlik parkında bulunduğu söylenmiş. Uçak yolcuları arasında bulunan zamanın Suudi Arabistan elçisinin eşi ise o zamanki Anafartalar Hastanesinin yakınındaki Belli Apartmanın çatısında, çocuklarının cesedi daha sonraları İlksan Öğretmenevi olacak ve en sonunda yıkılacak olan Berlin Hoteli  önüne düşmüş. İngiliz pilotun parçalanmış cesedi Ticaret Hanın üst katında bulunmuştur.

    Bu faciada yolcu uçağında bulunan 11’i yolcu, 2’si pilot ve iki de kabin görevlisi olmak üzere toplam 15 kişi ile askeri uçak C- 47’de bulunan 2 pilot ile son anda paraşütle atlamayı deneyen ve Yenihayat Mahallesindeki 26 numaralı evin üzerine düşen telsiz görevlisi olmak üzere 3 kişi hayatını kaybetmiştir.

    Uçağın düştüğü bina Ticaret Han’daki 20 kadar muhtelif yazıhane ile altında yer alan İstanbul Bankası şubesi, hemen aşağıdaki amelelerin devam ettiği kahvehane, Büyük Eczane, Musiki Sevenler Cemiyeti, Suhulet Tuhafiye Mağazası ile yolun karşı tarafındaki İstanbul Tatlıcısı ve Pasta Salonu, kuru kahveci, gözlükçü, elektrikçi, İmren Boğaziçi Lokantası, Uğrak Lokantası başta olmak üzere 16 kadar  iş yeri ve 12 otomobil yanar.  

    Toplam kazada ölenlerin sayısı 105 olarak açıklansa da daha sonra 120’ye çıkar. Ankara’daki 7 hastanede tedavi altına alınan 140’ta yaralı vardır. Derin yanıklar birinci yaralanma sebebidir. Kazada hayatını kaybedenler Suudi Arabistan’ın Ankara Büyük Elçisi Rıza Mukhtar’ın eşi ve çocukları, bir hafta önce eşi ölen Konya Mebusu Ahmet Gürkan’ın(*) oğlu Mustafa Gürkan(23), Ali Şenbay, Adem-Fatma Okçu, A. Okkar, Melek Akkor, Ayla İskeçe, Ali Şambol, Aygül Akkor, Cevat Varol, Ali Köşküer, Belma Alkışlar, Seyfettin Şahin, Naciye Eroge, Ünal Erzurumlu, Şahin Topraklı, Tahsin Kırıkkalkaner, Sevil Alkan, Dürdane Emine Sezer, Mustafa Tülin, Haluk Gözenk, Mestan Durnaz, Nuri Yalçın, Ziya Işık, Ünal Erdemli, Enver Avşar, Mehmet Sezer, Aysel Tezel, Recep Dağdeviren, Selçuk Karafakioğlu, Osman Tekel, Veysel Ünal, Kemal Danışman, Fahrettin Ayvaz, Yaşar Yıldırım, Fevzi Uyar, Dede Kulluk, Seyit Şahin, Reşit Sönmez, Fatma, Süleyman, Mehmet ve Kadınkız Okkalı’dır.

    C-47 personelinden olup hayatını kaybedenler ise  Pilot Yüzbaşı Necati Sunay, Pilot Teğmen Fikret Tartar, Telsizci Astsubay Hüsamettin Çelik’tir.

    Özellikle 1940’lı yıllardan itibaren gelişme göstermeye başlayan Havayolları sektöründe bilebildiğimiz kadarıyla o tarihe kadar meydana gelen en büyük havacılık kazası olmuştur,  Ulus Faciası. Hadise zamanın basınında: ‘Ulus’ta Facia’,  ‘Ankara’da harp sonrası gibi manzara’ başlıklarıyla yer almış.

    Kaza Günü

    İçinde pek çok acıklı hikâyeler barındıran, bir çok yarım kalmış acılı hikayelerin geçtiği bu facia bundan tam 59 yıl evvel 1 Şubat 1963 günü ve aynı zaman da Ramazan ayının 6. günü ve günlerden cuma günü meydana gelmiştir. Maaş günü olduğu için aynı zamanda fazladan bir kalabalık mevcuttur. Kaza saati 16.12’dir. Gündüzün bir vakti. O gün için 18.14 olan iftar vaktine az bir süre kalmıştır.

    Görgü Şahitlerinin İfadeleri

    Hadisenin acısını ailesiyle yaşayan canlı şahitlerden  biri de Mahir Akkar’dır. Kendisi Ankara’yı ve bütün Türkiye’yi sarsan  acısını ilk günkü gibi yaşamaktadır. Kazadan hemen önce ailece evden çıkan ve 35 yaşındaki annesi Melek Akkar ile 5 yaşındaki kız kardeşi Aygül Akkar’ı kaybeden Mahir Akkar, hadiseyi şöyle anlatır:

     “Güvercin Sokak girişinde biz ayrıldık. Annem, kız kardeşimle Hacı Bayram’a doğru gitti. Biz de rahmetli babamla Sümerbank’a doğru yürüyorduk. Sümerbank’ın oraya geldiğimiz sırada bir gürültü koptu, ‘Uçak düşüyor’ diye bağıranlar oldu. Herkes bir yere kaçışıyordu. Babamla geri döndük ve yukarı doğru yürümeye başladık. Tam kaza mahallinin olduğu yerin başına geldiğimizde oranın cehennem gibi, mahşer yeri gibi olduğunu gördük. Tüylerimiz diken diken oldu. Babam panikledi. O panikle oradan ayrıldık. Canhıraş feryatlar, bağırmalar, çağırmalar vardı… Orayı tarif edemem. Eve geldik, bir iki saat geçti, bizimkiler gelmedi. Üç saate yakın oldu, gene kimse yok. Bu sefer annem ve kız kardeşimin misafir olduğu eve gittik. Oradaki ev sahibi hanım ‘Melek Hanım geldi ama bende başka misafir vardı, girmek istemedi.’ dedi. Oradan tekrar eve gittik, gelen giden yok. Hastaneleri dolaşmaya başladık. Onları en son Rüzgârlı Sokak’taki hastanede bulduk. Yarım saat arayla maalesef kaybettik.”

    İşte tam burada anne Melek Akkar’ın trajik hikayesi yürekler yakan cinstendir. Tam bankanın önünden geçerken gökten dökülen alevlerle tutuşan kızını söndürmek isterken kendisi de tutuşan Melek Akkar hastanede ‘’ölürsem, beni kızımla birlikte gömün’’ diye vasiyet eder. Sonra da ölür. Daha sonra cenazeler defnedilirken ayrı ayrı defnedilir. Son anda kalabalıkta birisi ‘’bu yanlış oldu. Anneyi kızından ayırmayalım.’’ Der. Tekrar mezarlar açılır ve kızı Aygül mezarından alınıp, annesinin göğsüne konulmak suretiyle birlikte defnedilir. Arkasından Mahir Akkar, 2007 yılında ölen babasını da aynı mezara defneder.

    Mahir Akkar her sene ailesinin mezarını tazelenen acısıyla birlikte ziyaret etmektedir.

    Mahir Akkar, “Aradan kaç sene geçti ben hala o olayı unutmuş değilim, unutamıyorum. Gözümün önünden gitmiyor.” Diyerek yaşadığı derin acıyı dile getirmektedir.

    Hadisenin bir başka görgü şahidi o tarihte 9 yaşında olan ve Ulus’ta ikamet eden bir ailenin çocuğu olan Erhan Altıngöz’dür. Çevrede iftarı bekleyen pek çok aile birden bir büyük kazanın ortasında kalmıştır. En dramatik olanı da Nurten ve Belma isimli Ulus’ta oturan iki komşu kızın ölümüdür. Ailesine balık almaya giden  Nurten, evlerine gelince komşu teyzeleri Behiye Hanım, ‘’Keşke bize de deseydiniz, Belma’da balık almaya sizle gelseydi’’ der.  Bunun üzerine ‘’ aa tamam Behiye Teyze, biz bi daha gideriz’’ diyen Nurten Tangur(14), yanına Belma Alkışlar’ı(16) da alıp balık almak üzere hale doğru sokağa çıkarlar. Balık alıp dönerlerken alev kapanının ortasında kalırlar. Çocuklar hastaneye kaldırılmışlardır.  Bu çocuklardan Belma Alkışlar sabaha karşı hayata veda eder. Nurten  Tangur’un ise daha sonra ‘durumu iyiye gitmekte’ diye gazetelerde haber olur.

    Erhan Altıngöz, ‘’Her sene iftar yaparken bu sahneler aklıma gelir’’. diyerek çocuk yaşta yaşadığı hadisenin tesirlerini ömrünce bütün tazeliği ile taşıdığını belirtmektedir.

    Daha Büyük Bir Felakete Ramak Kala

    Bodrum katı polisin cephaneliği olan Anafartalar Polis Karakolu ve bölge, çok daha büyük bir felaketi kıl payı atlatmıştır. Felaketin boyutlarını çok daha büyütebilecek alevler karakolun hemen yakınlarına kadar gelmiş. Hemen önüne kadar gelen alevlerde kalan bir bekçi yanarak hayatını kaybetmiştir.

    Yine o kazada Ticaret Han’ın karşısındaki binada ticaret yapan babasının yanında çalışan Hacı Bayram esnaflarından şimdiki Gül Kahveciliğin işletmecisi Ahmet Hamdi İncegül: ‘’Şu yoldan aşağıya bir araba lastikleri dahi yanıyor vaziyette içindeki 4 kişi yanmış ve kıpırdamıyorlar olduğu halde arabanın hareketlendiğini gördüm’’ diyerek bir başka açıdan hadiseyi anlatmıştır.  Bir başka şahit ise Şaban Teoman Duralı: ‘’O anda 19 mayıs tesislerinde koşu yapıyorduk. 5- 6 yüz metre önümüzdeki bir ışık şeraresi ve akabinde uçakların bölünüp koltuklar, yolcular, eşyalar halinde dağıldığını  görünce hemen olay yerine hareket ettik. Bir boyacı yanmış.. adamın cesedi kavrulmuş kalmış ortada. cesedi daha ötede…Hemen oraya vardığımda Ulus’ta İş Bankasının karşısında o kemeri  gördüm’’ diyerek o zamana dair şahitliğini dile getirmiştir. Bir başka canlı şahidimiz ise Ömrüm Ankara’nın kitabını yazan TYB şeref başkanı D. Mehmet Doğan’dır. O da:  ‘’Cebeci Ortaokulunda talebeydim. Uçakların Ankara  üzerinde  çarpıştığını havada gördüm. Ve hadiseden sonra Ulus’a olay yerine gidip o anne baba günü sahnelere şahit oldum’’ diyerek Uçak kazasına dair gördüklerini dile getirmiştir.

     Bir başka görgü şahidimiz o yıllarda Ulus’ta esnaf olan babasının yanında çalışan Ankaralı avukat Mehmet Sümter’dir. Kendisi ‘’O an dışarıdaydım. Patlama sesiyle birlikte gökyüzüne baktım. Ne göreyim… Havadan yere doğru bölünmüş halde süzülen uçaklar. İnsanlar içinden yere doğru dökülmekteydiler. Az sonra insanlar yere dökülen yaralıları kurtarmak için hareketlendiler. Fakat kurtarmaya giden insanlar, uçaktan boşalan yağ ve yakıtın çıkardığı yangının ortasında kaldılar. Yanarak can verdiler. Bunu gözlerimle gördüm.’’ Diyerek o zamandan hafızasında kalan şekliyle hadiseyi anlattı.

    Kaza Raporları ve  Sonuç

    Kazanın ilk gününden itibaren gazetelerde Ortadoğu Hava Yollarının yetkilileri ‘’O bölgede başka uçak olduğuna dair pilotlarımıza bilgi verilmemiştir. Pilotlarımızın bu kazada kusurları yok’’ açıklamaları yer almakta. Çarpışmadan hemen sonra yapılan ilk bilir kişi incelemesinde, askeri tayyare, meskun mahalde görerek uçuş modunda uçtuğu, durumunu Esenboğa kuleye bildirmediği için tamamen kusurlu bulunmuş. Yolcu uçağının pilotları ise o bölgede uçak bulunduğuna dair bilgi verilmediği için suçsuz bulunmuşlar. Daha sonra yapılan ikinci bilir kişi incelemesinde ise yolcu uçağı % 80, askeri tayyare ise % 20 kusurlu bulunmuştur.

    Cenazeler,  Cebeci Asri mezarlığına defnedilmiş ve başlarına o kazaya dair bir levha dikilmiştir.  

    Bu hadise Ankara şehir hafızasında yakın zaman da meydana gelmiş ve acılarıyla tüm Ankaralılara iz bırakarak tarihe mal olmuştur. Ankara ve Ulus çalışma yıllarımın bir hafıza tazelemesi olarak bu büyük kazayı yazdım.

    Bu hadise, kazazedelerin etraflıca araştırılacak hikâyeleri ışığında bir kitap haline getirilmeli. Hadise derinlemesine araştırılarak, nitelikli çalışmalarla bütün boyutları ortaya konulmalı. Bu büyük kazanın filmi ve belgeseli yapılmalı. Gelecek kuşaklara, acı hatıralarıyla birlikte şehir hafızasının bir mirası olarak hikayeleştirilmiş eserlerle Ulus Faciası, aktarılmalıdır.

    Sağlıcakla kalın.

     (*) Ahmet Gürkan, (D. 1903 Rize- Ö. 20 şubat 1990) İlahiyat fakültesi mezunu. Yazar, mütefekkir, maarifçi, siyasetçi tarafları olan,  çok yönlü kültür adamıdır. Yakın tarihe ait millî hafızada çalışmaları, eserleri ve şahsiyeti ile pek güzel izler bırakan bir simadır.

    Kitapları: İsmet Paşa`nın Beytülmâli (Anıları), İslam Kültürü’nün Garb’ı Medenileştirmesi (1989), Nasuh ve Mensuh Hadisler, Kur’an-ı Kerim’de Nasuh ve Mensuh Ayetler.

    Ahmet Gürkan, 1944 yılında Tokat Valisi Ahmet İzzettin Çağpar tarafından Yemişhanı köyüne(Taşova) ismi verilmesinde katkıda bulunur. Daha sonra da Tokat halkının teveccühünü kazanarak siyasete atılır. Önce Demokrat Parti Taşova ilçe başkanı olur. Arkasından da halkın sempatisini kazanan bir siyasetçi olarak 1950 seçimlerinde Demokrat Parti listesinden mebus seçilerek meclise girmiştir.

    Demokrat Parti’de 9 ve 10. dönemlerde(1950 ve 1954) Tokat Milletvekilliği yapmış. Demokrat Partinin en aktif mebuslarından biridir. 31 mayıs 1950 tarihinde ezanın aslına döndürülmesi yönünde ilk önergeyi veren isimdir kendisi. Bir taraftan da masonluğun kökü dışarıda bir yapılanma olduğu gerekçesiyle, 29 ocak 1951 tarihinde verdiği önerge ile yasaklanmasını gündeme getirmiş.

    Mecliste, ülkenin kötü yönetildiği gerekçesiyle, İsmet İnönü ile pek çok defalar atışmalarıyla dikkatleri üzerine çeken bir mebustur.  

    Hadise tarihinde 12. dönem(1961)  Adalet Partisi Konya mebusudur. Uçak kazasından bir hafta evvel hanımını kaybetmiş. Uçak kazasında İstanbul Bankasına gelen oğlu Mustafa Gürkan(23) bankada işini bitirdikten sonra çıkışta kazaya yakalanmış. Bu hadisede çıkan yangında pek elim bir şekilde yanarak can vermiştir.  

    Ahmet Gürkan, Prof. Dr. Ali Birinci ile Ankara Ulus civarlarından kitap muhipliği bulunan ve eşrafın aşinalığı ve muhabbeti olan bir isimdir. Rahmet olsun.

    Kaynaklar:

    Bir Ömür Boyunca – Refik Halid Karay – TTK Yayınları 2011

    TRT Belgesel – 2017

    Anadolu Ajansı  – 2022

    Günlük gazeteler: Akşam, Hürriyet, Milliyet, Tercüman, Cumhuriyet

    Tokat.net

    Şehir ve Kültür Dergisi Sayı: 94

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    1. Avni Şaşmaz dedi ki:

      Çok önemli bilgiler içeren bir yazı olmuş yeni okuma fırsatı bulabildim Memiş hocam benimde nir anı dan bahsedeyim 1992 in 10 .ayında itfaye ye işe başladım kurs ne derken yeni yeni görevlere başlamışken 13 şubat 1993 de ki Rahmetli Eşref Bitlis paşanın uçağı yenimahalle ptt üstünde iken düştü çok acı bir anıda bende oluştu