Mezhebi veya organize kurtuluşa değil de ferdi kurtuluşa inanan zümreye Batı’da genel hatlarıyla Kuvakerler ( Quakerism )diyorlar. Bunlar zaman zaman inanç dostları grubu gibi akımlarda buluşabiliyorlar. Bunların vakıadan kaçarken geçmişle ve bahusus Ariyanlar veya Ariusçular ve Kalvenistler ile köprü kurdukları bir gerçektir. Köklerini oralarda arıyorlar. Püritenler gibi İngiliz kökenli bir akım olan Kuvakerler zamanla ABD gibi ülkelerde de yaygınlaşıyorlar. Hakperestlik şiarı üzerinden başka inanç kümelerine de açılıyorlar. Bu hiyerarşik ve kilise şeklinde organize olmayan akım hakikati her yerde arıyor. Hakikatin kimsenin tekelinde olmadığını düşünüyor. Hakikati Hıristiyanların ya da kilisenin tekelinde aramıyor. Peki İslam’da böyle bir inanç akımının karşılığı bulunuyor mu? Kimilerinin aklına aceleyle hemen Selefilerle köprü kurma fikri gelebilir. İslam tarihinde de buna benzer atıflar veya kökenler bulunabilir. Lakin Selefiliğin tutuculuğunun aksine bunlar için Hıristiyanlık içinde veya ondan ayrı gayri geniş meşrepli ve soğuk kanlı bir akım da denebilir.
Gazali İhyau Ulumiddin adlı eserinde ve ayrıca müstakil bir kitap olarak da neşredilen El Beyanu Ve-t Tebyin fi Gururi’l Halki Ecmain adlı eserinde dini akımları ve meşrepleri tadat eder ya da onları yapılarına göre tasnif ederek hakikatın tekellerinde olduğu zannıyla hareket ettikleri ve başkalarını da hor gördükleri için hepsinin aldanma halinde olduklarını beyan eder. Bütün insanlık gaflet halindedir. Lakin Gazali’nin dediği veya uyardığı organiza olmuş bir gaflet halidir. Bunu veciz bir şekilde özetleyen sözlerden birisi şudur: Amel edenler müstesna bilenler ya da alimler helak oldu. Amel edenler de helak oldu sadece ihlas üzerine kalanlar veya olanlar kurtuldu. Onlar da büyük tehlike altında bulunuyorlar.
Mesela Amerikalı tarihçi Marshall Hodsgson sıradışı tarihçilerden birisidir. İslam’ın Serüveni ve başka kitaplarında İslam’a ve tarihi gelişimine veya sürecine insaf nazarıyla yaklaşmıştır. İslam’ın Serüveni adlı eseri bize Ahmet Emin’in Fecnrü’l İslam adlı kitabını ve tarih dizisini hatırlatır. Ahmet Emin burada mezhebi konulara da değinir ve sözgelimi Şiileri kızdırır.
Quakerism anlayışı insafa çağrısı nedeniyle ünlü tarihçiyi bir adım İslam’a yaklaştırır. Bu da onun İslam’a insaflı bakışını temin eder. Kalvenizm gibi kimi Hıristiyan reform hareketleri de İslami düşüncenin veya anlayışının kenarına veya kıyısına kadar sokulurlar. Quakerism bağlıları kilise ve papazlarla yollarını ayırıyorlar. Gazali gibi kurulu yapılara içten eleştiri getiriyorlar. Mesela Eş’ariliğin ikinci banisi sayılan Kadı Ebubekir Bakillani Gazali tarafından statikliği nedeniyle eleştiriye maruz kalmıştır.
Bu akım kurtuluşu ferdi cihette aradıklarından dolayı kilise ve papazlarla veya din adamlarıyla yollarını ayırıyorlar. Adeta Kur’an’da vurgu yapılan ‘size şah damarından daha yakınız’ anlayışını seslendiriyorlar. Yine sufilerin ‘Allah’a giden yollar nefeslerin sayısı kadar çoktur’ ifadesiyle bütünleşiyorlar. Kurtuluşu organize yapılarda, kurumlarda veya kiliselerde aramıyorlar. Gazali veya Taha Cabir Alvni gibilerin sözcülüğünü yaptığı gibi bazen organize yapılarda yanlışlar da organize olabiliyor. Gazali Edward Said’in ifadesiyle aidiyetsiz veya bağlantısız (ella müntemi)değildir. Ama bağlantıyı cehaletin bir mertebesi veya rüknü olan taassup üzerinden kurmaz. Doğrunun meşrep ve mezheplerde mustatil bir çizgi üzerine devam etmediğini düşünür. Bu nedenle de mezhep içinde Bakillani’yi eleştirir. Başka görüşlere açıktır. Mustafa Özcan