Önceki yazımda Medeniyetlerin Beşiği Olan Orta Doğu, Orta Doğu’da Bir Elin Beş Parmağı Olan Milletler, Olaylar, Hadiseler ve Yorumlar başlıklarıyla romanı bu yönleriyle yorumlamıştım. Şimdi ise yazımıza kaldığımız yerden devam ederek romandaki evlilikler, mekânlar ve cenaze törenleri üzerinde durup kurguyu bu yönleriyle yorumlamaya çalışalım.
Maalouf, Acem asıllı Kitabdar ile İffet’in zoraki evliliğine önemli bir işlev yükleyerek, romanda var olduğunu ifadeye çalıştığımız fikrî boyutun ilk adımını atar. Burada tarih boyunca Osmanlılar ile İranlıların pek anlaşamadıklarına vurgu yapıldığına da dikkatleri çekelim. Ayrıca Maalouf’un, Orta Doğu’da beş elin parmağı saydığı milletler arasında Fars ya da İranlıları dâhil etmemesi de dikkat çeken bir husustur. Bu evlilik ve yeni kurulan ailenin yaşadığı mekân, eserde önemsiz bir hadise ve cansız bir dekor unsuru olmaktan öteye giderek, roman kahramanları gibi belirli bir düşünceyi ifade eden bir varlık olur. Evlilik ve sonrasında yaşanan olaylar, dışarıdaki kargaşa hali ve ev içindeki sükûnet, bu mekâna gelip gidenler, Türk milletinin bölge barışı için ne anlam ifade ettiğini bütün çıplaklığıyla ortaya koyar. İffet, babası Sultan Abdülaziz’in ölüm manzarası karşısında şok geçirerek aklını yitirdikten sonra sarayın Acem asıllı doktoru psikolog Kitabdar ile zoraki de olsa evlendirilir. Bu ilk ve zoraki evlilik, farklı milletlerden olan insanların yakınlaşmasını sağlayan romandaki ilk birleşmedir. Bilindiği gibi romanda önemli işlevleri üstlenen İsyan’ın babası, bu aklını yitirmiş anne İffet ile Doktor Kitabdar’ın hoş karşılanmayan oğludur.
İsyan’ın babası ile Ermeni asıllı Cecile ise, 1914 tarihinde tam Birinci Dünya Savaşı başlamadan önce görkemli bir düğünle Dağ kasabasında evlenirler. Romandaki bu ikinci evlilik, Acem olan Kitabdar ve Osmanlı Prensi İffet’in evlilikleri gibi, yine farklı milletleri temsil eden insanların birleşmesinden oluşur. İsyan’ın babası bir Osmanlı prensi, evlendiği kadın ise sevdiği ve kendisi gibi resim sanatıyla uğraşan ve bir Ermeni olan Nubar’ın kızıdır. Yani romandaki ikinci evlilik de birleştirici mesajlar verir. Maalouf, burada da Orta Doğu’daki olaylara dikkatleri çeker. Yıllarca beraber yaşayan bu milletler arasında tarih boyunca sevgiler ve evlilikler yaşanmıştır. En karışık dönemlerde bunlar olduysa günümüzde de Orta Doğu’daki milletlerin dostça yaşayabilecekleri, hatta evlenip beraber yaşayabilecekleri mesajını verir. Bunu da ayrı bir çözüm önerisi olarak algılamak mümkündür.
Bu düğündeki binlerce davetli arasında Ermeni asıllı olan Dağ Valisi Ohannes Paşa da bulunur. Bir konuşma yapan Paşa, İmparatorluk topluluklarından Sultanın yüce elinin beş parmağı olan Türkler, Ermeniler, Araplar, Rumlar ve Yahudiler arasında yeniden kurulmuş olan kardeşlik hakkında bir nutuk atar ve uzun uzun alkışlanır. Düğünün yapıldığı tarihlerde Osmanlı Devleti dağılmış durumdadır. Ancak yine de Orta Doğu’daki bütün unsurlar Osmanlı ailesine mensup olan bu hastalıklı, aklını yitirmiş, ahlâken de eski durumunu yaşayamayan aileye sahip çıkarlar ve saygı duyarlar. Maalouf’a göre, devlet dağılma durumunda olsa da eskiden gelen bir büyüklüğe, bir baba rolüne, Orta Doğu’daki bütün milletler, saygı duymaktadırlar. Ya da yazar böyle görmek istemiş ve bu arzusunu da romanında bu şekilde dile getirmiştir. Ayrıca Orta Doğu’daki olayların çözümünde Osmanlının torunları olan Türklerin barış için önemli görevler üstlenmeleri de istenmektedir. Yani Türkler, Orta Doğu’daki karışıklıkların çözümünde kilit durumundadırlar. Bu durum romanın sonunda daha da iyi anlaşılacaktır.
Ohannes Paşa’nın, Türkler, Ermeniler, Araplar, Rumlar ve İsraillileri bir elin beş parmağı sayması önemlidir. Ayrıca Maalouf, bu milletlerin bir elin beş parmağı gibi yan yana durup birbirlerine destek olmalarını arzularken, yine bu beş parmağın başında Osmanlı Devleti’nin torunları olan Türkleri göstermesi de dikkat çekici ve önemlidir. Bu da gösteriyor ki Maalouf, bu milletlerin barışıp tekrar kaynaşmalarının, Türklerin başında bulunduğu bir çalışma ile gerçekleşebileceğini öngörmektedir. Bunu da Orta Doğu’daki olayların son bulması için bir çözüm önerisi olarak sunmaktadır.
Romandaki üçüncü evlilik, İsyan’ın kız kardeşi İffet’in, Hayfa’lı bir Arap olan Mahmut ile olan birleşmesidir. Burada da ırk ve milliyet farkı gözetilmeden bir evlenme gerçekleşmiştir.
Asıl önemli ve birleştirici mesajların verildiği evlilik ve düğün töreni ise, İsyan ile Yahudi asıllı olan Clara’nın evliliğidir. Tabi bu evlilik öyle tesadüfi bir evlilik değildir. Bazı olaylardan sonra gerçekleşir. İsyan ile Clara Direniş Örgütü dolayısıyla tanışırlar. İkisi de bölgedeki barışı temin etmek için çaba göstermektedirler. İsyan, Fransa’dan döndükten sonra konferanslar verirken; Clara, kurdukları örgüt ile dergi ve gazete işleriyle uğraşır. Sonradan da bu iki genç evlenmeye karar verirler. Clara ile İsyan’ın, nikâhları Paris’te kıyılır. Nikâhtan sonra Beyrut’a dönerler. İsyan’ın babası bu evliliğin şanına layık ve görkemli bir tören düzenler. Kitabdar ailesinin o güne kadar görmediği geniş bir yemek partisi yapılır. Biri Doğu biri Batı müziği çalan iki orkestra tutar. Davet geniş katılımlı olur. İsyan’ın Mısır’daki eniştesi Mahmut, kız kardeşi İffet, Clara’nın hayatta kalan tek dayısı Stefan da düğüne katılırlar. Burada Yahudiler ile Müslümanlar arasında oluşan düşmanlıklardan da bahsedilir. Bunların giderilmesine dair konuşmalar yapılır. Dolayısıyla bu düğün, aradaki düşmanlık buzlarını bir nevi eritir gibi… Katı bir Müslüman ve Arap olan eniştesi Mahmut, Yahudiler hakkında pek iyi düşünmediği halde bu düğün münasebetiyle iki halk arasında barışma imkânının olabileceğine inancı biraz daha artar. Bunun ilk işareti olarak da Mahmut ile aşırı bir Yahudi olan Stefan tokalaşır ve barış mesajları verirler.
İsyan ile Clara için bir de Hayfa’da bir düğün merasimi tertiplenir. Bunu en çok Clara’nın üye olduğu PAJUW[1] örgütü istemiştir. Yahudiler ve Araplardan oluşan bu örgütün üye sayısı o zamanlarda yirmi kişi civarındadır. Toplantıyı düzenleyenlerden biri olan Naim, bir konuşma yapmış ve konuşmasının birçok yerinde bu birleşmeyi önemsediğini belirtmiştir. Bu törenin örnek alınacak bir olay olduğunu vurgularken aşklarının kin ve nefretin giderilmesine büyük hizmet edeceğini de anımsatmıştır.
Yıl 1946. Başta İsyan olmak üzere dünya barışı için çalışan bu gençler, korku ve endişe içinde eğlencelerine devam ederler. Diğer yandan Doğu’da bir fırtınanın ayak seslerinin geldiğinin de farkındalar. Dolayısıyla bu gençler, bunu durdurmak için bir çaba içine girerler. İsyan konuşmasının bir yerinde konuya şu cümlelerle değinir: “Bütün dünya, Araplar ile Yahudilerin yıllar boyu, hatta yüzyıllar boyu birbirlerini öldürmelerini bekliyordu, herkes bir karara varmıştı. Biz ikimiz dışında! Biz, bu anlaşmazlığı önlemek istiyorduk, aşkımızın simgesinin “bir başka yol” olmasını istiyorduk.”
Sonraki zamanlarda bu iki genç, İsyan’ın babasının evine yerleşirler. Bölgedeki savaşlardan dolayı İsyan ile Clara, farklı bölgelerde, birbirinden ayrı yaşarlar. Nadya isminde bir kızları olur. Bu arada İsyan, babasının cenaze töreninde güneş çarpması sonucu hafıza kaybına uğradığından tımarhaneye konulmuştur. Savaştan dolayı tımarhane kapıları açılır ve İsyan da oradan firar ederek eşi Clara ile buluşmak üzere Fransa’ya gidecektir. Yolda giderken konaklarının yandığını görür İsyan. Geri dönerek kırk odalı olan evlerinin anahtarlarını yanına alarak oradan uzaklaşır. Fransız elçiliği vasıtasıyla Paris’e gider. İsyan, daha önceden Clara’ya, adresini bildirmeden 20 Haziran öğle vakti, evlenirken altında buluştukları Horloga rıhtımının iki kulesi arasında, Pazar günü buluşmak istediğini mektupla bildirmiştir. Onların bu buluşmalarını takip eden gazeteci yazar Maalouf ise, olanları öğrendikten sonra sabaha doğru onunla vedalaşarak ayrılır. Ancak Clara’nın randevu yerine gelip gelmeyeceğini de merak eder. Bir dürbün de alarak nehrin öbür tarafında, buluşacakları saati bekler ve onları uzaktan izler. Randevu saatinde Clara gelir ve iki sevgili sarmaş dolaş bir vaziyette, oradan uzaklaşıp kayıplara karışırlar ve roman da böylece biter. Dolayısıyla bu ikili, Orta Doğu’nun bütün sırlarıyla birlikte kayıplara karışmış olurlar. Çünkü şifre sayılan ve kırk odadan oluşan ve Osmanlıyı temsil eden konağın anahtarları da İsyan’da kalmıştır. Yani Orta Doğudaki olayların çözüm şifreleri Türkleri temsilen İsyan’da kalmıştır. Bu olaya bir sonraki yazımda tekrar değineceğim.
Diğer yandan bu birleşmeyi isteyen ve merak eden Maalouf’un, her şeye rağmen Orta Doğu’da barışın sağlanması konusunda umutlu olduğu görülmektedir. Romanın bu şekilde bitmesi de tesadüfi değildir kanaatindeyim. Bir Osmanlı prensi olan İsyan, barış adına çalışan ve bir Yahudi olan Clara ve diğer milletlerden olan kahramanlar, roman boyunca Orta Doğu’daki milletlerin birleşmelerini isterler. Bütün bunlara rağmen savaşlar devam eder. İsrail Devleti kurulur. Araplar ile İsrailliler yıllarca savaşırlar. Günümüzde de İsrail’in Filistin-Gazze katliamı devam etmekte ve bütün dünya güçlerini etkilemektedir. Rumlar ile Türkler, Türkler ile Ermeniler arasında savaş olmasa da zaman zaman tatsızlıklar olmaktadır. Kısacası bu romandaki kahramanlar, bütün çalışmalarına rağmen başarılı olamamışlardır. Ama Maalouf, romanın sonunda Osmanlı prensi İsyan ile Yahudi kızı Clara’yı buluşturarak, Orta Doğu’daki karışıklıkların durması ve huzura kavuşması için Türkler ile İsraillilerin İsyan ile Clara gibi sarmaş dolaş olarak evlenmelerini arzulamaktadır. Bunun gerçekleşmesi zor da olsa Maalouf, bunu romanında temenni olarak kurgulayıp arzulamaktadır. Ayrıca bunun gerekli olduğunu ve Orta Doğu’daki karışıklıkların son bulması için bir çözüm önerisi olarak dikkatlere sunmaktadır. Böyle bir şey olur mu? Onu da zaman gösterecek. (Yazımız devam edecektir).
Prof. Dr. Kemal TİMUR·
· Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Kahramanmaraş, Türkiye, kemaltimur@hotmail.com
[1] Palestine Arab and Jewish United Workers (Filistin Arap ve Yahudi İşçiler Birliği) anlamına gelmektedir.
Harika bir değerlendirme !
Kurgu ile şu an yaşananlar ancak bu kadar güzel ilişkilendirilir… Kaleminize ve yüreğinize sağlık Kıymetli Hocam.
Çok teşekkür ediyorum Ali hocam.
Çok teşekkür ediyorum.
Kemal hocam birinci bölümünü yayınladığı konuyu enine boyuna değerlendirmiş ve ufkumuzda yeni pencereler açmıştır. Hocamı bu başarılı değerlendirme için gönülden tebrik ediyorum. Büyük bir keyifle okudum.
Hocamın kalemine sağlık
Çok güzel tespitler yapılmış, tebrik ederim Krmal hocam
Edebi eserle günümüz olaylarını sentezleyen bir çalışma tebrikler Kemal hocam