Bu yazıda özellikle gençlerle hasbihal [sohbet] etmek istiyorum. Söylediklerimin çoğunu da kendime söylüyorum. Ama biliyorum ki siz okurlarım da bu söylediklerime bire bir muhatapsınızdır.
İsraf; mal ve imkanların gereksiz yere harcanması olarak tarif edilir. Siz gençler bu terim için daha çok eşanlamlısı olan “savurganlık” kelimesini kullanıyorsunuz. İsraf veya savurganlık kelimesinin zıt anlamlısı ise tutumluluk veya tasarruf kelimeleridir. İster israf deyin ister savurganlık, peki neyi israf etmiyoruz? Neleri israf ettiğimizi sayarsak, israf etmediklerimizi belirleyebiliriz. Şimdi israf ettiklerimizi saymaya başlayalım.
Zamanı israf ediyoruz. Zaman imkanlarımızın en önemlisi ve geriye dönüşümü olmayan sermayemizdir. Biz insanlar için bu sermayenin bütününe ömür deniyor. Bu sermaye günbegün tükeniyor. Aşık Veysel “İki kapılı bir handa gidiyorum gündüz gece” derken bu sermayenin tükendiğini ne güzel ifade etmiş. Aslında giden biz değiliz akıp giden zaman, bizde zaman ipine bağlı olduğumuz için gidiyoruz. Memiş Okuyucu Hoca zaman için “mahiyeti, tanımı, çerçevesi, sınırı olmayan bir meçhul” diyor. Hepimiz bu zaman ipine doğumla tutunduk ve ipten ne zaman kopacağımız meçhul yani bilinmiyor. Ama bu belirsizliğe çok net bir sınır çizmiş büyüklerimiz. Ömür dediğin üç gündür. Dün geçti, yarın meçhul, ömür dediğin bir gündür, oda bu gündür. O zaman günü israf etmeyelim. Hepimiz biliyoruz ki zamanın en kısa döngüsü bir gündür ve 24 saattir. Yaratıcımız insan nevi için bu 24 saat zaman sermayesini tanzim etmiş, düzenlemiş. Yani 8 saati uykuya, 8 saati dünya işleri için çalışmaya, üç-dört saati yeme içme gibi biyolojik ve sosyal ihtiyaçlara ve nihayet kalan bir-iki saatlik dilimi de dünya hayatından sonraki hayat [ahiret] için sermaye biriktirmeye [ibadet] ayırmamız tavsiye edilmiş. Eğer zamanımızı bu şekilde ve gerektiği şekilde kullanmıyorsak israf ediliyoruz demektir. Şimdi bir muhasebe yapalım. Günlük zamanımızın kaç saatini boşa harcıyoruz. Zamanımızın ne kadarını gereksiz yere sosyal medyada, televizyon karşısında veya faydasız hatta bedenen ve ruhen zararlı ortamlarda geçiriyoruz. Türkiye gençlik STK’ları platformu 2022 yılında Türkiye genelinde yaptırdığı araştırmada, 15-30 yaş arasındaki gençlerin yaklaşık %50’sinin 5 saatten fazla telefon ve bilgisayar kullandığı, 9 saat ve üzeri yeni medya araçlarını kullananların oranı %14 civarında olduğu tespit edilmiştir. Durumu bilginize sunarken “Gerçekten zamanımızın çoğunu gereksiz yerlerde boşa harcıyoruz” dediğinizi duyuyorum.
Hava’yı israf ediyor muyuz acaba? Dünya gezegenimizde en fazla hava var. Havada %78.9 oranında azot, %21 oranında oksijen ve binde bir oranında ise diğer gazlar mevcut. Ömrümüz boyunca Yaratanın bize verdiği ciğer kapasitemizin alabildiği kadar oksijeni soluyoruz. Ne bir nefes az ne bir nefes fazla. Az veya fazla tüketmek bizim kontrolümüzde de değil. Uyurken koşarken, her anımızda istemsiz olarak ihtiyacımız kadar havayı ciğerlerimize alabiliyoruz. Yokluğuna da üç dakikadan fazla da dayanamıyoruz. Havasız bir hayat söz konusu değil. Havayı tüketmek bizim kontrolümüzde olsa idi kim bilir nasıl harcardık. Havayı belki israf edemiyoruz ancak kirletiyoruz ve kullanılmayacak hale getiriyoruz. Birey olarak havayı nasıl kirletiyoruz! Birkaç tanesini sayalım mı? İçtiğimiz sigara ile evimizi, odamızı dolaysıyla havayı kirletiyoruz. Çöplerimizin gelişigüzel atılması ile oluşan metan ve amonyak gazları, kullandığımız deodorantlar ve benzeri şekillerde havayı kirletiyoruz. Toplumsal ve kurumsal olarak havayı nasıl kirlettiğimizi şimdilik erteleyelim.
Suyu israf ediyoruz! Havadan sonra dünya gezegenimizde en fazla su bulunmaktadır. Dünyanın dörtte üçü sudan oluşmaktadır. Ancak kullanabileceğimiz tatlı su oranı %2.5 düzeyindedir. Bununda %70’i buzul halindedir. Dünya nüfusunun %40’ı su sıkıntısı çekmektedir. Ülkemizin üç kenarı denizlerle çevrili fakat su bakımından zengin bir ülke değiliz. Yıllık yağış miktarımız dünya ortalamasının altındadır. Su bir ülkenin veya bir bölgenin en kıymetli varlığıdır. Barajlarımızın doluluk oranının gündem olması bu kıymetin ve su sıkıntımızın göstergesi değil mi? Havasız yaşam söz konusu olmadığı gibi su olmadan yaşamak mümkün değildir. İnsan bedeni susuzluğa üç gün dayanabilmektedir. Durum böyle iken hem toplum olarak hem birey olarak evde, okulda, parkta, piknikte suyu hem israf ediyoruz hem kirletiyoruz! Mutfakta, banyoda gereğinden fazla su kullanıyoruz. Diş fırçalarken veya tıraş olurken %30’umuz musluğu açık bırakıyoruz. Akarsuları, gölleri ve denizleri, kimyasal maddeler, plastikler ve diğer atık maddelerle bireysel olarak nasıl kirlettiğimizin hesabını yapalım. Yani sağa sola attığımız sigara izmaritlerinin, plastik şişe ve poşetlerin, cam şişelerin ve bunlara benzer diğer atıkların günlük miktarını hesaplar ve yıllık toplamı bulursak sanırım su ve çevre kirliliği yangınına ne kadar odun taşıdığımızı bireysel olarak hesaplayabiliriz. Denizlerden göllerden avlanan balıklardaki mikro plastik ve dokularındaki istenmeyen medde birikiminin ulaştığı boyutlar konunun uzmanları tarafından dikkatlerimize sunuluyor. Balık eti yediğimizi sanıyoruz halbuki plastik tüketiyoruz. Sözün özü, rastgele çevreye attığımız her plastik şişe veya poşet sonunda bize mikro plastik salatası olarak geri dönüyor. Takdir sizin.
Yaptığımız yiyecek ve giyecek israfının boyutunu anlatmaya gerek var mı? Gıda maddelerinde, başta ekmek israfı, sebze meyve, yemek israfımız had safa da değil mi. Ticaret Bakanlığının araştırma sonuçlarına göre satın alıp hiç giymediğimiz elbiselerimizin oranı %37. Kullanmadığımız elbiseleri ise geri dönüşüme değil genellikle çöpe atıyoruz.
Başta elektrik olmak üzere enerjiyi israf ediyoruz. Gereksiz açılan veya açık bırakılan lambalar, klimalar, usulüne uygun kullanılmayan ısıtma araçları, kombiler, kaloriferler ile enerjiyi hoyratça harcıyoruz. Evlerimizde kullanmadığımız odaların elektriğini açık bırakma oranımız %22. Bireysel olarak okullarda ve kamuya açık mekanlarda açtığımız lambaları veya açık bırakılan lambaları kapatmada ne kadar duyarlıyız. İyi ki “fotosel lambalar” bizden daha duyarlı.
Bir kısmı yenmemiş gıda paketlerinin veya tamamı tüketilmemiş içecek şişelerinin sağa sola veya çöpe atılarak israf edildiğini görmeyenimiz yoktur. Ben sigara içen biri değilim, ancak sigara tüketiminde hiç israfımız yok! Nereden mi biliyorum. İçinde bir dal bırakılmış ve bir kenara bırakılmış hiç sigara paketi görmedim. Gördüğüm izmaritlerde sigara filtresine kadar içilmiş. Sokağa, caddeye, parka bahçeye veya çöp kutusunun yanına(!) atılmış sigara izmaritleri içinde yarım bırakılmış yani israf edilmiş bir dal sigara görmedim. “Yanlış anlaşılmasın sigara içmek her yönüyle en büyük israflardan biridir.
İsrafsız günler dileklerimle.
Prof. Dr. Ömer AKBULUT