Kur’an’da Engelliler-3
Abese suresinin ilk oniki ayetinde “âmâ” olarak bahsedilen ve kaynaklardan bu ayetler dışında hakkında başka ayetlerinde indirildiğini öğrendiğimiz Abdullah İbn Ümmî Mektûm’ün Kur’an’da engelli haklarının belirlenmesinde önemli rol oynadığını söylemek mümkündür. Nisâ suresinin 95. ayetinde engellilere cihada katılmama konusunda ruhsat bildiren ayetin indirilişinde; toplum yaşamı ile ilgili düzenlemelerin yapıldığı Nûr suresinin 61. ayetinde engellilere bazı yükümlülüklerden muafiyetin getirildiğini bildiren ayetin indirilişinde Abdullah ibn Ümmi Mektûm’un etkili olduğu kaynaklarda aktarılmaktadır.
Abdullah ibn Ümmî Mektûm’un doğuştan görme engelli olduğu (bazı kaynaklara göre küçük yaşlarda görme duyusunu kaybettiği), İslamiyet’i ilk kabul edenlerden olduğu, Bilâl-i Habeşî ile birlikte müezzinlik yaptığı, Medine’ye ilk gelip İslamiyet’i öğretenler arasında olduğu, Medine dışına çıktığı zamanlarda Hz. Peygamberin onu birçok defa yerine vekil bıraktığı, engellilere savaşa katılmama konusunda ruhsat bildiren ayetlere rağmen savaşlara katıldığı, Kadisiye savaşına da katılıp sancaktarlık yaptığı ve orada şehit olduğu veya döndükten sonra savaşta aldığı yaralardan dolayı vefat ettiği bilgileri kaynaklarda yer almaktadır. Bütün bu bilgilerden Abdullah ibn Ümmî Mektûm’un görme engeline rağmen son derece yetenekli ve toplumsal yaşama aktif şekilde katılıp katkı sağlayan biri olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Hz. Peygamberin benzer durumdaki başka sahabeye (Itbân b. Mâlik) izin vermesine rağmen mescide gelip gitmekte zorlandığından evinde namaz kılmak için izin istediğinde ona izin vermeyip mescide gelmesini istemesi Abdullah İbn Ümmî Mektûm’un evinin mescide yakınlığı ve cemaatle namazın fazileti ile açıklanabilirse de aynı zamanda onun aktif kişiliği ve yeteneği ile de izah edilebilir. Hz. Peygamber böylesi yetenekli birinin o gün sosyal yaşamın merkezi olan mescide gelmesini istemiştir.
Hz. Peygamberin Abdullah İbn Ümmî Mektûm’u yerine vekil bırakması, bu sürede onun hem devlet işlerine refakat etmesi hem de imamlık yapması engelli bireylerin yeteneklerine göre çeşitli görevlere getirilmeleri adına önemli bir örneği oluşturmaktadır. Abdullah İbn Ümmî Mektûm’un Hz. Peygambere vekâlet etmesi, eli kılıç tutan savaşa katılabilecek durumda olanların Hz. Peygamberle Medine dışına çıkması nedeniyle geride engelli, yaşlı, kadın ve çocukların kalmasıyla izah edilebilirse de başka olaylarda Hz. Peygamberin sağlıklı kişilerden yerine vekil bıraktığı örnekler düşünüldüğünde görme engelli bir sahabenin o gün için gelinebilecek en üst makama getirildiği şeklinde de yorumlanabilir. Engelli bireylerin yönetimde etkin görev alıp alamayacakları konusunda Hz. Peygamberin çıtayı son derece yükselttiği ve engel durumu göz önünde bulundurulmak şartıyla engellilerin yönetici hatta “lider” olabileceklerini görme engelli birini yerine vekil bırakmak suretiyle örneklendirdiğini söylemek mümkündür.
Gerek hakkında inen ayetler, gerekse kendisine verilen peygambere vekâlet, imamlık ve müezzinlik görevleri, Abdullah ibn Ümmî Mektûm’un son derece önemli ve kendisine güvenilen bir kişi olduğunu ortaya koymaktadır. İslâm’da engellilerle ilgili çeşitli hükümlerin belirlenmesi, Abdullah İbn Ümmi Mektûm vesilesiyle mümkün olmuş, onların vekil bırakılmaları, imamlık yapmaları, müezzinlik yapmaları, savaşa iştirak etmeleri, farz namazlara katılmaları, korunma amacıyla köpek beslemeleri gibi konular açıklık kazanmıştır.
Konu edindiğimiz Abese suresinin ilk oniki ayetinin indirilmesinden sonra Hz. Peygamberin Abdullah ibn Ümmi Mektûm’u ne zaman görse; “Merhaba ey Allah’ın kendisi sebebiyle beni ikaz ettiği kimse!” diyerek ridâsını yere yayıp yanına oturtarak ona iltifat gösterdiği rivayetini aktararak yazımızın bu bölümünü tamamlayalım.[1]
[1] Bu bölümdeki bilgilerin ayrıntıları ve bilgi kaynakları için bkz. Münir Tezcan, Kur’an Çerçevesinde Engelliler, Hiper yayınları, 2021, İstanbul.