Kitaplar, duyguları gönül rahatlığıyla sayfalara döküp teslim edeceğimiz konforu sunar bize. Rafa yaklaşırken başlar iç huzur. Gönül önce orayı dizayn etmiştir. Kitapsız bir oda ruhsuz bir beden gibidir der Cicero…
Ömrün kabuğunu soymaya kapağından, sonra da arka yazısından başlarız. Dokunmak istediğimiz çiçekler vardır. Varmak istediğimiz yerler, kesmek istediğimiz sesler, uçmak istediğimiz kanatlar, göçmek istediğimiz ülkeler. İnsanın insana vermediğini verirler bazen de.
Bereketi kitaplarda aramanın ve dahası bulmanın da bir rahmet olduğunu dinlemiştim ondan. Boşu boşuna yaşlanmış olmadığına şahit olduğum insanları kıskanırım ben. Onlardan biriydi rahmetli dedem.
Ağaçlardan kitaplar yapıldığı gibi, kibritte yapılıyor ama kibrit bir ormanı ateşe verip her şeyi yok edip küle çevrilebilir. İşte kitaplar da karanlığa ışık yakan birer fener.
Günümüz insanlarını yalnızlığa iten bir çok neden var ama onları saymak istemiyorum şimdi. Bazıları kendi yüreğini kendisi toplamak zorundadır. Çünkü hayat onun kulağına çok iyi şeyler söylememiş olabilir. Fakat ne diyordu Montesquieu:
“Bir saatlik okumanın dindirmediği bir sıkıntı görmedim.”
Bir çok sebepler onu kitapların önüne kadar getirdiyse, sıkıntıdan bir adım uzaklaşmaya başlamış demektir. Zerafeti bırakmadan, empatiyi aşılamadan ve sorgulama bilincine erişim sağlamadan gitmez. O vakit etrafında çok kalabalığın olup olmaması ile de ilgilenmez. Kısa ama etkili konuşmalar yapar. Bağırmaz örneğin. Ki zaten bağıran insanlar, mutlaka bir yanlışı gizlemek içindir.
Sessizliği kitaplarla birlikte daha çok sever insan. Kitaplar anlatsın ben dinlerim. Sular akıyor her sayfasından. Bir sahaf serinliği kaplar içinizi. Yangın yerine koşan itfaiye gibi. Hangi çiçekle açıklanır bilmiyorum bunun tarifi. Ruhumuz da inceliyor bileklerimiz gibi. Bin beter olurduk kitapları toplasaydı birisi. Müthiş bir serap bu. Sadece okuyana, okuduğunu anlayanlara elbette ki. Anlamlandırmak ise hayatına yansıtmasından anlaşılır. Bir duruşu vardır muhakkak. Ve hiç bir olay karşısında, karşısındaki kişiye benzemez. Sesinin tonunu münakaşaya göre değil, kendine yakışan o nazik tavır ve üslupla cevap verir. Bu yüzden sadece kitap okumuş olmak tek başına bir şey ifade etmez. Özümsemek gerekir.
“İyi kitaplar söz konusu olduğunda önemli olan kaçını bitirebildiğin değil, kaçını özümsediğindir.”
Mortimer J. Adler
Bazı kitaplar da insana resim çizdirir. Kendini geçmişte unutan evlerin odalarını, yer sofrasını mesela. Sofra bezinde ki kırıntıları bile gözlerinle çizer ve dahası boyarsın. Bir pencere bir kapı ve mutfak. Kimse taramasa saçlarını, bir satırda sanki elinde annenin tarağı. Su basmış göller gibi akıcı bir konuşma üslubu yerleşiyor ki o da apayrı. Yüzünü aradığın belki de kağıdın o yanık köşesi. Kalemin ucundan çıkan sesler de, hasretin habercisi. Çünkü altını çizdiğin satırlar gözlerine delik açar. Oraya çocukluğun dolar…
Doğaya serilen sırları da ortaya döken yine kitaplar değil mi? Vakitler ve insan rüzgârın getirdiği yamaçlarda serinlercesine, bir meltem eser son sayfasını çevirince. Gönlüne açılan kapıların gölgesi artık daha konuşkan olur, göğe uzanırken eller, ayakları yerdeki karıncaya basmadan ilerler. Çünkü gecenin kanı gitgide pıhtılaşınca, okuyarak açılırsın kitapların kokusuyla. Boşlukta kalmaz hiç bir kuşun kanadı. Pencere açılır kapanmış dediğin karanlığın karşısına. Küle çim eken mısralara takılır gözlerin. Yeşil bir vadiden geçersin, haberin olmaz kaç yaşındasın şimdi. İnsan köşesi diye tabela asılıdır. Kitaplar, birkaç renkli kalem, defter ve kokusu kahvenin. Herkes biraz kendi evine döner…
Gülüşüne bahar eklenen bazen de kederi dost edinen satırlara rastlamak mümkün. Oradan da ayırır insanı bir kitap kapağı. Yüzünde bir ağaç bazen ormanı gösteren.Dizleri titreyen bir şehir gibi kalır yanında, bazı sayfaların arasına ilişen ayraç. Adım adım nefes aldıran bir yoldur insanı kenara çeken. Kimi istiyorsan onunla yürürsün ve yorgunluk denen şey, sevince bürünür. Bir hastanın beklediği çorbadır diyordu dedem, kitaplarını eline alırken. Ağzı açık yaralarını kapattığını söylerdi. Çünkü kalabalıklarda mikrop kapıyor insan. İnsan köşesi, yalnızlığın kıpırdamadan duran sararmış yapraklarına benziyor gibi görünse de, ırmağın kenarında moladır verdiğin. Platon der ki:
“Kitaplar evrene ruh, akla kanat, hayal gücüne uçuş ve her şeye hayat verir.”