eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
30°C
Ankara
30°C
Açık
Cuma Açık
32°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
33°C
Pazar Az Bulutlu
31°C
Pazartesi Açık
31°C

Entellektüel Bir Fikir İşçisi: Erol GÖKA

Entellektüel Bir Fikir İşçisi: Erol GÖKA

1959 yılında Denizli’de doğdu. Ortaöğrenimini “parasız yatılı” olarak Aydın’da tamamladı. 1983’te “Tıp Doktoru”, 1989’da “Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı”, 1992 yılında “Psikiyatri Doçenti”, 1998’de Sağlık Bakanlığı ve YÖK’ün birlikte düzenlediği sınavlar dizisinde başarılı olarak Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Şefi oldu. 2010 yılında Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilimdalı’na “Profesör” olarak atandı. Prof. Dr. Erol Göka, halen Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Ankara Şehir Hastanesi’nde “Psikiyatri Bölümü Eğitim ve İdari Sorumlusu” olarak görevli.

Çok sayıda psikiyatri uzmanı ve doçenti yetiştirmiş; onlarca aile hekimi ve nöroloji uzmanının yetişmesine katkıda bulunmuş olan Erol Göka, ülkemizde psikiyatrik hizmetlerin çağdaş biçimlerde örgütlenebilmesi çalışmalarına etkin olarak katılmaktadır. Psikiyatrinin birçok alanında yapılan bilimsel çalışmalarda yer almasına rağmen ilgisi, daha çok psikiyatrinin sosyal bilimlerle ve felsefe ile kesişim noktalarında yoğunlaşmıştır. İnsanın dinamik özelliklerine ve grup-varlığına olan ilgisi onu psikodinamik yönelimli klinik uygulamalara ve grup psikoterapilerine yöneltmiştir. Bu nedenle bilimsel çalışmaları ve klinik deneyimleri daha çok bu alanlardadır.

Türkiye Günlüğü dergisinin yayın; birçok tıp ve beşerî bilimler alanındaki derginin danışma kurullarında bulunmaktadır. Çok sayıda bilimsel çalışmanın içinde yer almış, bilimsel makale üretmiştir. “Ermeni Sorunu”, “Medeni Hukuk uygulamaları”, “Aile içinde ve toplumsal alanda şiddet ve fanatizm”, “Travmalar ve insan hakları”, “İslam, özgürlükler ve demokrasi” gibi konularda, yöneticilerimizi ve toplumu aydınlatmak amacıyla, psikolojinin bakışını ifade eden bilim insanlarındandır.

“Hoşçakal: Kayıp, Matem ve Hayatın Zorlukları”(2009; 2018), “Hayatın Anlamı Var Mı?” (2013; 2019) ve “Yalnızlık ve Umut” (2020) kitapları psikiyatriye bakışındaki özgün varoluşçu-dinamik çerçeveyi ortaya

koymaktadır.

Uzun zamandan beri Tarihsel Psikoloji alanında, Türklerin tarih boyunca değişmeyen tutumlarını anlamaya yönelik çabaları, “Türk Grup Davranışı” adı altında 2006 yılı başında kitaplaştırılmış, bunu “Türklerin Psikolojisi” (2008; 2018) ve “Yedi Düvele Karşı: Türklerde Liderlik ve Fanatizm” (2009), “Türk’ün Göçebe Ruhu” (2010; 2018) kitapları izlemiştir. Birçok özgün görüş barındıran bu çalışmalar, tüm Türk dünyasında, büyük bir ilgiyle karşılanmış ve çok verimli tartışmalara neden olmuştur ve olmaktadır. Prof. Dr. Erol Göka toplum psikolojisiyle ilgili bir otorite olarak tanınması nedeniyle görsel ve yazılı medyada, radyolarda gerek sunucu gerek konuşmacı olarak defalarca yer almış; üniversiteler, sivil toplum örgütleri ve resmî kurumlarca toplantılara davet edilmiştir. “Türk Grup Davranışı” kitabı ile Türkiye Yazarlar Birliği 2006 yılı “Yılın Fikir Adamı Ödülü”ne layık görülen Erol Göka’ya 2008 yılında, Türk Ocakları tarafından “ilmi çalışmalarıyla Türk milletinin ufkunu açan eserler ortaya koyması” nedeniyle, “Ziya Gökalp/ Türk Ocakları İlim ve Teşvik Armağanı” verilmiştir. Erol Göka, 2020 yılında ise, kültür ve sanat hayatına uzun süreli katkılarından dolayı Türkiye Yazarlar Birliği’nin “Üstün Hizmet Ödülü” verilmiştir.

Erol Göka, entelektüel  bir fikir işçisi. Türkiye’nin fikir ve kültür hayatının özellikle son otuz yılında teorileriyle var olmuş bir isim. İmal-i fikir ettiği Türk düşünce hayatına, ortaya koyduğu medeniyet perspektifi ve idealize ettiği düşüncelerle yol gösterici olmuştur. Bilgileriyle Türk irfanına yol açan öncü bir eğitimci. Son eseri Kalpten bu minval üzere düşüncelerin ortaya konulduğu özgün bir eser. Burada sözü sahibine bırakalım.

Son Eseri Kalpten…

Kalpten bir psikoloji kitabı değil. İnsanın varoluşsal merkezi kalp üzerine psikoloji zâviyesinden yazılmış bir kitap… Doğrudan doğruya psikoloji kitabı değil ama insan varoluşunu anlamaya çabalıyor. Buna göre insan varoluşuyla ilgili her çalışma gibi psikolojiyi ele alıyor; hem insan psikolojisine, daha doğrusu psikolojisi olan insanlara hem de akademik disiplin olarak psikolojik bilimlere sesleniyor. Düşünce, duygu ve algılamalarımıza “kalp” eşlik ettiğinde, onlar kalbin süzgecinden geçtiklerinde, daha “ahlâkî” dolayısıyla daha “insani” olacaklarını dile getiriyor.

Kalpten, baktığımızda epeyce farklı şeyler görülebildiğini ve daha önce gördüğümüzü sandıklarımıza değişik manalar katılabildiğini, hatta biraz haddini aşarak bilime hoş bir usare eklendiğini, bilimin tatlandığını söylemeye çalışıyor. Biraz da hayıflanıyor söylerken, “kadim dünyada, eski insanlar zaten bunları biliyordu ama biz modernler unuttuk, bilerek kendimizi kandırmaya, kalbi kendimize unutturmaya çalıştık. Böyle yaparsak, kalbi sadece bedenimizdeki bir organa indirgersek, gerçeğe daha çok yaklaşacağımıza, büyünün bozulacağına ve böylece her şeyin daha iyi olacağına inandık. Ama tüm canhıraş gayretimize rağmen, derunumuz buna direndi, unutmadı, geleneksel mirasa sıkı sıkıya sarılıp sahip çıktı” diyor. Özellikle yaşadığı Müslüman toplumdaki kültürel mirasa, bu toplumun kültürüne ana rengini veren Kur’ân-ı Kerim’e dayanarak “kalpten” bir yaklaşım sergileme cehdi göstermek istiyor.

Kalpten, bir ahlâk felsefesi ve ahlâk psikolojisi kitabı değil ama onların yanında yöresinde dolanmaktan da hiç vazgeçmiyor. Özellikle kendi ahlâka bakışımızın nasıl kalbe ve merhamete doğru yol aldığının hikâyesini, aşama aşama anlatmaya çalıştığımız 2. Bölümde bu hevesi iyice artıyor. Sanıyorum genel okuyucunun sabrını da zorlayacak bu bölüm, tıpkı bu önsöz gibi. Ama entelektüel duruşumuzun hesabını vermek için böyle bir bölümün gerekli olduğunu düşünüp bana hak verileceği umudu içindeyim… Kalpten, varoluşsal merkezimiz kalbin temel eyleminin merhamet olduğunu, diğer erdemlerin merhametten köken aldığını düşünen, bunu göstermeye çalışan merhamet erdemi

üzeri yine psikoloji zâviyesinden yazılmış bir kitap… Nasıl insan varoluşunu sorun edinen her çalışma, şöyle ya da böyle psikoloji ile ilgiliyse günümüzde “pozitif psikoloji” sayesinde artık erdemlerle ilgili tüm çabalar da eninde sonunda psikolojinin görüş alanına giriyor. Bu erdemlerin başında merhamet geliyor. Kalpten, merhamet üzerine pozitif psikolojinin söylediklerini onaylıyor, destekliyor ama onlara yeni bir ilave yapmaya çalışmıyor. Daha ziyade tıpkı kalp gibi merhametin de kadim anlayıştaki yerinin günümüzden çok farklı olduğunu anlatmaya yöneliyor. Eğer kalbi ve merhameti geleneksel dünyadaki gibi kavramayı başarırsak, bu ufuk sayesinde önümüzde birçok yeni imkânın doğacağını anlatmaya gayret ediyor.

Kalpten bir ilahiyat kitabı, bir din psikolojisi kitabı değil ama onlardan büsbütün ayrı da kalamıyor. Yazarın Müslüman kültürde yaşamasının zihin dünyasındaki yansımalarını ve böyle bir zihinle başta Kur’ân-ı Kerim olmak üzere teolojik kaynaklara baktığında gördüklerini dile getirmek istiyor. Bu kültürde yaşamanın ve düşünmenin, psikolojik bilimlerle ilgili mesleki uygulamanın içinde bulunmanın sonuçlarını bir hanede birleştirmeye, bir araya getirmeye uğraşıyor. Bir başka deyişle psikoterapi ekolleri içinde kendisine yakın hissettiği dinamik-varoluş yaklaşımın, pozitif psikolojiye bakışın buradan nasıl olabileceğini sergileme gayretinde. Her ne kadar ilk bakışta doğrudan doğruya teolojik değerlendirmeler, çıkarımlar yapıyormuş gibi görünse de aslında niyeti ve hedefi asla bu değil. Kalpten haddini biliyor, sadece Müslüman kültürden psikoterapideki varoluşçu-dinamik yaklaşıma, geleneksel dünyadan pozitif psikolojiye nasıl katkılar olabileceğini dert ediyor. Sözlerini bilimin ve teolojinin keskin ve kesin ifadelerinden ziyade deneme kıvamında dillendirmeye uğraşıyor.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.