eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
30°C
Ankara
30°C
Açık
Cuma Açık
32°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
32°C
Pazar Az Bulutlu
31°C
Pazartesi Açık
31°C

Tarihi Sezdiren Adam: Mehmet Genç

Tarihi Sezdiren Adam: Mehmet Genç

Mehmet Genç, 4 Mayıs 1934 tarihinde Artvin’de dünyaya geldi. Lise eğitimini İstanbul Haydarpaşa Lisesi’nde tamamlayan Mehmet Genç, lisans eğitimini ise Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümünde tamamladı.

1958 yılında lisans eğitimin tamamlamasının ardından kısa bir süre Ankara Valiliği’nde memur olarak görev yapan Genç, ardından Şereflikoçhisar kazasında kaymakam vekilliği görevinde bulundu.

Akademik hayata yönelen Mehmet Genç, 1960 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Türk İktisat Tarihi Enstitüsü’nde İktisat Tarihi asistanı olarak Ömer Lütfi Barkan’ın yanında çalışmaya başladı. Doktora tezinde Sanayi Devriminin Osmanlı sanayisine etkisini ele alan Mehmet Genç, yine aynı enstitüde 1965 yılından 1982 yılına kadar İktisat Tarihi Uzmanı olarak çalışmalar yaptı.

1966 yılında araştırmalarını detaylandırmak üzere Başbakanlık Arşivinde çalışmalar yapan Mehmet Genç’in bu tarihte sonra temel kaynağı Osmanlı arşiv belgeleri oldu.

1973’ten itibaren Osmanlı İktisat Tarihi alanında yerli ve yabancı birçok seminere katılan Mehmet Genç, 1985-88 yılları arasında TRT’de danışman olarak çalıştı. 1985 yılında İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’de Yüksek Lisans ve Doktora öğrencilerine Tarih ve Sosyal Bilimler dersleri veren Genç, 2002 yılında buradan emekli oldu.

Evli ve iki çocuk babası olan Genç; Türkçe, İngilizce, Fransızca ve Yunanca yayımlanmış çok sayıda makale kaleme almıştır. 2000 yılında, tebliğ ve makalelerinin önemli bir bölümü bazı ilavelerle “Osmanlı İmparatorluğunda Devlet ve Ekonomi” adlı kitabında yayımlamış ve bu kitap ile “Türkiye Yazarlar Birliği” tarafından Fikir Dalında ödüle layık görülmüştür. 2001 yılında aynı kitap ile “Aydın Doğan Vakfı” özel ödülünü almaya hak kazamıştır. Genç; American Research Institute in Turkey Yönetim Kurulu Üyesidir. 2015 yılında Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri Yönetmeliği kapsamında, Sosyal Bilimler ve Tarih alanında ödüllendirildi.

Mehmet Genç, 2015 yılında Sosyal ve Beşeri Bilimler kategorisinde Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) “Uluslararası Akademi Ödülü”nü almış, 2019 yılında da Akademi Genel Kurulunca TÜBA Şeref üyeliği’ne seçildi.

Mehmet Genç, 18 Mart 2021 tarihinde akciğer kanseri nedeniyle tedavi gördüğü Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesinde hayatını kaybetti. Rahmet olsun.

Bu toprakların bir insanı olarak, ilim yolculuğu ve çabaları; yol açmak, iz açmak bir ışık ve ufuk oluşturmak şeklinde geçmiştir. Zor meselelerden umut ve ufuk inşa eden, teorileriyle cemiyete model bir münevver profili oluşturmuştur.

Bilim hayatında çalıştığı dönemlerde gençliğe ve yeni yetişmekte olan ilim adamlarına model bir şahsiyet olan Mehmet Genç, ilim ahlakı, çalışmaları ve öğrendiği bilgilerinden hüküm çıkarabilme kabiliyeti ile nadir bir şahsiyetti. Bitmeyen efsane Osmanlı doktorası sanki onun görüşlerinin zirve noktasına ulaşma çabasının en sembolik tarafını  teşkil etmekteydi. Osmanlı doktorası gerçekten çok uzun yıllara yayıldı.

2018 yılında TRT’de İnsanlık Hali Programında söylediği aşağıdaki sözler, bir tefekkür ufku oluşturması ve yeni anlamlandırmalara kapı aralaması bakımından onun gördüğü yerden Osmanlı’nın bir özeti mahiyetindedir:

Osmanlı’nın Başlangıcından beri sosyal ve iktisadi alanlardaki düzenlemeleri oluştururken dikkate aldıklarını ifade ettikleri bir genel ilke vardır. Buna göre herhangi bir düzenlemenin benimsenebilmesi; devlete faydalı olması, halka faydası olması ve kimseye de zararlı olmaması şeklinde özetlenebilecek üç şarta bağlı idi… Allah’ın emaneti olarak gördükleri halkın her unsuruna, Müslüman olsun veya olmasın, herkese yaşama şansı verecek yegâne sistem olarak gördükleri böyle bir yapı, eğer yerleştirilebilir ve sürdürülebilirse, bunu başaran siyasi sistemin de ebedi olacağına tereddüt etmediler. Çağdaşı Avrupa’da 16. Yüzyıldan itibaren, tam da Osmanlılar kendi sistemlerinin ebedileşeceğine artık kani olarak devletlerini ‘ebed-müddet’ diye tavsife başladıkları yıllarda, tarihimizin paradokslarından biri olarak, kıta ölçeğinde giderek yaygınlaşmak üzere benimsenen kapitalizmin, hemen hemen doğar doğmaz özünü oluşturan eşitsizliklerle yol açtığı sayısız acılara rağmen muazzam bir gelişme göstererek 2-3 yüzyıl sonra herkese refah getirebilecek bir konuma gelebileceğine Osmanlılar pek ihtimal vermediler. Öyle bir ihtimali akla getiren o çağın Avrupa’sında da muhtemelen pek yoktu. Ancak Osmanlılar kehanet derecesinde bir tahminle bu ihtimalin gerçekleşebileceğine kani olsalar bile, milyonlarca fakir insana bunca acıyı yüklemeyi, Müslüman vicdanlarına herhalde sığdıramayacakları için kabul etmezlerdi, diyebiliriz. Onun için eşitlikçi yapıda karar kıldılar ve onu bütün karşı koymalara, aykırı girişimlere, zorluklara ve risklere rağmen muhafaza etmeye çalışmıştır.’’

Mehmet Genç, bu konudaki görüşlerini Osmanlı İmparatorluğunda Devlet ve Ekonomi’ adlı eserinde de aşağıdaki ifadelerle dile getirmekte:

‘Dayanışması yüksek ve meritokratik esaslara göre işleyen bir elit zümresine sahip oldular. Yani “Emaneti ehline veriniz” ayet-i celilesini başından sonuna kadar icra etme iradesini terk etmediler. Yani zihni ve maddi kaynakların tedavülünü sağladılar. Kaynakların belli ellerde, belli gruplarda ve belli ailelerde, belli sosyal zümrelerde birikmesini önlediler. Elitin içine, kabiliyetlileri bulup sevk eden bir mekanizma kurdular. Elite bir kere girdikten sonra orada yerleşip devam etme imkanlarını çok sınırladılar. Devamlı sirkülasyonu sağladılar. Yönettikleri topluluklara ırk, mezhep, din gibi hiçbir sınırlama koymadılar. “Müslüman olacaksınız ve sadece Türkçe konuşacaksınız” gibi bir talepleri yoktu.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.