eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Parçalı Bulutlu
26°C
Ankara
26°C
Parçalı Bulutlu
Cuma Açık
27°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
29°C
Pazar Az Bulutlu
30°C
Pazartesi Az Bulutlu
27°C

Edebî Nüktenin Zirvesi: Necip Fazıl Kısakürek

Edebî Nüktenin Zirvesi: Necip Fazıl Kısakürek

Anladım işi, sanat Allah’ı aramakmış,

Marifet bu,gerisi yalnız çelik,çomakmış.

Şairlerin sultanı unvanıyla, nam saldı bu fani alemde. Gönüllerin sultanı Abdulhakim Arvasi Hazretleri ile tanışması, hayat telakkisini değiştirdi. Büyük mütefekkirden kudretli şaire doğru seyreden hayat serüveninde , kaleme aldığı eserler büyük bir ilgi ve alaka ile okundu. Muazzam bir muhakemenin ve keskin bir zekanın imbiğinden süzülen nazım ve nesirleri , bazen heyecanlandırırken bazen de coşturdu gönülleri. Hazır cevaplı oluşu, kıvrak bir zekanın ürünü olan değerlendirmeleri, dalga dalga yayılan hayran kitlesi oluşturdu etrafında. Nükteyi, egosunu tatmin için değil, hakikati ifade etme adına fırsat bilen Necip Fazıl, edebiyatımızda bu yönüyle “nev-i şahsına münhasır” bir yere sahip olmuştur. Çileli hayatında “zaman bendedir, mekan bana emanettir” şuurunda bir nesil yetiştirmenin mücadelesini veren Necip Fazıl, yaşadığı zaman diliminde “ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti” haykırışıyla ve dava adamı kimliğiyle gönüllerde taht kurmuştur.

”Bekleyin, görecektir duranlar yürüyeni,

Sabredin gelecektir, sönmez pörsümez yeni.”

diyerek, ömrünü vakfettiği davasının, zafere ulaşacağına olan inancını enfes bir şekilde dile getirmiştir. Evet, üstad namıyla maruf Necip Fazıl’dan bir buket edebi nükteyi dikkatlerinize sunacağım. Böylelikle O’nu “şairlerin sultanı” yapan ruh kökünü daha yakından tanıma bahtiyarlığını yaşayacaksınız. Üstada bir konferans sırasında bir genç sorar: -Osmanlı emperyalist değil miydi? Cevap dikkate şayandır: -Evladım eğer Osmanlı emperyalist olsaydı şu anda bu soruyu Fransızca değil Türkçe sorardın. * Yine bir gün Üstad’a sormuşlar: -Üstad özel arabanız yok mu? Üstad düşünmeden cevap verir: -Ona en son bineceğiz. * Necip Fazıl bir konferansında isim vermeden gazetelerin tenkidini yapıyormuş. Fakat o şekilde açık konuşuyormuş ki, bu işlerle çok az ilgili olan dahi hangi gazeteden söz edildiğini anlarmış. Dinleyenlerden biri hatibin sözünü keserek: Hangi gazeteden bahsediyorsunuz? Necip Fazıl sorar: Siz ne iş yapıyorsunuz? Keresteciyim. Belli, otur! * Necip Fazıl vapurla Karaköy’e geçerken, yanına biri yaklaşıp: “Üstad”, diye sormuş “Peygamberlere ne diye gerek duyuldu, biz kendimiz yolumuzu bulabilirdik.” N. Fazıl, okuduğu kitaptan başını kaldırmadan: “Ne diye vapura bindin ki, yüzerek geçsene karşıya” cevabını vermiş.

* Nazım Hikmet ve Necip Fazıl Ramazan ayında arabayla gidiyorlarmış. Tabi Necip Fazıl oruç ama Nazım Hikmet değil. Nazım Hikmet Necip Fazıl ile dalga geçmek için yolun kenarındaki zayıf bir ineği işaret ederek Necip Fazıl’a demiş ki: -‘Şunun haline bak, oruç tutmaktan ne hale gelmiş’ demiş. Tabi Necip Fazıl üstad altta kalır mı hemen cevabı yapıştırmış: -‘Aaa Nazım sen bilmiyor musun hayvanlar oruç tutmaz… *Üstad yenilgi ve mağlubiyeti kabul etmezdi. Bir gün bir tren istasyonunda onun sinirli sinirli gezdiğini gören bir hayranı (bazı rivayetlere göre onu sevmeyen biri) sorar: – Ne oldu Üstad, treni mi kaçırdınız? Üstad böyle bir ithamı kabul eder mi? Treni kaçırmak bir eksiklik, bir yenilgidir. – Kovdum gitti, der. * Bir yaz günü… Sofra kurulmuş, yemek yenilecek… Her şey hazır… Merhum Üstad Necip Fazıl Kısakürek, masanın üzerindeki içi su dolu “viski şişesi”ni görünce sorar: “Bu ne?” Cevap verir, oğlu; “Baba; soğuk su için…. Buzdolabına ancak bu şişeleri koyabiliyoruz da!…” İtiraz eder üstad: “Olmaz!..” İzaha çalışır oğlu… “Baba inan ki çok iyi temizledik, bol sabun ve kaynar sularla yıkadık.” Üstad yine “olmaz” der ve şu ibretli sözler dökülür ağzından: ” O halde oğlum; yarın lazımlık satan bir dükkana gideceksin ve oradan el değmemiş bir lazımlık alacak, çorbanı da bu lazımlıkla içeceksin! İçebilir misin?… Elbette içebilirsin… Hiçbir mahzuru da yok… Amma velakin; mantığın kabul etse de, ruhun kusar bu çorbayı!” * Bir edebiyat toplantısı sırasında Nazım sahnede şiir okur ve akabinde oturan topluluk içinde bulunan Üstad’ı sahneye davet eder. Üstad sahneye çıkar. Üstad’a şöyle bir teklifte bulunur; -Bir tane ben kendi şiirimden okuyayım, bir tane de sen kendi şiirinden oku. Üstad kendi şiirini okumayı pek doğru bulmadığını söyler ve şöyle der; -Ben senin şiirinden bir tane okuyayım sen de benimkilerden bi tane oku Nazım bu teklifi kabul eder ve başlar Üstad’ın ‘Ölünün Odası’ şiirini okumaya. Şiir biter salonda bir alkış patlar. Sıra Üstad’a gelmiştir. Üstad da nazımın sonu ‘in-çık, çık-in” şeklinde biten bir şiirini düz bir şekilde okur. Üstad şiiri bitirir. Salonda derin sessizlik. Üstad nükteyi patlatır, noktayı koyar; -Bak nazım! Benim gibi adam senin şiirini okuyor yine de bir şey olmuyor. * Üstad Necip Fazıl Kısakürek bir gün konferans verirken salonda bulunanlardan birisi kürsüye salatalık fırlatır. Salatalığı eline alan Necip Fazıl salondakilere dönerek: “- Birisi kimliğini göndermiş, kiminse gelsin alsın” der. * Bir gün Necip Fazıl, bir üniversitede konferansa katılmış… Çıkıp her zaman ki gibi Din ve Allah kavramı hakkında konuşmuş… Konuşması bittikten sonra, onunla karşıt görüşlü olan bir Profesör, Necip Fazıl’a: ‘Siz önceden çıkıp farklı şeyler söylerdiniz, şimdi ise o sözlerinize çelişen şeyler söylüyorsunuz. Yazdığınız şiirler hala ezberimdedir. Bu ne demek oluyor? ‘ Necip Fazıl’ın cevabı meleklere parmak ısırtacak bir cevap olur:

– ‘Benim geçmişim bir çöplüktür ve çöplükleri sadece kediler ve köpekler kurcalar.’ * Bir konferansından sonra bazı gençler “Sakarya Türküsü”nün büyük şairi Necip Fazıl’ın etrafında toplanırlar. İçlerinden biri, “Anlattığınız fikir hayatı içinde sizi de görmek istiyoruz” deyince üstat şu cevabı verir: ” Ben, özlenen İslam çiçeğinin sadece gübresiyim.” * Necip Fazıl’ın da içinde bulunduğu uçak, Yeşilköy Havaalanından kalktıktan kısa bir zaman sonra arızalanır ve geri döner. Havaalanındakiler merakla, “Ne oldu, nasıl oldu?” diye sorarlar. mübareğin cevabı hem teslimiyetçi hem de hikmetli: “Ahirete kabul etmediler, geri döndük.”

Son söz sadedinde, Necip Fazıl’ın Sakarya Türküsü;

Sen ve ben, gözyaşiyle ıslanmış hamurdanız;

Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!

Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;

Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!

Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;

Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;

Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.