Vahiyle ve kâinattan süzülüp gelen bilimlerle insana akan bilgi, akıl ve kalp kapılarından kabul edilir.
Vahiy ve fenlerden gelen bilgiye beyan, akıl şubesinin beyanı yorumlamasına burhan, kalp tarafının beyanı işlemesine irfan deriz.
Beyan, burhan ve irfan hep birlikte gerçeği/hakikati/hidayeti ortaya koyarlar.
Eğitim yolunda insan, bir kuşun kanat çırpması gibi akıl ve kalp kanatlarını birlikte vurmalı; ancak ilk kanat çırpışı daima akıl yapmalıdır.
Asırlardır eğitimin en kadim problemi kuşun kanat çırpış ahenginin bozulması, akıl ve kalp dengesinin gözetilememesidir.
İlk yazılı kaynaklardan itibaren eğitime dair dile getirilen bütün görüşlerde bu denge mevzu bahis olmuştur.
Akıl ve kalp dengesi, aynı zamanda ahiret-dünya ölçüsüdür.
Akıl kalp dengesi, bir anlamda doğu-batı muvazenesidir.
Akıl kalp dengesi, diğer bir anlamda ruh-beden dengesidir.
Sultan Mehmet’i Fatih yapan sürekli olarak barış ve savaşta cönkünde taşıdığı 4 kitap eğitimde akıl ve kalp dengesinin nasıl kurulacağını anlatan kitaplardı.
Bu kitaplar;
1.İbn Sina-el-İşarat ve’t-Tenbihat
2.Gazali-Tehafü-ü Felasife
3.Konevi-Miftah’ul-Gayb
4.Sühreverdi-Hikmet’ül-İşrak
Fatih Sultan Mehmet devrinin eğitim kurumu Sah-ı Seman Medreseleri’ndeki müfredatla bizzat ilgilenmiş ve en çok akıl-kalp dengesi üzerinde durmuştur.
Osmanlı son döneminde sıklıkla konuşulan Islah-ı Medaris çalışmalarının da ilk maddesi akıl-kalp dengesi olmuştur.
Üç şube halinde (Diyarbakır-Van-Bitlis) kurulmasını istediği Medresetüz-Zehra projesi için Said Nursi eğitimde akıl kalp dengesini şöyle tarif etmişti:
“Aklın nuru fünunu medeniyedir. Vicdanın ziyası ulumu diniyedir. İkisinin imtizacından hakikat tevellüt eder. Talebenin himmeti pervaz eder (kanatlanır). Ayrıldıklarında birisinden (aklın esas alınıp kalbin ihmali) inkâr, diğerinden (kalbin ön plana alınıp aklı geri plana atmak) körü körüne taassup ortaya çıkar.
Muhammed İkbal’de “Batıda hâkim olan akıl, doğuda hâkim olan kalptir. Batı kalbi, doğu aklı ihmal etti. Oysa insanlığın kurtuluşu ikisini birlikte ele almaktır” görüşünü dile getirdi.
Doğuyu ve Batıyı en tahlil eden mütefekkirlerden Aliya İzzet Begoviç bu önemli konuyu kısaca şöyle dile getirdi:
“İnsanın biri maddi diğeri manevi iki dünyası vardır ve bu düalizmi bütünlüğü ile ele almayan Batı medeniyeti sınıfta kalmıştır. Gerek ilkel dinlerden ve gerek Batıda hâkim olan kitabi dinlerden farklı olarak, insanı bütünü ile ele alınmalıdır. İnsan faaliyetleri; iki dünya arasındaki bağı koparmama istikametinde olmalıdır. Bu anlamı evrensel ilkelerle insanlığa hediye olarak gelen İslam; dünya-ahiret, ruh-beden, akıl-kalp dengesini kurmuştur. Dolayısıyla insanlık için kurtuluş yolu İslam’dadır. O’nun telkin ettiği Allah’a teslimiyettir. Tabi bu teslimiyet bilinçsiz, sadece kalp üzerinden yürütülen bir faaliyet değildir. O’nun gösterdiği yolda faaliyette akıl kalp önderliğinde bütüncül bir yaklaşımla hareket edilmelidir.”
Eğitimde “Maarif Modeli” konuşulurken belki de gözetilecek ilkelerin en tepesinde ve hepsine yön verecek temel prensip eğitimde akıl ve kalp dengesinin gözetilmesi olmalıdır.