eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Az Bulutlu
31°C
Ankara
31°C
Az Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
31°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
27°C
Cuma Az Bulutlu
27°C
Cumartesi Açık
29°C

Ahmet TEK

Gazi Üniversitesi Ekonomi Fakültesi mezunu. Hürriyet Gazetesi’nde mesleğe başladı. Muhabir, Yurt Haberleri Müdürlüğü ve idarecilik yaptı. Anadolu Ajansı’nda muhabir, editör, Yurt Haberler Müdürü, Genel Müdür Yardımcısı ve Haber Akademisi Koordinatörü olarak hizmet verdi. Sürekli Basın Kartı sahibi. Milli Güvenlik Akademisi, basın kuruluşlarının düzenlediği çalıştaylar ve Anadolu Ajansı’nın muhabir yetiştirme programında habercilikle ilgili dersler verdi. Uluslararası medya eğitim programlarına katıldı. Baykuş koleksiyoneri, bibliyofil ve seyahat tutkunu.

    Curkçu

    Mesleksizlik zor zanaat (!) Dünyanın her yanında zor. Bir işi bilmeli, kişi…Türkiye’nin sancılarından biri mesleksizlik. “Ne iş olursa yaparım abi” rahatlığından, “Üniversite diplomalı işsizler” denizine yelken açalı çok oldu.

    İş bulmak zordu, şimdi daha zor oldu. Mesleksizlik mi, işsizlik mi? Yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan benzetmesine uymuyor. Bu deyim nihayetinde ortaya çıkış, var olma halini içeriyor. “Kırk katır mı, kırk satır mı” dilemması cuk oturuyor. Vahşi kapitalizmin kırk katırı mesleksizlik, kırk satırı işsizlik. Al birini vur ötekine, iki çıkmaz sokak.

    “Bir yere kapağı atma” umudunu kaybedenlerin sayısı giderek artıyor. Ekonominin temeli emek. Emeği kıymetli kılan meslek, bilgi, yenilik, beceri, eğitim. Emek, üretimin ilk unsuru. Üretim, her türlü ihtiyacın karşılanması amacıyla gerçekleştirilen çabaların tümü.

    Emek, özetle mal ve hizmet üretmek için gerekli fiziksel ve zihinsel çalışmalar bütünü. Emek, insanların özgünlüklerini ve özgürlüklerini ortaya koydukları her tür faaliyet toplamı. Kur’an-ı Kerim’de “İnsan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur” (en-Necm 53/39) buyurulmuş. Karl Marx “Emek olarak adlandırdığımız şey, emekçinin, emekçi insanın bir yeteneğidir” demiş.

    Emek pazarı, insanlığın en kanlı, en acımasız, en rekabetçi, en renkli ve en sorunlu alanı olmuş. Tüketim çılgınlığı emekçiyi de içine dâhil ederek doludizgin gidiyor. Bu durum, emekçinin aleyhine bir tablo ortaya koyuyor. Emek gölgede kalıyor, emekçinin varlığı görünür olmaktan çıkıyor.

    Emekçi aynı zamanda bir tüketici; ihtiyaçları sınırlı ama arzu ve isteklerinin sonu yok. Hiçbir yönetim tüketicinin arzularını karşılama potansiyeline sahip değil. Arzuların ve sınırsız ihtiyaçların giderileceği yer cennet yurdu, bu dünya değil.

    Emek değer ve kıymettir. Meslek sahibi olmak emekçiyi daha değerli, daha kıymetli yapar. Türkiye’nin önündeki engel, vasıfsız emekten kaliteli emeğe geçememek. Diploma sahibi olmak, mesleksizlikle eş anlamlı hale geldi.
    Diploma çokluğu, mesleksizliğin sebepleri arasına girdi.

    Diplomalı işsizlerin ve diplomalı mesleksizlerin katlanarak büyümesinin bir çaresi bulunmalı. Yıllar önce bir dostumdan dinlediğim ‘curkçu’ adlı bir öyküyü paylaşmak isterim.

    Bir kasabada yaşayan, ilkokuldan sonra okumamış, bir iş yapmamış, tarla, bağ ve bahçede ter dökmemiş, hayvan yetiştirmemiş, eline bir alet almadan günlerini harcamış bir genç, yaşı gelince askere gitmiş. İlk gün herkesi hizaya dizmişler. Bir çavuş, her askere mesleğini soruyor. Her acemi er, “Şoförüm, boyacıyım, tamirciyim, çiftçiyim, terziyim, berberim, elektrikçiyim, kargocuyum, kasiyerim, bahçıvanım…” vb. bir meslek söylüyor.

    Hiç çalışmamış er, sıra kendisine gelince, “curkçuyum” diyor. Çavuş ilk kez duyduğu bu mesleğe bir anlam veremiyor ve tekrar soruyor:“Ne dedin?” Askerin cevabı değişmiyor: “Curkçuyum komutanım.”

    Çavuş, bilmediği bu mesleğin ne olduğunu, belki düşüklük gördüğü için sormaktan kaçınıp elindeki listeye ‘curkçu’ yazıyor. Listeyi teslim alan teğmen, mesleklere hızlıca göz atıp, “Ooo, bir de curkçumuz varmış” diyerek, çavuşu gönderiyor. Ama “curkçuluk da ne ola?” sorusu kafasının içinde dönüp duruyor.

    Liste bir üst komutana ulaşıyor. Komutan da hızlıca taradığı listedeki ‘curkçu’yu görüyor ve “İlk defa bir curkçu askerimiz oldu” diyerek, bu mesleğin ne olduğunu teğmene sormaya çekiniyor. Öyle ya, “Curkçuyu bilmemek olacak şey mi?”

    Nihayet liste bölük komutanına sunuluyor. Bölük komutanı, mesleklere bakınca ‘curkçu’ dikkatini çekiyor. Dosyayı sunan komutana soruyor, “Curkçu nedir, ne iş yapar?” Komutan mahcup şekilde “Bilmiyorum komutanım. Hemen öğrenir, size iletirim” diyor.
    “Curkçu nedir?” sorusunun cevabı teğmende de yok, çavuşda da yok.

    Çavuş, eri bulup soruyor; “Curkçu nedir, ne iş yapar?” Er, “Komutanım anlatamam, göstermem lâzım” diyor. Erin cevabı, rütbe sırasıyla bölük komutanına ulaşıyor. Emir üzerine asker komutanın huzuruna getiriliyor. Komutan, “Mesleğini ilk kez duyuyorum. Hadi evladım, bize mesleğini göster” diyor. Asker, dışarıya çıkmak gerektiğini, büyükçe bir leğen ve bir avuç çakıl taşına ihtiyaç olduğunu söylüyor.

    Binanın önündeki bahçeye çıkılır. Leğen ve çakıl taşları gelir. Er leğeni suyla doldurur, çakıl taşlarını avuçlayıp leğenden birkaç metre uzaklaşır. Yere bağdaş kurup, çakıl taşlarını leğene tek tek atmaya başlar. Çakıl taşları leğendeki suya düştükçe ‘curk’, ‘curk’ sesi çıkar.

    Asker, ağzı kulaklarında, “Komutanım, köyümüzde derenin kenarına oturur, taşları suya atardım. Orada daha iyi curklatırdım. Leğendeki su yeterli olmadığı için curk sesi zor duyuluyor” der.
    Komutan ne tepki vermiştir, hayal edin…

    Sormaya çekindiğimiz ve öğrenmekten kaçındığımız şeyler yüzünden zor durumda kalabiliriz, mahcup olabiliriz. Bilmediğimiz şeyi öğrenmenin ilk adımı, biliyorum görüntüsünden çıkmak ve sormaktır.

    Soru, öğrenmenin en temel taşıdır. Sormaktan değil, biliyormuş gibi davranmaktan kaçınmak gerekir. Daha vahimi, curklattığımız boş zamanı bir meslek sanmaktır.

    İş kapısı açmasını beklediğimiz diplomalarımız birer ‘curk’ bizler de birer ‘curkçu’ olmayalım?
    Çocukluğu ve ilk gençliği, eğitim adlı çarkın dişlileri arasında en az 16 yıl öğütülmüş, şimdi birer curkçu olan gençliğin günahını kime yükleyeceğiz? Diploma meslek belgesi değildir. Eğitim dedikleri şey de eğitim olmayabilir.

    Ahmet Tek

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.