1978 yılında Karaman’da doğdu. 2000 yılında Pamukkale Üniversitesinden mezun oldu. Yüksek lisans ve doktorasını aynı üniversitede tamamladı. Bir süre Millî Eğitim Bakanlığına bağlı kurumlarda öğretmenlik yaptı. 2009 yılının son aylarından itibaren Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesinde çalışmaya başladı. 2015’te doçent, 2020’de profesör oldu. Hâlen Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. Karaman İli Ağızları, Yunus Emre Divanı (Karaman Nüshası), Üss-i İnkılap, Yunus Emre Divanı’ndan Seçmeler, XX. Yüzyıl Başlarında Çağatay Türkçesiyle Yazılmış Bir Tıp Metni Tabibçılık adında telif, tercüme ve seçki niteliğinde eserleri; Türkçe, Osmanlı Türkçesi, Yunus Emre, yer adları, dil ilişkileri, şehir ve dil konularında yayımlanmış makaleleri vardır.
Baba (Tahir Efendi) tarafı bugün Kosova sınırları içinde kalan İpek kazasına, anne (Emine Şerife Hanım) tarafı Buhara’ya uzanır. Doğu’yla Batı’nın müstesna bir terkibidir.
İlk ismi Ragîf’tir. Babasının ezanla kulağına fısıldadığı bu isim, ebcet hesabıyla doğduğu seneye, yani Hicri 1290’a (M 1873) tekabül eder. Babasının dışında herkesin kullandığı isimse Akif’tir. Nitekim herkes ona “Akif” yahut “Mehmet Akif” der ve bu isimlerle seslenir.
İlk hocası babası Tahir Efendi’dir. Bu zat, Fatih dersiamlarındandır. Akif, kendisi için çok şey ifade eden bu özel durumu “Ne biliyorsam kendisinden öğrendim.” sözüyle zihinlere nakşeder.
Okula başlama yaşı 4’tür. İlk mektep, başka deyişle ilk resmî tahsil 4 yaşında başlar.
Mektep ve rüştiye yıllarında etkisinde en çok kaldığı isim, hocası Kadri Efendi’dir. Safahat şairi her fırsatta onun hürriyetperver kişiliğinden ziyadesiyle etkilendiğini dile getirir.
Hafızdır. Rüştiye mektebine devam ederken kelam-ı ilahiyi hıfzederek onun muhafızı olur.
Okuma arzusuyla dopdoludur. Hafız’ın Divan’ı, Sadi’nin Gülistan’ı, Mevlana’nın Mesnevi’si, Fuzuli’nin Leyla vü Mecnun’u daha orta mektep yıllarındayken okuduğu temel eserler arasında yer alır.
İddialıdır. Devam ettiği tüm okullarda, giriştiği her işte hep birinci olmuştur. Mesela Türkçe, Arapça, Farsça ve Fransızca derslerinde her zaman okulun en başarılı öğrencisi odur. Daha on beşine basmadan birkaç dil öğrenir.
Mülkiye tahsiline devam ederken iki büyük acıyı birden yaşar: İlki, yeri doldurulamayan bir kişinin, yani babasının vefatıdır. İkincisi ise Fatih yangınında evlerinin yanmasıdır. İki elîm hadise de kendisinde derin izler bırakır.
Kariyerini o dönemde ilk kez açılan Mülkiye Baytar Mektebi’nde sürdürür, buradan da yine birincilikle icazet alır. Ardından memuriyet hayatına ilk adımını atar, Ziraat Nezaretindeki görevleri nedeniyle tüm ülkeyi karış karış gezer. Bu seyahatler, memleketi baştan sona tanımasına vesile olur.
1897’de İsmet Hanım’la evlenir. Bu izdivaçtan Cemile, Feride, Suad, İbrahim Naim, Emin, Tahir adlı çocukları dünyaya gelir.
Hoca ve vaizdir. Bir taraftan İstanbul’un çeşitli okullarında ve Darülfünunda derslere girerken diğer taraftan cami kürsülerinde vaazlar verir; halka iyiyi, doğruyu, hak ve hakikati anlatır. Kürsü ve minber onun için birer eğitim mekânı olur.
Maarif esas davasıdır. Bu hayati mesele, onun mısralarından talim, terbiye, tedip, ilim, irfan; mektep, medrese, muallim, terakki gibi kelimelerle ifadesini bulur. Eğitimin ailede başlaması gerektiğini her fırsatta dile getirir. Safahat’ın tüm kitaplarında, özellikle Asım’da üzerinde durduğu esas mesele maariftir.
Terakki onun için hazırlanacak lügatte mutlaka bulunması gereken bir kavramdır. Bunun yolunun sa’y ü gayretten, yani çalışmaktan geçtiğini en iyi bilen ve anlatan yine kendisidir.
Seyahati sever. Muhtelif sebeplerle Mısır, Medine, Berlin ve Lübnan’a gider. Anadolu’nun ve Osmanlı ülkesinin çeşitli yerlerini dolaşır. Bu ziyaretlerde gördüğü manzaraları kâğıda dökmeyi de asla ihmal etmez.
Millî mücadelenin perde gerisindeki kahramanlarındandır. İlmiyle, şiiriyle, kalemiyle, vaazlarıyla, gür sedasıyla bu davaya gönülden iştirak eder.
Kastamonu, İstanbul’dan Anadolu’ya geçişte konakladığı ilk yerdir. Nasrullah Camii meşhur vaazın irat edildiği kutlu mekândır. Bu vaaz, İstiklal Marşı’nın habercisidir âdeta.
Sebilürreşad, Akif’in hissî ve heyecanlı konuşmalarını halka ulaştıran bir vasıtadır.
Millî şairdir. 12 Mart 1921, Akif’in kaleminden dökülen 41 dizelik metnin millî marş olarak kabul edildiği tarihtir. Sonuç değişmemiş, büyük şair yine birinci olmuştur.
Milletvekilidir. Bu sıfatla temsil ettiği kitle genelde bütün âlem-i İslam, özelde ise Burdur’dur.
Millî mücadelenin ardından buruk bir sevinç yaşar. Onu üzen, yeni devletin yol haritasındaki ciddi değişikliklerdir. Mısır’a gider. Bu topraklar, onun için ihtiyari bir sürgün yeri olur. Ancak bu eski Osmanlı ikliminde boş durmaz, Kahire Üniversitesinde edebiyat ve Türk edebiyatı dersleri verir. Lakin hiç tadı yoktur. Huzursuz olduğu bu ülkede hastalanır, ruhunu doğduğu topraklarda teslim etmek arzusuyla memleketine döner. 27 Aralık 1936’da İstanbul’da fani âlemdeki yolculuğu sona erer.
Doğu ve Batı edebiyatlarına hâkimdir.
Nesirden çok şiire yakındır. Erken yaşlarda şiir yazmaya başlar. Sanat vadisindeki asıl meşguliyeti, ihtisas alanı şiir üzerinedir. Şiir anlayışını milleti için değiştirecek kadar fedakârdır.
Sadi’yi çok takdir eder. Safahat’ta adını sıkça anar. Hugo, Lamartine, Rousseau, Zola okuduğu, eserlerinde ve konuşmalarında ismini zikrettiği şair, yazar ve düşünürlerdir.
Temel ilham kaynaklarının başında Kur’an-ı Kerim gelir. Birçok şiiri, ilahi kelamın açık bir tefsiridir.
İri yapılıdır. Güreşe ayrı bir merakı vardır.
Cesur ve çalışkandır. Adalet duygusu çok kuvvetlidir. Safahat’ın kişileri arasında en çok Hz. Ömer’i zikretmesi bundandır. “Ömer” ismi onun için sağlam bir dayanak, umut dolu bir bekleyiş, örnek alınası bir rol modeldir.
Dürüstlük temel şiarıdır. Hakikati söylemekten asla çekinmez. “Sözüm odun gibi olsun hakikat olsun tek” dizesi bu düşüncesini açıkça ortaya koyar.
Vatan ve millet sevgisi, hürriyet aşkıyla doludur.