Bahar, sadece tabiatın değil, gönlün de en gözde mevsimidir. Toprağın nabzı bu mevsimde hızla atarken, Emirgân’da lâleler nazlıca boy verir; Boğaz’da erguvanlar zarifçe gözlerini açar. Bahçelerde güller renk renk koku saçarken, bülbüller ayrılığın ince sızısını ezgiye döker. Vakit, sanki zarif bir kalemin ucundan damla damla süzülen mürekkepli beyitler gibidir ağaçların ardında. Divan şairlerine göre bahar yalnızca tabiatın uyanışı değil; aşkın tazelenişi, ruhun kıpırdanışı ve kavuşma ümidinin yeniden doğuşudur.
Ko çoğalsun ruhun üstinde perîşân zülfün
Çün kim eyyâm-ı bahâr olıcak artar sevdâ – Necâtî Bey
Bırak da yanağının üzerinde dağınık saçın çoğalıp dursun. Nitekim bahar olunca sevda artar.
İşte bahar böyledir: Gülün kokusunda gizlenmiş bir sır, bülbülün nağmesinde incelmiş bir sızı… Her yaprak, aşkın bir harfidir; her esinti, sevgilinin hatırasından bir koku. Kış çöllerinden geçip yeşeren çimen, umut verir yeniden. Tıpkı Divan şiirindeki aynı baharın vuslat muştusu gibi… Şair bulutlarından düşen her damla, bir beyit olur toprağa; toprak da her çiçeği bir mısra yapıp sunar âleme.
Nihâlin ağzı köpürdü, şükûfe zannetme
Cihânı eyledi dîvâne cûybâr-ı bahâr – Şeyh Gâlib
Ağacın ucundaki tomurcuklar köpürmüş görünüyor, onları çiçek sanma! Baharın deresi dünyayı deliye döndürdü, herkesi mest etti.
Esürdi cûş-ı mahabbetle ehl-i sevdâ hep
Dimâga bûy-ı cünûn verdi rûzgâr-ı bahâr – Şeyh Gâlib
Aşkın coşkusuyla sevda ehli sarhoş oldu, kendinden geçti. Bahar rüzgârı, insanın zihnine delilik kokusu taşıdı.
Bahar, her gönülde başka bir yankı uyandırır. Kimi için bir vuslat muştusudur, kimi için aşkın ateşini yeniden alevlendiren bir meltem. Divan şairleri için bahar; aşkın, hayalin ve hayatın renkli sahnesidir. Baharın ilk ayak sesleriyle bülbül de nâraya başlar:
Bülbül terâne başladı evvel bahârdur
Şeydâlugum benüm yine bî-ihtiyârdur – Fevrî
İlkbahar gelmiş olmalı ki bülbül yine şarkılar söylemeye başladı. Benim feryadım da gayr-i ihtiyarîdir.
Sonra gelir Bâkî… O, baharı sultanlara layık bir ihtişamla resmeder. Gül bahçelerinde gezinir; her çiçekte bir sanat, her esintide bir beyit bulur. Bahar onun için zaferdir; tabiatın sultanına kavuştuğu mevsimdir:
Gül devri durur, her yana gülzâr salınmış
Âlemde bu dem nâzenin üslûb bulunmaz – Bâkî
Gül devri başlamıştır; her yer gül bahçeleriyle dolmuştur. Âlemde şu anda bu kadar zarif bir üslup yoktur.
Onun baharında tabiat, sanki saraya dönüşmüştür. Her şey zarif, her şey gösterişli…Ve gül devri başlamıştır; âlem bir divan meclisidir artık.
Ve işte Nedîm… Onun baharında ne hüzün vardır ne de feryat. İstanbul’un en güzel rüzgârı onun mısralarında eser. Lâle Devri’nin şenliği baharın kadehinde köpürür. Nedîm’in baharı şarkıdır, sohbettir, şaraptır:
Âb-gûndur savt-ı bülbül gülzâr içre her dem
Dîde-i mestânede bir bâde-i şîrîn gibi – Nedîm
Bülbülün sesi, gül bahçelerinde âdeta bir şarap gibi akar mest olmuş gözlere.
Nedîm’in baharında İstanbul sokakları lâleyle bezeli, gönüller ise serhoş bir şiirin içinde…
Ve şimdi… Bahar geldi yine. Belki de bu mevsim, farklı şairlerin yüreklerinden süzülüp gelen o ezgiyi birlikte dinlemenin vaktidir. Tek bir bahar vardır ama her gönül, ona başka bir beyit yakar.
Bahardır vesselam…