İmam Mâturîdî, İslâm inanç sistemi içerisinde önemli bir konumu sahip olan ve Ehl-i Sünnet düşüncesinin Mâturîdiyye ekolünün kurucusu kabul edilen Kelâm, Fıkıh, Fıkıh Usûlü, Mezhepler, Kıraat ve Tefsir konusunda eserler veren çok yönlü bir âlim ve mütefekkirdir. Düşüncelerinindoğru anlaşılması, doğru yorumlanması, geniş kitlelere etkin bir şekilde sunulması günümüz problemlerine çözüm üretme yönünden mühimdir. Zira içinde yaşadığımız çağın sorunlarının üstesinden gelebilme ve İslam dünyasının birlikteliğine zarar veren algı ve yorumlara karşı durulabilinmesi İmam Mâturîdî’nin daha iyi bilinmesine ve tanınmasına bağlıdır. Bu da İnşallah bize Türk ve İslam Dünyasının sorunlarını çözecek öneri, neticeler ortaya konmaya ve sorunlarımızın çözümüne perde aralayacaktır.İmam Mâturîdî’nin kısaca bazı önemli görüşlerine yer verecek olursak;
İmam Mâturîdî’nin düşünce sisteminde pek çok konu yer almakla birlikte, birçok konuyu açıklamak için anahtar kavram olarak hikmet kavramı yer aldığı görülmektedir. Eserlerine bakıldığında onun hikmet anlayışı, kendisini fıkıh ilminde de göstermiş olduğu, bu bağlamda o ibâdet ve muâmelât meselelerinde de konuları hikmet ile açıklama yolunu tercih ettiği anlaşılmaktadır. Hikmeti tercih ettiği sözlük anlamıyla birlikte Kitabu’t-Tevhid ve Te’vilâtu’l-Kur’ân adlı eserlerinde hikmeti o; Kur’ân’ı anlayıp bilmeyi, derin anlayış kabiliyeti, söylediği şeyde isabet etmeyi, her şeyi yerli yerine koymayı, hadleri ve sırları anlamayı, hükmederken ayrım yapmamayı, yargılarda adil olmak gibi manalarla anlamlandırdığını görmek mümkündür. Ayrıca Mâturîdî hikmet anlayışını Allah’ın sıfatları ve ilâhî fiillerin hikmet üzere olması ile salâh-aslâh, hüsün-kubuh ve teklif-i mâ lâ yutak üzerine temellendirdiği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda İmam Mâturîdî düşünce sistemini hikmet üzerine bina ettiği düşüncesindeyiz. Bunun yanında Allah’ın hikmet sıfatı temelinde Hakîm olan yaratıcının fiillerinin hikmet üzere olduğu fikri, Mâturîdî açısından merkezi öneme sahipolduğunu söylemek mümkündür.
Yine bu noktada İmam Mâturîdî’nin kendine has orijinal bir ahlâk teorisi geliştirdiği görülmektedir. Mâturîdî’nin; ahlâk teorisi, her konuda kendi içinde bütünlük arz eden orijinal bir ahlâk teorisidir.
Mâturîdî’ye göre, fiillerin yaratıcısının Allah olması, bu fiillerin eyleme dönüştürülmesinde insana herhangi bir zorunluluk yüklememekte; yaratılan fiillerden dilediğini yapıp yapmamak hususunda, insan tamamen hür olmaktadır. Bu konuda asıl olan şudur:
İnsanın gerçekten bir fiili olduğu sabit olmuştur. Hür olarak seçtiği bu fiilini insan, aynı zamanda beğenir. Adı geçen fiilin Allah tarafından yaratılmış olması, insanı o fiili yapmaya zorlamaz. Demek ki Mâturîdî’nin sisteminde, yaratma yönünden Allah’a, kazanma yönünden kişiye ait olan fiilleri insan, kendi hür iradesiyle beğenip seçmekte ve eyleme dönüştürmektedir. Esasen Allah’ın fiilleri yaratması da, insanın istemesi, beğenip seçmesi sonunda gerçekleşiyor gibi gözükmektedir. İnsanın ahlâkî sorumluluğu da, ondaki bu beğenme ve seçme hürriyetinden kaynaklanmaktadır. Kendi bağımsız hür iradesiyle seçip eyleme dönüştürdüğü fiillerinden dolayı insan, ahlaken sorumlu olmakta, övülüp yerilmeye hak kazanmaktadır. Bununla birlikte Mâturîdî eşyayı, bir, kendinde (li nefsihî) iyi veya kötü olanlar, bir de sonuçlarına ve ihtiyaca göre iyi veya kötü olanlar olmak üzere iki kısma ayırır. Adalet ve doğruluğun iyiliği ile zulüm ve yalanın kötülüğü, birinci kısma girer. Bunların hiçbir şekilde değişikliğe uğraması mümkün değildir. Yani adalet her durumda iyi, zulüm de her durumda kötüdür. Ona göre adaletin iyiliği aklen zorunlu, kötülüğü de aklen imkânsızdır. Öte yandan, bozgunculuk yapandan intikam alınmasının, hayvanların kurban edilmesinin iyi olması da ikinci duruma girer. Bunların iyi olmalarında aklen herhangi bir zorunluluk veya imkânsızlık söz konusu değildir.
İyilik, kötülük gibi ahlâkî değerler Mâturîdî’ye göre, Allah’ın iradesinden bağımsız objektif bir varoluşa sahiptir ve insan bu değerleri, akıl ile kavramaktadır. Dolayısıyla temel ahlâk ilkeleri, vahiyden önce akıl ile tespit edilmektedir. Başka bir ifadeyle, aklen sabit olan temel ahlâk ilkeleri ile vahiyle bildirilenler arasında tam bir uyum söz konusudur. Mâturîdî’nin ahlâk teorisinde akıl, iyinin, kötünün, güzelin ve çirkinin kendisiyle kavrandığı bir ölçü (mizan)dür. İnsan “akıl ile faydalı olanları zararlılardan, kirliyi temizden, iyiyi kötü”den ayırt eder. Ancak sosyal hayattaki meşguliyetlerin yoğunluğu aklı karıştırır. Üzüntüler, değişik acı ve ıstıraplar ile sayılamayacak kadar başka sebepler de, aklın doğru karar vermesine engel olurlar. Şehvet, ümit ve korku yoğunluğu da böyledir. Bu gibi sebepler yüzünden şüpheye düştüklerinde, insanlara doğruyu göstermek üzere Allah’ın peygamber göndermesine ihtiyaç vardır. Allah’ın peygamberler gönderip, vahiyle emir ve yasaklarını bildirmesi akıl için bir kolaylaştırma hafifletme kabilinden yardım ve irşatolmaktadır. Aynı zamanda bunda, aklın kusurunu bir hatırlatma, uyarma ve sakındırma (tahzîr) bulunmaktadır. Bu ise akıl yürütmeyi teşvik eden, düşünmeye ve aklı kullanmaya davet eden bir tutumdur. Demek ki ona göre, temel ahlâk ilkelerini insan, akıl ile belirleyebilmektedir. Ancak Allah, akıl ile belirlenen bu ahlâk ilkelerini emrederek, yerine getirenlere sevap va’d etmek, yerine getirmeyenleri ceza (vaîd) ile korkutmak suretiyle, bu ilkelerin eyleme geçirilmesini kolaylaştırmaktadır. Akıl ile belirlenen iyilik ve kötülüklerin, vahiyle emir ve yasak şeklinde buyurulmasında, insanı nefsiyle mücadele etmeye teşvik etmek ve onu nefsinin istemeyip uzaklaştığı şeye sevk etmek vardır, insan, nefsiyle mücadeleyi kazanmak ve yapması gereken görevlerini gerçekleştirmek hususunda, sevap ve cezadan başka bir yardımcı bulamaz. Bu konuda gelen vahyin fonksiyonu, aklın tespit ettiği ilkeleri doğrulamak ve bu ilkelerin sosyal hayata geçirilmesini teşvik etmektir. Yani akıl ile kavranan evrensel ahlâk ilkeleri, yaptırıcılığını vahiyden almaktadır. Şart ve durumlara göre değişen göreceli ahlâkî değerler ise, akıl ile değil, Allah’ın emir ve yasaklarıyla belirlenmektedir. Aklen göreceli olan bu değerler, vahiy ile görecelilikten kurtulmakta ve mutlak bir değer karakterini kazanmaktadır.Kısa da olsa burada İmam Mâturîdî’nin bazı görüşlerine yer vermiş olduk.
Sonuç olarak İmam Mâturîdî’nin din ve ahlak eksenli hikmete dayalı düşüncesi, günümüz insanının anlamsızlık sorununa çözüm sunabilecek bir potansiyele sahip olduğunu söyleyebiliriz. Onun günümüze de ışık tutan metot ve görüşlerinin daha kapsamlı incelenmesi, gün yüzüne çıkarılıp insanlığın hizmetine sunulması gerektiği kanaatinden hareketle; daha özel çalışmalara ve faaliyetlere ihtiyaç duyulduğu bir gerçektir. Bunun farkına varan Özbekistan Devleti 2025 yılını İmam Mâturîdî Yılı ilan etmiştir. Özbekistan Cumhurbaşkanı Sayın Şevket Mirziyoyev’in İmam Mâturîdî’nin doğumunun 1155. Yıldönümünü geniş çaplı kutlamalar yapılmasına dair kararnameleri yayınladığının pek çok etkinliğin yanında Hoşgörü, Ilımlılık ve Aydınlanma Doktrini Mâturîdîlikadıyla Uluslararası bir konferans düzenleneceğini belirtmiştir. Yapılacak uluslar arası faaliyetler birlikte yerel olanları; öğrencileri arasında Mâturîdî Doktrini Bilgisiyarışması düzenlenmesi ve kazananların uygun şekilde ödüllendirilmesi, yerel bölgelerde İmam Mâturîdî’ninbilimsel mirasına adanmış yuvarlak masa tartışmalarındüzenlenmesi, İmam Mâturîdî ve Mâturîdî okulunun alimlerinin yaşamı ve bilimsel mirasına ilişkin yabancı ülkelerde bulunan eşsiz el yazmaları ve diğer kültürel hazinelerin sistematik olarak tespitini ve bunların kopyalarının Özbekistan’a getirilmesini ve bunlar üzerinde araştırma yapılmasını organize edilmesi, yine İmam Mâturîdî’nin doğumunun 1155. yıldönümününkutlanmasıyla ilgili etkinlikleri yerel ve uluslar arası medya ve basında geniş bir şekilde yer almasının sağlanması gibi faaliyetler zikredilebilir.
Sonuç olarak Özbekistan Cumhurbaşkanı Sayın Şevket Mirziyoyev’in akıl ve bilgelik dolu liderliği ve İmam Mâturîdî’yi doğumunun 1155. yılını yani 2025 yılını İmam Mâturîdî Yılı olarak ilan edilmesi kararıyla;İslam medeniyetinin maverasını Maveraünnehir’de değiştiren alimlerin başında gelen İmam Mâturîdî’ninanılması ve onun düşüncelerinin ihya edilmesine vesile olacak, akabinde genç kuşakların şiddet yanlısı aşırı hareketlerin tuzağına düşmesini engellemiş olacak ve ayrıca insanların bugün geçmiştekinden daha çok ihtiyaç duyduğu barış, hoşgörü ve yüksek güven kültürünü insanlığa hediye edecek yeni bir İslam medeniyeti binasının inşası için önemli bir adım daha atılmış olacaktır.Böylece her düzeyde ve bilhassa İmam Mâturîdî’yle ilgili yapılacak olan bu güzel faaliyetler, Yeni Özbekistan’ın tarihteki yerini almasına, yeni bir rönesansın doğuşuna hizmet ettiğine dair kanaati de kuvvetlendirmiş bulunacaktır.