1962 yılında Bolu’da doğdu. Küçük yaşlardan itibaren Arapça ve İslami ilimler öğrenmeye başladı. Eğitimine Kahire el-Ezher Üniversitesinde devam etti. Bazı arkadaşlarının yardımıyla Arapçasını ve İslami ilimlerini ilerletmek maksadıyla Şam'a gitti. Burada bir taraftan Fethü'l-İslam gibi klasik medreselerde İslami ilimler öğrenirken diğer taraftan da Daru's-Selam adlı devlet okulunda modern Arapça eğitimi aldı. 1982 yılına kadar Ezher Üniversitesi bünyesinde şer'i ve dini ilimleri tahsil etti. 1982 yılında Türkiye'ye döndü.
Zafer, Girişim, İslam Dergisi, Kodaya Ed-Düveliyye gibi yerli ve yabancı birçok yayın organı ve dergide makaleleri yayınlandı. Milli Gazete, Zaman, Yeni Şafak, ve Yeni Asya gazetelerinde dış haberler servisini yönetti ve makaleler yazdı. Özellikle Ortadoğu konusunda çalışmaları ve yazıları ile tanındı.
Yerli ve yabancı onlarca dergi ve gazetede yazıları ve makaleleri yayınlandı. Çeşitli güncel araştırma kitapları kaleme aldı. Yurt içi ve yurt dışında değişik konferanslara, birçok televizyon programlarına katıldı. Evli ve dört çocuk babasıdır.
İnsan duyu organlar gibi dış dünya ile temas halinde olan araçlarla teçhiz edilmiş, donatılmıştır. Afak dairesine yönelik bu gibi araçlarla donatıldığı gibi iç dünyasını dinlemeye matuf ve keşif amacıyla enfusi daireyi tarassut eden araçları da vardır. Bu yönüyle zahir ve batın sıfatlarına varis olmuştur. Duyu organlarıyla birlikte akıl da bilgilenme araçlarıdır. Bunların ötesinde alem-i misale bakan rüyalar da yanılma payıyla birlikte yine bilgi edinme araçlarıdır. Hafıza ise gerektiğinde müracaat edilecek arşiv ve bilgi deposudur. Akıl duyu organlarının elde ettiği bilgileri süzer ve süzgeçten geçirir. Onları muhakeme eder ve sağlamasını yapar. Afakta öğrenme yollarından birisi de kainatı bilhassa canlıları taklittir.
Taklit iki alanda geçerlidir. Bunlardan birisi öğrenme diğeri de üretmedir. Kabil Habil’i öldürdüğünde kardeşinin gömülmesi şeklini ve toprağı kazmayı bir kargadan öğrenmiştir. Zira karga da defin işlemi yapmaktadır. Kargayı gören Kabil kardeşi Habil’i gömebilmiştir.
Habil’i öldüren Kabil, kardeşinin cesedini ne yapacağını bilmediği için şaşkınlık içinde kaldığı bir sırada, söz konusu karga kendi kardeşlerinden olan bir kargayı gömmek için toprağı eşelemiş ve ölüsünü oraya gömmüştür. İşte Kabil, kendisi için yani olan bu usulü kargadan öğrendiği için ve bir süre zarfında bir şey yapamadığından, “Karga kadar da mı olamadım.” deyip hayıflanmıştır. Mesele, bir toprağın kazınması değil, bir cesedin nereye gömüleceğini bilmeyen bir aceminin mezar formülünü bulma sorunudur.
İbn Âşûr, görünen çirkin şeylerin örtülmesini istemek kabilinden olan bu büyük sahnenin, insanlığın medeniyet yolunda attığı ilk adımı temsil ettiğini, aynı zamanda taklit ve tecrübe yoluyla kazandığı ilk bilgi olduğunu kaydeder. Ona göre bu olay insanın kendisinden daha zayıf varlıklardan bilgi edindiği sahnelerin de ilkidir. Nitekim (daha sonra) insanlar güzel görünmek için de hayvanlara benzemeye çalışmışlar; renkli, güzel deri elbiseler edinmişler, çiçeklerle, kıymetli taşlarla ve renkli tüylerle süslü taçlar giymişlerdir ( https://sorularlaislamiyet.com/maide-suresi-31-ayete-gore-kabil-habili-oldurdukten-sonra-gommesi-icin-karganin-gonderilmesine-n-0
Taklidi bilginin ikinci mertebesi ve yolu ise üreterek öğrenmektir. Nitekim insan kainata bakarak ve onu taklit ederek icatlarda bulunmuştur. Bu yolla hayatını hem hızlandırmış hem de kolaylaştırmış hem de zenginleştirmiştir. Sözgelimi uçaklar kuşlardan taklit edilerek üretilmiştir. Gemiler de su üstünde kalabilen varlık ve canlılardan ilhamla üretilmiştir. Dolayısıyla kainat bize yapacağımız araçlarla alakalı olarak yol göstermektedir. Allah’ın ilmi ise edinme ürünü değildir, doğrudandır. Tekellüfsüz bilgidir. Yaratarak onlara nüfuz eder. Yarattıklarının bilgilerine de bilvesile değil doğrudan haizdir. Allah yaratır insan ise taklit eder. Allah tahsil etmez, öğrenmez, öğretir. Onunki zamana bağlı taallüm değil mutlak ilimdir. Kul ise tahsil eder, üretir ve Allah’ın mahlukatını taklit suretiyle senteze varır. Kul canlı yaratamaz ancak canlıları taklit eder. Kulun varlık olarak halifetullah olmasının hikmeti budur. İlmini ya ilhamla veya beş duyu sayesinde ya da varlıkları taklit ederek öğrenir.
Allah bedi ve mübdidir örneksiz ve benzersiz olarak yaratır. Kul ise taklitle benzerleri üretir. Benzeterek taklit eder. Hayvanların bilgi düzeyi statiktir insanın ki ise dinamiktir. Onların bilgileri denildiği gibi ilhamla ya da iç güdüsüyledir. Yeryüzünde Allah’ın halifesi olmadıklar için insan gibi taklit düzeyine de erişemezler. İnsan ise hayvanları taklit edebilir lakin hayvanlar ne diğer hayvanları ne de insanı taklit edebilir. Bu nedenle insan gibi inişli çıkışlı değil sabit yani statik varlıklardır.
Hayvanlar yine de taklit yoluyla insanın ‘mualimi’ olabilmektedirler. İnsan her şeyden ders ve ibret çıkartabilecek düzeyde, kapasitede ve dirayette bir varlıktır. Aynısını diğer canlılar için söylemek zordur. Bu çerçevede insan hayvanlara özenerek uçak, gemi ve denizaltı yapmıştır. Bununla birlikte insan, taklidin ötesine geçerek asaleten kanatlanıp kuşlar gibi uçma becerisini gösterememektedir. Hayvanlar ise insan gibi iki ayak üzerinde duramamakta ve ellerini aynı ustalıkla kullanamamaktadır. Bu itibarla varlıklar arasında en gelişmiş varlık insan olduğundan halifetullah lakabına haiz ve sıfatına mazhar olmuştur. Canlı yaratamamakta ama canlıları taklit edebilmektedir. Canlı yaratamasa da canlıları öldürmektedir. Hem de diğer canlılardan farklı olarak orantısız biçimde!