1969 yılında Ankara’da dünyaya geldi. İlköğretimini Çankırı’da, orta ve lise öğrenimini yatılı olarak Aydın’da tamamladı. Lisans eğitimini Gazi Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği bölümünde tamamladıktan sonra 1994- 2009 yılları arasında Kırıkkale Üniversitesi’nde İngilizce okutmanı olarak çalıştı. 2009-2017 yılları arasında Erciyes Üniversitesi’nde Yrd. Doç. ve Doçent olarak görev yaptı. 2017 yılında Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesinde öğretim üyesi olarak göreve başladı. Aynı yılda profesörlüğü atandı ve halen aynı üniversitede görev yapmaktadır. Yabancı dil öğretimi, dil ve kültür çalışmaları alanında ulusal ve uluslararası hakemli dergilerde yayımlanmış bir çok makale, kitap bölümü ve kitap editörlükleri bulunmaktadır.
Zaman zaman eğitim vermek amacıyla gittiğim yurtdışı gezilerden birinde yolum Letonya’ya düştü. Yapılan program gereği amacım davet edildiğim üniversitede birkaç gün ders vermek ve eğitim öğretim faaliyetleri ile ilgili gözlemler yapmaktı. Derslerimi tamamladıktan sonra üniversitede birkaç etkinlik olduğu söylendi. Önce iki dilde çeviri sorunları konulu bir etkinliğe katıldım. Bu etkinlik genel olarak akademik seviyede yapılan bir sunu ve arkasından soru ve cevap bölümlerinden oluşuyordu. Katılımcılarının da aynı ilgi ve bilgi sahibi olduğu bu tür etkinliklerin formatı bellidir. Bir konu sunulur, o konu ile ilgili tartışmalar yapılır ve belli bir sürede oturum son bulur. Üniversite ortamında bu tür etkinliklere hem düzenleyici hem sunucu hem de katılımcı olarak aşinaydım. Zaten bu tür ortamlar her akademisyenin kaçınılmaz bir şekilde yer alması gereken akademik faaliyetler arasında yer alır.
Körebe, Saklambaç ve Üniversite
Üniversitede farklı bir etkinlik daha olduğu söylendiğinde merak edip davet edilen yere gittim. Ortalıkta ne bir salon ne bir konuşmacı ne de düzenli bir şekilde oturmuş bekleyen dinleyici kitlesi vardı. Üniversitenin kütüphanesinde bir üniversitede çalışmak için yaşça büyük olan birkaç kişi çocuklarla oyunlar oynuyordu. Sanki evde veya sokakta çocuklarla sokak oyunları oynar gibi bir halleri vardı. Körebe, saklambaç gibi oyunlar bildiğimiz oyunların dışında benim bilmediğim farklı oyunlar da vardı. Katılımcılar şehirdeki bir ilkokuldan üniversiteye bir etkinlik amacıyla getirilmiş küçük yaştaki ilkokul çocukları, öğretmenler yaşlı masal ve kültür aktarıcıları, gözlem yapanlar da hocalarıyla birlikte üniversite öğrencileri. Bir süre sonra beni de oyuna dahil ettiler. Yaşlı, genç, çocuk hep beraber oyunlar oynadık. Çocuklar gibi eğlendik.
Daha sonra etkinlikte yer alan yaşça oldukça büyük olan ve özellikle de çocuklara kendi kültürlerine ait oyunları öğreten bu öğreticilerin Letonya’da tüm okulları ziyaret ettiklerini, kendi kültürlerine ait bu oyunları nesilden nesile anlatmayı bir görev olarak gördüklerini öğrendim. İçlerinden birisinin de masal anlatıcısı olarak öğrencilere kendi masallarını anlattıklarını gözlemlerken çocuk, yetişkin herkesin nasıl dikkatli bir şekilde dinlediklerine şahit oldum.
Masal Anlatıcılığı ve Kültür Aktarıcılığı
Tarih öncesi dönemlere kadar uzanan masal anlatıcılığı son zamanlarda masal veya hikâye anlatıcılığı olarak farklı formatlarda yeniden canlandırılmaya başladı. Özellikle sesli kitapların bir çeşit çağdaş masal anlatıcılığı formatında dinleyiciye sunulduğunu söyleyebiliriz. Küçük yaşlardan itibaren anlatılan masallar, hikayeler, ninniler kendi kültürümüzün birer aynalarıdır. Teknolojinin her şeyiyle çocukların hayatlarına hâkim olduğu günümüzde masal anlatıcılığı işi anne babalara veya büyük anne büyük babalara düşmektedir. Yaygın olarak kullanılan sözlü anlatımın çocuklar üzerindeki etkisi hiçbir dönemde azalmamıştır. Uzmanlar belli bir yaşa kadar teknolojiden uzak büyütülen, anlatılan hikâye ve masallarla hayal ve duygu dünyalarını geliştiren çocukların dil gelişimlerinin de diğer çocuklara göre çok daha iyi olduğu üzerinde durmaktadır.
Masallar özellikle kültürün birer yansımasıdır. Öyleyse örgün veya yaygın öğretim ortamına adım atan her çocuğun mutlaka bu kültürel varlığımızla tanışması önceliklerimiz arasında olmalı. Böylece toplum
olarak hem kültür aktarımı hem dil gelişimi hem de sosyal açıdan önemli kazanımlar elde edilebilir. Masalları anlatırken kullanılan sözel ve sözel olmayan materyallerin kullanılması da her türlü kültürel mirasın aktarılmasına etki eder. Masalların veya kısaca somut olmayan kültürel mirasın korunması alınacak önlemler ve toplumun tüm kesimlerinin yer aldığı projelerle mümkün olabilir. Nitekim, UNESCO (2003) Somut OlmayanKültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi ile masallar ve bir topluma ait her türlü değerin korunmasını desteklemektedir.
Masal Masal Türkiye
Bu bağlamda da ülkemizde yapılan güzel örneklere rastlamak mümkündür. Kendi masallarımızın daha iyi tanıtılması ve yeni kuşaklara aktarılması için Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığınca Türk Masal Külliyatı Projesi kapsamında (TÜMAK | Masal Masal Türkiye) yapılmış çok güzel bir çalışma bulunmaktadır. Geniş bir külliyata sahip olan bu çalışmadan masallarımızın ve kendi kültürümüzü daha yakından tanımak için herkesin gerekli olduğu ortamlarda kullanmasında fayda vardır.
Masal ve oyunlar üzerine kurulu kültürel varlığımızın kuşaktan kuşağa aktarılabilmesi için eğitim kurumlarının daha etkin kullanılmasının önemi tartışılmaz. Bu açıdan masal anlatmak için sadece baba anneler, anne anneler, dedeler değil, yerine göre üniversitede öğretim üyeleri veya üniversite öğrencileri etkin rol oynamalı. Körebe, sek sek, beş taş, çelik çomak, birdir bir, yakar top, misket oynamak için çocuk olmaya da gerek yok. Üniversite salonları ve bahçeleri de bunlar için uygun mekanlar olabilir. Kültürel mirasa sahip olmak, onu sonraki nesillere aktarabilmek emek ve zaman istese de bunu başarmak hiç de zor değil. Yeter ki teknolojinin her şeyiyle her şeyimize sahip olmasına çok fazla müsaade etmeyelim.