eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Ayşe Levent KOLUKISA

1990 Karaman doğumludur. İlkokul, ortaokul ve lise öğrenimini Karaman' da tamamlamıştır. Selçuk Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi Fen Bilgisi Öğretmenliği bölümünden mezun olmuştur. İlk görev yeri Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde Şekerli köyü Şekerli ortaokuludur. Karaman'da muhtelif okullarda öğretmen ve idareci olarak görev yapmıştır. Karaman merkezde görev yapmaya devam etmektedir. Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Fen Bilimleri Ve Teknolojileri Bölümünde Yüksek Lisans eğitimini tamamlamıştır. Halen doktora eğitimine devam etmektedir. Evli ve 1 çocuk annesidir.

    Gönlün Derinliklerinden Gelen Fısıltı

    Kutadgu Bilig okumaları yapılıyor ve merakla takip ediyordum. Bu okumalar sırasında şöyle bir cümleye rastladım:

    “İnsan gönlünün derinliklerindeki incileri çıkarıp meydana koymadıkça, o derin denizlerdeki incinin insan için çakıl taşından ne farkı olur.”

    Kaç asır önce yazılan bu satırlar hala insanlara fısıldamaya devam ediyordu.

    Zaman değişiyor, insanlar değişiyor, araçlar değişiyor ama insanın iç yolculuğu aynı kalıyordu demek ki. Asırlar öncesinden yazılan tek bir cümle bile insandaki bu iç yolculuğu gün yüzüne çıkarabiliyordu. Gönül denizimizde nice cevherler gizli. Bilgeler bu cevherleri bin yıl önce de işaret ediyordu, bugün de aynı çağrı kulağımıza fısıldanıyor: “Kendini bil.”

    O derinliklerdeki inciler; bazen bir yetenek, bazen bir sevgi, bazen bir düşünce, bazen de sadece bir suskunluk. Lakin onları yüzeye çıkarmadıkça, varlıklarının bize ne faydası olur ki? Elimizde değerli taşlar var ama onları tanımıyor, işlemiyor, başkalarıyla paylaşmıyorsak sadece taşıyoruz demektir.

    Kutadgu Bilig’in bu nadide cümlesiyle bize anlattığı şey, bugünün eğitiminden sanata, bireysel gelişimden toplumsal bilinçlenmeye kadar pek çok alan için geçerlidir. Her bir insan, içinde saklı bir anlam taşır. O anlamı açığa çıkarmak için çaba göstermedikçe, içimizdeki potansiyel ancak bir çakıl taşı gibi yer işgal eder; değeri bilinmeden, şekli görülmeden yeniden toprağa karışır ve kaybolur.

    Kimi zaman bir öğrenci, içinde taşıdığı cevheri fark edecek bir öğretmen bekler. Kimi zaman bir anne, çocuğunun içindeki yeteneği sezmek için içgüdülerine kulak verir. Kimi zaman da bir birey, kendi iç yolculuğuna çıkıp o derinlikten bir inciyle döner. Hepsinde ortak olan şudur: Aramak, kazmak, çıkarmak ve paylaşmak.

    Belki de bu yüzden Kutadgu Bilig hala yaşıyor, hala konuşuyor, hala da parlıyor. Tıpkı bir inci gibi. Çünkü söyledikleri sadece bir devrin değil, her devrin insanına hitap ediyor.

    İçimizdeki incileri bulmak, yaşama anlam katmakla mümkündür. Ve her inci, paylaşıldıkça daha parlak bir hal alır.

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.