Bir uluslararası ilişkiler profesörü olarak başımı iki elimin arasına alıp, düşüncelere dalıyorum bazen. Ey kavanoz dipli dünya ne yöne doğru döndürüyorsun bizi? Küresel sistem ısınıyor, suyu kaynıyor? Katılık, kabalık, şiddet, ezcümle münevver bir medineden uzaklaşıyor, nefretolojiye teslim mi oluyoruz? İletişimimiz yoz bir eksende. İyiliktir bizi kemalata seyrettirecek olan. Hakiyre göre çözüm burada. Sosyal medya da bu dönüşümün levyesi…İyilik bulaşıcıdır denir, lakin bulaşıcı eki covidi hatırlatınca insanlar kaçar oldu sosyal duyarlılıktan! YÖK soruyor engelliler için üniversiteler ne yapıyor diye?!..
İyilik emir-komuta ile değil vicdanla yapılır. Hissetmek lazım. Yapay değil organik kalplerin mesaisidir. Sonra adabı vardır. Üstten bakan bir merhamet değil, doğal bir şefkattir harcı. Sonra iyiliği cennet beklentisi ile yapıyor isen bu Üstad’ın dediği gibi “ticaret-i uhreviyye”dir. Kaldı ki, maalesef hayır-hasenat da günümüz reklamcılık anlayışında bir tür şirket imajını parlatma sektörü haline geldi. Deprem sonrasında yardımların amel/niyet sarkacındaki özünü bazen kestiremez olduk. Sağ elin verdiğini sol el görmez geleneğinden sapıp iyilik zaptiyeleri ile karşılaştık. Tabii ki iyilik imrendirilmeli ama nasıl? Hangi yöntemle? Şahsen Yararlı Ceylanlar Kulübümüzün etkinliklerinin paylaşılmasına izin vermeyen bir ilkem vardır. O ayrı. Yine de kendi yaptıklarımızı değil başkalarının gayretlerini vurgulamaktayım bu adresin hikaye cebinde.
Haydi, şu Muharremin hüznü içinde yaradılanlara gönlümüzü açalım mı? Düsturumuz Faik Babamın kelamı doğrultusunda düsturumuz “İlla ve lakin güzel ahlak; Allah rızası için halka hizmet” olsun. Dünyayı umrana çevirecek, bizi kucaklaştıracak başka bir sihirli formül bilemiyorum.
Gözel Hocam teşekkürler