“İnsanları güldürmek için yalan söyleyenin vay haline!”
Şaka karşısındaki kimseyi kırmadan, incitmeden, eğlendirmek, güldürmek amacıyla söylenen sözler olarak ifade edilmektedir. Dini açıdan; hoşça vakit geçirme, insanları rahatlatma, dostluk ve muhabbeti geliştirme gibi yararlar gözetilerek yapılan yerinde ve dozunda yapılan şakalar meşru görülürken, sırf insanları güldürmek amacıyla yapılan; yalana, gıybete dayanan, incitici, alaycı, küçültücü, argo, küfür ve müstehcenlik içeren şakalar haram ve günah sayılmıştır. Zira İnsan onurunu rencide eden bütün söz ve davranışlar, kul hakkına tecavüz ettiğinden dolayı; Yüce Allah, şakada olsa insanın onurunu kırıcı her türlü sözlü tacizleri de haram kılmıştır.
1 Nisan dünyada şaka günü olarak kabul edilmektedir. Ancak 1 Nisan şaka gününün ortaya çıkması ile ilgili pek çok rivayetler bulunmaktadır. Bu rivayetlerden birisi de 15. Yüzyılın sonlarında Haçlı ordusunun İspanya’daki Endülüs Müslümanlarını öldürmek için yaptıkları hileli aldatmaya dayanan olay gösterilmektedir. 15. Yüzyılın sonlarında Haçlı ordusu İspanya’daki Endülüs Müslümanlarının son kalesini kuşatmıştır. Etkili kış şartlarına rağmen kale uzun süre Müslümanlar tarafından korunabilmekteyken kaleyi almanın zorluğunu anlayan Haçlı komutanı değişik hile taktikleri uygulamıştır. En sonunda 31 Mart gecesi bir elinde Kur’an diğer elinde İncil ile kalenin önüne giderek: “Şu iki kitap üzerine yemin ederim ki, teslim olursanız bu akşam size bir şey yapmayacağız” Diye söz vermiştir.
Bunun üzerine Müslümanlar bu söze güvenerek, kendilerine dokunulmaması karşılığında kaleyi teslim etmişlerdir. Ertesi gün 1 Nisan sabahı Haçlı ordusu komutanı, bütün Müslümanların öldürülmesi emrini vermiştir. Müslümanlar: Bizi öldürmeyeceğinize dair yemin etmiştiniz. Dediklerinde Haçlı ordusu komutanı “Benim sözüm dün akşam içindir, bugün için size verilmiş bir sözüm yoktur. Dün dünde kaldı bugün 1 Nisan” diye cevap vermiş ve Müslümanlar şehit edilmiştir. “1 Nisan” Hıristiyanlar arasında “Hile Günü” olarak kutlanmaktadır. Biz Müslümanlar da bu hile gününe “şaka!” adı altında ortak olmaktadır.
İnancımıza göre; dostluk ve muhabbeti geliştirmek, hoşça vakit geçirmek, insanları rahatlatmak, tatlı ve güzel bir hava oluşturmak gibi yararlar göz önüne alınarak, bazen şakalaşmak meşru sayılmıştır. Ancak, insanları inciten, alaya alan, yalana dayanan, müstehcen, kırıcı, korkutucu, aşırı güldürücü gibi ifrata kaçan şakalar ile nikâh; evlenme, talak; boşama gibi sözlerin şakası da ciddisi de yasaklanmıştır. Herkes gibi Peygamberimiz de yeri geldikçe şaka ve latife yapmıştır. Ama şaka da olsa yalan söylememiş ve yersiz şakalarda bulunmamıştır. İnsanlarla alay etmemiş, dalga geçmemiş onları hafife almamış ve küçük düşürmemiştir.
Peygamberimizin çocuklarla, eşleriyle, arkadaşlarıyla yaşlı ve kimsesiz kişilerle şakalaşması hem gönül alıcı hem sevindirici hem de yerli yerinde şakalaşmıştır. Bir gün Peygamberimize sordular: “Ey Allah’ın Resulü, siz de mi şaka yapıyorsunuz? ‘’Peygamberimiz: “Evet, ben de şaka yaparım, fakat şaka yaparken bile sadece hakikati söylerim. Buyurmuştur.
Nitekim Peygamberimizin bazen eşi Hz. Ayşe (r.a) ile koşu yarışları yaptığı olmuştur. Bu yarışlarda ilk zamanlar Hz. Aişe Validemiz Efendimizi geçmiş, daha sonraları Efendimiz onu geçmiş, ardından da Hz. Aişe validemize “Bu, önceki yarışın bir karşılığıdır” diye şaka yapmıştır.
Hz. Muhammed (s.a.v) çocukları çok severdi. Onlarla ilgilenir ve şakalaşırdı. Çocuklar da Peygamberimizi nerede görseler hemen yanına gelirler, çevresini sararlardı. Enes Bin Mâlik: “Benim Ebu Umeyr adında küçük bir kardeşim vardı. Peygamberimiz bir gün bizim eve geldiğinde “Ebu Umeyr’i üzgün görüyorum, sebebi nedir?” diye sordu. “Babam: “Ey Allah’ın Resulü, oynadığı “Nugayr” kuşu öldü” Dedi. (Nugayr: (serçeye benzeyen kırmızı gagalı bir kuştu.) “Bundan sonra Peygamberimiz Ebu Umeyr’i ne zaman görse; “Ebu Umeyr ne oldu senin nugayr?’ diye takılırdı. Hz. Enes’e de ‘’iki kulaklı adam’’ diye latife de bulunurdu.
Peygamberimiz kimsesiz, fakir, yoksul, kimsenin ilgilenmediği insanlarla da küçük şakalar yapar, kalplerini kazanırdı. Enes bin Mâlik anlatıyor: “Bir gün adamın biri Peygamberimizin huzuruna geldi ve kendisinden bir binek hayvanı istedi. Peygamberimiz ona, ‘’Peki, sana bir dişi deve yavrusu vereyim mi?’ diye takıldı. Adamcağız: ‘Ya ResulAllah, ben sizden bir binek istiyorum, dişi deve yavrusunu ne yapayım?” deyince. Peygamberimiz gülerek: “Bütün develer dişi deve yavrusu değil midir?’ Buyurdu.
Zeyd bin Hârise’nin hanımı Ümmü Eymen’de bir gün Peygamberimize gelerek; “Ey Allah’ın Resulü beyim sizi bizim eve davet ediyor. Dedi. Peygamberimiz “O da kim, hani şu gözlerinde beyazlık olan adam mı?” Deyince, Ümmü Eymen: “Beyimin gözlerinde beyazlık yok Yâ ResulAllah!” Dedi. “Peygamberimiz: ‘’ Evet, gözlerinde beyazlık var.” Ümmü Eymen “Vallahi yok Ey Allah’ın Resulü” diye ısrar edince Peygamberimiz “Hiç gözlerinde beyazlık olmayan insan olur mu? Cevabını verdi.
Enes bin Mâlik’in anlattığına göre: “Çöl halkından Zahir adında bir adam vardı. Zahir Peygamberimize her gelişinde kendi yetiştirdiği ürünlerden hediyeler getirirdi. Şehirden çöle döneceği zaman da Peygamberimiz ihtiyacı olan şeylerle Zahir’in heybesini doldururdu. Hediyeleştikten sonra da şöyle buyurdu: “Zahir bizim çölümüz, biz de Zahir’in şehriyiz.” Zahir fizikî açıdan son derece çirkin görünen bir adam olmasına rağmen Peygamberimiz Onu çok severdi. Bir gün pazarda malları satmaya çalıştığı bir sırada Peygamberimiz, Zahir’e sessizce yaklaştı, arkasından kucakladı ve elleriyle gözlerini kapadı. “Zahir gözlerini kapayanın kim olduğunu göremeyince,” gözümü kapayan kimse bıraksın” diye çabalamaya başladı. Bu arada göz ucuyla Efendimiz olduğunu görünce, sırtını Peygamberimizin göğsüne iyice dayadı. Zahir’in bu neşeli hareketinden hoşlanan Peygamber Efendimiz yüksek sesle: “Bu köleyi satıyorum, var mı alan?” diye bağırmaya başladı. Zahir’de mahzun bir halde: “Ya ResulAllah, benim gibi değersiz bir köleye vallahi kimse kuruş bile vermez.” Deyince, Peygamber Efendimiz: “Hayır, Yâ Zahir, sen Allah katında hiç de değersiz değilsin” Buyurdu.
Şaka yapmak, tıpkı gülmek ve ağlamak gibi insanın kişiliğini, olgunluğunu ve duygusal yönünü gösteren bir ahlaki erdemdir. Her vesile ile aşırı şaka ve espri ciddi her konunun hafife alınmasına, vakar ve saygınlığın kaybolmasına sebebiyet verebilir. Aşırı ciddiyet te, nefret uyandırdığı için sevilmenin önünde bir engel teşkil edebilir. Onun için şaka yemekteki tuz gibidir. Kıvamında yapılırsa güzel olur. Denilmiştir.
Yalan Allah’ın haram kıldığı en büyük günahlardandır. Yüce Allah: “Ey iman edenler, Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin.” Buyurmaktadır. (Ahzap,33/70) Peygamberimiz de hadisi şeriflerinde: “Kul şaka ile de olsa yalanı, doğru bile olsa münakaşa ve tartışmayı terk etmedikçe olgun mümin olamaz.” İnsanları güldürmek için yalan söyleyene yazıklar olsun, yazıklar olsun, yazıklar olsun!” Buyurmuştur.Ana-baba evladına, öğretmen öğrencisine, yaşlılar küçüklerine şaka yaparken, edep ölçüsü muhafaza edilmeli, yalana dayalı şakadan kaçınılmalıdır. Unutmayalım! Bizi vebal altına sokacak ve yalana sebep olacak şakalardan sakınmak Müslümanlığımızın gereğidir. 1 Nisan 2025
Mustafa Kır