1967 yılında doğdu. 1990 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. 1998 yılında Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslâm Bilimleri Anabilim Dalında, 2005 yılında ise Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Eğitim Yönetimi ve Denetimi Bilim Dalında yüksek lisans eğitimlerini tamamladı. 2017 yılında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Din Eğitimi Bölümünde “Dârü’l-hilâfeti’l-aliyye Medresesinde Eğitim ve Öğretim” isimli teziyle doktorasını tamamladı. Osmanlı eğitim tarihi alanında çalışmalar yapan yazarın “Osmanlı Eğitim Modernleşmesinde Dârü’l-hilâfeti’l-Aliyye Medresesi” ve “Medâris-i İlmiye Müfettişi Serezli Mehmet Esat Efendi ve Teftiş Raporları” adıyla yayımlanmış iki eseri mevcuttur. Ayrıca ulusal ve uluslararası hakemli dergilerde yayımlanmış makaleleri bulunmaktadır.
Emperyalist ve sömürgeci devletler özellikle arkeologlar ve seyyahlar aracılığıyla yaptıkları keşif faaliyetlerinin deşifre olması ve sömürgeciliğin bizzat mahallinden yürütülmesinin büyük maliyetler ve kendileri açısından pek çok sakıncalar doğurması nedeniyle 20’nci yüzyıldan itibaren daha “bilimsel” ve “teknik” yöntemlere yönelmişlerdir.
Saha incelemeleri, soyal araştırmalar, uluslararası projeler, hibe programları ve fonlar bu yöntemlerden bazılarıdır. Yurtdışından uzman getirilerek toplumsal hayatın her alanının dizayn edilmesi artık bilimsel saha araştırmaları ve raporlarla daha hızlı ve daha pratik olmaktadır. Saha araştırmaları ve analizleriyle başlayan ve “bilimsel” rapora dönüşen tespit ve öneriler bir “nass” gibi muamele görmekte, emperyalist ülkelerin belirlediği kriterlere ve hedeflere ulaşmak temel hedef olarak toplumun önüne konulmaktadır.
Bu çerçevede Dewey’in özellikle okulların tatilde olduğu Temmuz ayında Türkiye’ye gelerek saha gezileri yapması ve yaklaşık iki ay süren ziyaretinin ardından kaleme almış olduğu raporların kutsal bir metin gibi Türk toplumunun önüne konulması yaklaşık 1000 yıllık eğitim mirasının ve bu mirası devr alan toplumun göz ardı edildiğinin apaçık göstergeleridir.
Dewey’in bahse konu ziyaretindeki gözlem ve tespitlerini içeren iki rapor kaleme aldığı belirtilmektedir. Bunlardan birincisini daha Türkiye’deyken teslim eden Dewey, muhtıra niteliğinde kaleme almış olduğu bu raporunda maarif harcamaları için bütçeye konulacak meblağa ve kalemlerine ilişkin açıklamalarda bulunmaktadır. Dewey’in Amerika’ya döndükten sonra kaleme aldığı asıl raporun yayınlanması için tam on beş yıl beklemek gerekecekti. Gizemini koruyan bu bekleyiş, 1939 yılında sona ermiştir.
T.C. Maarif Vekilliği tarafından 1939 yılında yayınlanan “John Dewey Türkiye Maarifi Hakkında Rapor” adlı 30 sayfadan ibaret kitapçık, yukarıdaki değerlendirmeler saklı kalmak kaydıyla tam da Amerika’nın yeniden keşfi mahiyetinde bir çalışma olarak önümüze çıkmaktadır.
Öncelikle kitapçığın takdim/önsöz kısmının satır aralarına göz attıktan sonra Dewey’in “Bütçeye Konulması Muktezi Tahsisat Hakkında Rapor” isimli muhtraya değinmekte fayda olacaktır.
Dönemin Maarif Vekili Hasan Âli Yücel’in 1.11.1939 tarihinde kaleme almış olduğu takdim/önsöz kısmının ilk paragrafı şu şekildedir; “Maarif Vekilliği, kültür reformumuz hakkında Millî Şeflerin direktiflerile Türk ve ecnebi mütehassısların raporlarını ve muhtelif memleketlerin kültür teşkilâtı hakkındaki etütleri seri halinde neşre karar vermiştir.”
Dewey’in Türkiye’ye davet edilme sebebinin “demokrasi sisteminde nasıl bir eğitimin uygulanacağı ve demokratik bir topluma uygun öğretmen kadrosunun nasıl yetiştirileceği konusunda fikir almak” olduğu şeklindeki kamuoyuna yapılan açıklama dikkate alınacak olursa aslında yapılmak istenenin, bir talimatla “kültür reformu” olduğu ortaya çıkmaktadır.
Lugatlerde“Bir milletin inanç, fikir, sanat, âdet ve geleneklerinin, maddî ve mânevî değerlerinin bütünü, hars; bir milletin sanat ve fikir eserlerinin bütünü” şeklinde açıklanan kültürün, başta Amerikalı John Dewey olmak üzere, Alman Ticaret ve Sanayi Nezareti Müşaviri Kühne, Amerikalı Mis Parker, İsviçreli Albert Malche, Belçikalı Omer Buyse ile Walker D. Hines, Brehon Somerwell, O. F. Gardner, Edwin Walter Kemmerer, C. R. Whittlesey, W. R Wright Bongt Wadsted, Goldthwaite H. Dorr, H. Alxsandre Smith ve Vaso Trivanovith’den oluşan Amerikan heyetinin raporlarıyla reforma tabi tutulduğu açıkça ifade edilmektedir.
Tamamı Batı kültür ve medeniyetinin yetiştirdiği bilim adamlarınca hazırlanacak raporların Türk maarifini ve dolayısıyla kültürünü şekillendirecek olması ne kadar demokratik bir yaklaşımdır? Kültürde yapılacak bir reformda toplum talebinin ve kamuoyu mutabakatının aranmamış olması düşündürücüdür. Bu aynı zamanda toplumun geleceğini rehin almak anlamına da gelmektedir. Ayrıca kitapçığın önsözünde, “muhtelif memleketlerin kültür teşkilâtı hakkındaki etütler”inseri halde yayınlanacağının belirtilmiş olması 1000 yıllık Türk kültür tarihinin gözden çıkarıldığının işaretini vermektedir.
(A), (B), (C), (D) ve (E) olmak üzere beş seri halinde yayınlanacak olan etütlerden (A) serisi için “Ebedî Şef Atatürk’ün ve Millî Şef ismet İnönü’nün muhtelif tarihlerdeki nutuklarında Maarife dair verdikleri direktifler teşkil edecektir.”açıklamasına; (B) serisi için ise yukarıda isimleri geçen yabancı ilim adamları tek tek zikredilerek “ecnebi mütehassıs raporları”yayınlanacaktır açıklamasına yer verildiği görülmektedir. Diğer serilerde herhangi bir ilim adamı ismine yer vermeksizin bazı konular hakkında hazırlanacak etütlerin neşredileceği belirtilmektedir. Kültür reformunun eğitim ayağı ile ilgili yapılacak bahse konu çalışmalarda ve yayınlanacak etütlerde herhangi bir Türk eğitimcisinin ismine yer verilmediği görülmektedir..
Netice-i kelam “kültür reformu” kapsamında onlarca yabancı ilim adamına görev verilirken tek bir “Türk eğitim mütehassısı” ismine rastlanılamaması düşündürücüdür. Anlaşılan o ki; yaklaşık 1000 yıllık Türk eğitim mirası da yok sayılmıştır.