Meşk, geleneğimizde önemli bir yer tutan, asırlarca kullandığımız bir eğitim yöntemidir. Kelimenin sözlükte ilk anlamı “yazı alıştırması” olarak geçse de musiki eğitiminde neredeyse düne kadar (yüz yıl öncesine kadar) kullanılagelen bir yöntem olmuştur. Hattattın öğrencisine yaptırdığı yazı alıştırması meşkin ilk ortaya çıkış şeklidir. Hat talebesi hocasının verdiği yazı örneğine bakarak...
Muti olduk aşk hâline Bakmadık dünya malına Girdik erenler yoluna Dürüst oldu imanımız Âşık Paşa “Düşman kavî, tâli’ zebun”dur bir vakitler. Cihan devleti gurûb etmek üzeredir. “Dost bî-perva, felek bî-rahm, devran bî-sükûn”dur. Artık, “bütün çehresi ve ruhuyla biz” olan mübarek diyarlar, bir korkulu rüya içinde “vatanda düşmanı seyretmenin ıstırabıyle” kavrulmaktadır....
Ruh bedenden sıkılır bazen. Sebepsiz sanılan bu sıkıntıların çoğu, amaçsızlığın doğurduğu anlamsızlıktandır. Ya da şimdilerde olduğu gibi, aklı ve kalbi kuytu bir köşeye koyarak bedensel haz ve zevkleri amaç haline getirmektendir. Hırsla… Bilinmez ki, bedene mahkûm olanların hazzı çoğaldıkça, akıbet ancak acıdır. Ve ne gariptir ki, hazzın acıları çoğaldıkça zevk...
Bir sitem değil bir selam ve duadır “aşk olsun.” Niceliğin niteliğe henüz hükmetmediği ve insanın kardeşiyle kendini eş gördüğü dönemlerde gönül ehlinin gönülden yaptıkları bir derin duadır “aşk olsun.” Bilginin salt bilinmesi gereken bir nesne konumuna düşmediği ve bilgelik yurduna açılan bir kapı kabul edildiği devirlerde, bilgece verilen bir samimi...
II. Mahmut’un vefatından sonra tahta geçen Sultan Abdülmecid, Batı müziğine daha fazla önem verince Hammamizâde İsmail Dede Efendi, Türk musikisinin eski itibarını yitirdiğini düşünerek “Bu oyunun artık tadı kalmadı” deyip saraydan ayrılmış, sonra da hac vazifesi için gittiği Mekke’de sırlanmıştır. Ondan bize 300 kadar bestesi ve yetiştirdiği talebeleri kalmıştır. Bu...
Aşk tek hece evet, şairin dediği gibi. Ancak insanoğlunu yaratılıştan beri derinden sarıp sarmalayan ve bu kadar güçlü kavrayan başka duygu yok. Her aşıkta başka bir renge, her maşukta başka bir ahenge bürünmüş, aşk. Her şairin dilinde başka bir sese, her yaşayanın halinde bambaşka söze bürünmüş, aşk. Bazen sözün bittiği...
Hayat, her döneminde ayrı bir güzelliğe sahip. Yine de kimi insan çocukluk, kimi de gençlik dönemine toz kondurmaz. Eh, orta yaşlılık da kimilerinin vaz geçemediği bir dönem olurken yaşlılık öyle mi ya? Oysaki onun daha büyük bir ilgiye hatta hürmete layık olduğunu bilmeyen yoktur. Hâl böyleyken “ömrümüzün bu son demi,...
Aşk aşka düşmektir cancazım!. Âşık bir kere aşk ateşine düşmüştür ya fizik boyutundan uzakta, beden düşüncesinden asudedir artık. Âşık için için tüter, içinde söndüremediği bir acı vardır. Yanıktır O, buğdaylar gibi, başaklar gibi yanık. Güneşe yüzünü dönen gün doğumu çiçekleri gibi yanık. Aşığı gözünden tanırsınız, gözlerine iyi bakın âşıkların. Kıvılcımlar...
Tanrı’yı önceleyen bu ilişki biçiminde insana öncelikle kendisinin de parçası olduğu bütün bir gerçeklik anlayışı hatırlatılır. Tanrı’yla başlayan ve Tanrı’yla dolan bu gerçeklik anlayışında kişinin kendi gönlünde Tanrı ile iletişime geçebilmesi, arı-duru bir hayat murat etmesi, varoluşun canlı doğası içinde bu ilişkiyi her an canlı tutabilmesi ve şevkle sürdürebilmesi, aşk...
Bugün sizlerle daha önceki yazılarımdan çok daha farklı içerik de bir yazı ile buluşmak istedim. Hayatın her alanında yaşadığımız veya hissettiğimiz iki kavramı karşılaştırmaya gayret edeceğim. Ve şunu da gayet iyi biliyorum ki özellikle genç okuyucularım bu yazımın birçok cümlesine itiraz etmekten öte kavramları ters söylediğimi dahi söyleyeceklerdir.Sevgi ve aşkı...
– Mecnun! – Ben Leyla. – Hani valinin alay ettiği, ‘’Mecnun senin gibi kara kuru birine mi âşık oldu? ‘’ dediği… – Mecnun! Ben Leyla… Kaderine ne yazıldıysa bahtına Mecnun olan! Mecnuna yüz vermediği, sokaklarında inim inim inlettiği sanılan, – Mecnun! Ben Leyla… Aslında gizli mecnun, gizli âşık… Ben seni...