Son yıllarda mevsim normallerinin dışında hava sıcaklıkları, beklenenin dışında yağışlar, seller veya sıcak ve kurak mevsimler iklim değişikliği olarak yorumlanmakta. Aslında tarih sahnesinde üzerinde yaşadığımız dünyada soğuklar, sıcaklar, kuraklar, kıtlıklar, bunların sonucu büyük göçler mevcut. Köyümüzde bazen havalar mevsim dışı soğuk olduğunda komşular; “Hava çok soğuk, bu mevsimde bu soğuğa ne dersin?” diye sorduklarında merhum Dedem “Gençliğimde ben yaylada çobanlık yaparken 15 ağustosta yaylaya kar yağdı. Mülk O’nun (Allah’ın)” derdi.
Günümüzde bilimsel çalışmalarla iklim değişikliğinin nedeni “küresel ısınma” olgusuna bağlanmakta. Küresel ısınma ise “sera gazlarının” sonucu olarak ortaya çıktığı kabul edilmekte. Sera gazları ise çok bilindik gazlar: Birinci sırada karbondioksit gazı. İkinci sırada ısınmada, mutfakta, elektrik üretiminde yararlanılan doğalgazın en büyük bileşeni (%95) metan gazı yer almakta. Üçüncü sırada ise yapay gübre ayrışmasından kaynaklanan diazot oksit ve son olarak klima, soğutma, ısı pompası gibi cihazlardan kaynaklanan florlu gazlar (F- gazlar) şeklinde sıralanır.
Küresel ısınmada metan gazının etkisi çok büyük. Birim metan gazı birim karbondioksite göre 100 yıllık süreçte 25 kat daha fazla küresel ısınmaya neden olmakta. Peki atmosfere salınan metan gazının kaynakları nelerdir? Atmosferik metan gazının kaynakları, enerji üretimi (% 34), tarım (% 47) ve atık depoları (çöplükler % 19) şeklinde belirlendi. Tarım kaynaklı metan nasıl ortaya çıkıyor? İşte suçlu tam bu noktada bulunuyor. Çünkü tarım kökenli % 47 metan gazı oranının içindeki en büyük pay %27 ile geviş getiren hayvanların çıkardığı metan gazına ait. Kalan % 20’in % 16’sı yapay gübrelerden % 4’ü ise pirinç tarımından kaynaklanmakta.
Karbondioksit eşdeğeri üzerinden dikkate alındığında geviş getiren hayvanların çıkardığı metan gazının küresel ısınmaya katkısı % 3 ile 9 arasında tahmin edilmekte. Ancak küresel ısınma söz konusu olduğunda parmaklar geviş getiren hayvanları (sığır, manda, koyun, keçi) özelliklede sığırları işaret etmektedir. Yani sorumlu inekler. Yani sütünü içtiğimiz besiye alıp etini yediğimiz, yaşlanınca yine kesip sucuk, salam yapıp kısaca her şekliyle kırmızı etin önemli kaynağı olan inekler sorumlu tutuluyor. Arkasından gelen öneri: İnekler, koyunlar yok edilsin veya azaltılsın. İyi de o zaman zaten ihtiyacın altında üretilen et ve sütü nereden elde edeceğiz. Diğer bir öneri ise, diyetlerimizde bitki kaynaklı proteinleri tüketelim şeklinde. Halbuki insan beslenmesi için yazılan kitaplarının temel cümlesi “Ergin yaşta bir insanın sağlıklı kalabilmesi için günlük 70 -80 gram proteine ihtiyacı vardır. Bu miktarın yarısı (35-40 gram) hayvansal kaynaklı (et-süt) olması mecburidir” şeklinde ifade edilmekte.
Bir diğer yaklaşım: Geviş getiren hayvanlar olmasa da et ve süt üretebiliriz. Nasıl mı? Yapay et ve yapay süt teknolojileri ile. İsimleri üzerinde yapay; yani et olmayan endüstri ürünü biyokütle veya yapay kazeine eklenmiş yapay vitamin ve minerallerle desteklenmiş yine endüstri ürünü bir karışım. Adı yapay süt. Sonra yapay etten yapılmış köfte için “gerçek etten farkı yok”, yapay sütten dondurma “çok lezzetli” gibi algı yönetimleri ile kamuoyu oluşturulmakta.
Çelişkiye dikkat buyurur musunuz: Bir yandan doğal, katkısız, endüstriden uzak kısaca organik ürün tüketimi tavsiye edilirken, diğer yandan et ve süt için yapaylarının tüketilmesi öneriliyor. Yapay ve endüstriyel gıdaların insan sağlığına ve çevreye olumsuz etkileri bilindiği halde yapay et ve yapay süt gibi ütopyası ile küresel ısınmanın önlenebileceği düşünülüyor.
Elektrik tüketiminde, endüstri ürünleri üretiminde ve taşımacılıkta yapılabilecek tasarruf ile karbondioksit salımını önleme çoğu kez gündeme gelmiyor. Çöplükler konusundaki duyarlılığımız da malum. Ne söylesek nafile. Küresel ısınmanın sorumlusu ve suçlusu bulundu, hükmü verildi. Varsa yoksa inekler. Sanık ayağa kalk: İklim değişikliğinden suçlu bulundunuz!
Yerküre gün be gün ısınıyor. Sanayi devriminin gerçekleştiği 1850 yılına göre dünyanın sıcaklığı bir derece santigrattan fazla artmış durumda. Bu artışın 2030 yılında 1.5 santigrat derecenin altında tutulması hedefleniyor. Bu sınır aşılır mı bilemiyorum. Ancak son 15 günde masumlar üzerine yağan ateş yağmurunun sebep olduğu küresel ısınma vicdan sınırlarını çoktan aşmış. İnsanlık ve merhamet ise ölüm soğukluğunun buzulları ile kaplanmış.
23 Ekim 2023 Ömer AKBULUT