eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Hafif Yağmurlu
20°C
Ankara
20°C
Hafif Yağmurlu
Çarşamba Hafif Yağmurlu
24°C
Perşembe Az Bulutlu
25°C
Cuma Açık
26°C
Cumartesi Açık
26°C

Memiş OKUYUCU

1965 Yozgat doğumlu. İlkokulu Yiğitler köyünde okudu. Ortaokul ve liseyi 1982 yılında Kayseri Mimar Sinan Öğretmen Lisesinde tamamladı. 1985 yılında Denizli Eğitim Yüksekokulunu, 1998 yılında da H.Ü. Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği bölümünü bitirdi. Eser Yayın: Yozgat ve Orta Anadolu Bölge Ağzında Yaşayan Kelimeler, Deyimler ve Atasözleri, Maarifimiz ve Geleceğimiz ve Türkiye'de Şehirli Dindarlık adlı eserlerini yayınladı. Yazıları, Denizli Hizmet ve Polatlı Postası, Arkadaş Çocuk (Batı Trakya) Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim (MEB)dergilerinde yayınlandı. 1996 yılından sonra TYB bünyesinde icra edilen millî kültür, millî tarih ve millî kimliğimize dair pek çok faaliyeti bir mektep formunda yirmi yıl kadar süre ile takip ve tedris etti. Öğretmenlik, Maarifimiz ve Geleceğimiz başlıkları ile muhtelif kurum ve kuruluşlarda konferanslar verdi. TRT Türkiye’nin Sesi Radyosunda, Öncü Eğitimci Portreler programlarını hazırlayıp sundu. Evli ve iki çocuk babasıdır.

    Nitelikli Bir Öğrenme: Çoklu Öğrenme

    Çoklu Öğrenme Nedir?

    Memiş OKUYUCU

    Hayatı, dünyayı ve eşyayı doğru anlamak ve anlamlandırmak, bu dünyadaki hakikate ulaşma çabamızın en önemli kısmını oluşturur. Bunun için de insan, bilmek ister. ‘’Bütün insanlar doğal olarak bilmek isterler’’ der Aristoteles. Bilmek ve bilmeyi istemek. Bir başka ifadesiyle ‘merak’ olarak ifade ettiğimiz şeydir, istemek. İnsanın merak edip bilmek istediği şey, hakikatine ulaşma çabasının bir parçasıdır. Bilmek merakı ilk insandan beri tatmin edilmeye çalışılan bir duygudur. İstediğimiz şeyi bilmek ve anlamak duygumuzu tatmin etmeye doğru sürekli bir çabamız vardır. Tatmin olmak için anlamaya, anlamak için de bilmek çabasıyla yüklü bir arayışa yönelir, insan.

    Biz ve hakikatle aramıza anlamlı ve anlaşılabilir bir yol yapmak durumundayız. Ali Fuat Başgil; ‘’Önce hakkı ve hakikati bil ki, hak ve hakikat ehli kimdir bilesin…’’ demektedir.

    Hak ve hakikatin anlam alanına başlangıç ile çoklu öğrenmeye giriş yapalım. Hak doğru, gerçek, hakikat anlamlarına gelmekte. Hakikat ise, gerçek olan, asıl olan, öz manalarına gelmekte. Hem hak ve hakikati öğrenmemiz gerekiyor. Hem de hak ve hakikat ehlinin kim olduğunu bilmemiz icap etmektedir. Bunun içinde yeterli seviyede dil hakimiyeti ile yetkin derecede sezgi ve bilgiye ulaşmamız gerekmektedir.  

    Bu çerçevede hakikati kavrama çabamızı derinleştirmek, cehdimizi artırmak, görüş ve kavrayış alanlarımızı genişletmek ve meseleleri idrak pencerelerimizi olabildiğince kuvvetlendirmeye ihtiyaç vardır. Sürekli, düzenli ve daimi şekilde.

    İlk hareket noktamız, kelimelerin ve kavramların dünyasına yolculukla başlamalı.

    Kelimeler düşüncenin yapı taşlarını teşkil eder. Düşünceler ise, kelimelerle oluşturulmuş eşyayı, nesneyi ve dünyayı  anlayıp algılama, ifadelendirme ve anlamlandırma çabamızın analiz ve sentezlerinden oluşur. Hangi akıl ve hangi metodolojiler ile düşünceler oluşturabileceğimizin yapı taşlarını kelimeler teşkil etmektedir. Düşünce pencerelerimizin oluşmasında kimlik ve kültür dünyamızdan gelen kelime ve kavramların önemli bir belirleyiciliği vardır.

    Dünyayı doğru anlamak ve anlamlandırmak için hayatın her aşamasını sürekli bir öğrenme ve anlama haline dönüştürmek gerekiyor. İnsan zekâsı öğrendikçe gelişme ve genişleme   özelliğine sahip. Bu gelişim için de öğrenmeyi sürekli hale getirecek bir zihnî terbiye oluşturmak gerekiyor.

    Daha çok okuyan, kelime dağarcığı daha gelişmiş/genişlemiş öğrencinin anlama ve çözümleme konusunda daha başarılı olduğu bilinen bir öğrenme ilkesidir. Geniş kelime hazinesi daha geniş düşünme ve daha yüksek bir kavrayış imkânı sağlamaktadır. Bu durum da, sürekli ve düzenli genişleyen kelime haznesine giden yolları geliştiren metotları devreye koymayı gerektirmektedir.

    Bunun da en etkili yollarından birisi ÇOKLU ÖĞRENME’dir.

    Çoklu öğrenmenin ilk adımı her konuyla alakalı, ilişkili, etiket kavram, başlık, konu, kelime, söz ve sözlük bilgileri oluşturup geliştirmekten geçmektedir. Temel bilimler, temel medeniyet ve temel kültür alanlarında asgari bir standart belirleyip, öğrenme ve şahsiyet terbiye ve inşamızı bu esaslar üzerinden yükseltmeliyiz.

    Çoklu öğrenme, zihni faaliyetleri belli bir metodoloji ile sürekli hale getirme ameliyesidir. Her öğrenme başlığı, ders, konu ya da ilim alanını işlerken, o konuyu daha derinlemesine anlayıp, etraflıca kavramaya yardım edecek anahtar ya da etiket kavramlar oluşturmakla çoklu öğrenmeye adım atılır. Zamanla davranış haline gelen çoklu öğrenme, bizi zihin ve fikir olarak genişleyen bir kavrayış alanına doğru sevk eder. Ailemiz, muhitimiz ve her türlü irtibatlarımız, çoklu öğrenmenin hem konusu hem de kapsama alanına girmeye başlar.

    Genişleyen zihin ve öğrenme alanlarımız daha kolay ve giderek daha kendiliğinden  anahtar ve etiket kavramlar oluşturur.

    Akıl yürütme, çerçeve oluşturma, hüküm çıkarabilme, sentez ve analizler yaparak öğrenmeyi sürekli, düzenli ve metodik olarak ve bir zihin terbiyesi haline getirmeye  ÇOKLU ÖĞRENME diyoruz.

    Çoklu öğrenme, bir nitelikli öğrenmedir. Çoklu öğrenme kaliteli bir öğrenmedir. Çoklu öğrenme sistematik bir öğrenme davranışıdır. Çoklu öğrenme eşya ve hadiselere daha geniş ve ağırlıklı nüfuz etme çabasıdır. Çoklu öğrenme eşyanın hakikatini keşfetmeye doğru derinlemesine bir yolculuktur.

    Klasik sistemimizde bunun bir yakın benzerine, tahkik metodu deniliyordu. Bir ‘meselenin künhüne vakıf’ olmak yahut özüne inmek şeklinde dile getirilirdi. Asıl meseleye giden yolları daha anlaşılır hale getirmek, konuyu incelterek idraklere sunmak halidir, tahkiki öğrenme. Bu öğrenme metoduna teferruatlı/ayrıntılı/detaylı öğrenme de diyebiliriz.

    Uzmanlaşma Merakı Denen Barbarlık

    İspanyol yazar Jose Ortega Gasset bundan yüz yıl kadar önce yazdığı Kitlelerin Ayaklanması(1927)  adlı eserinde  Uzmanlaşma Merakı Denen Barbarlık adıyla bir bölüm kaleme almış. Özellikle 19. Yüzyıldan itibaren başlayan sanayileşmeyle birlikte üretim ve otomasyon sistemlerinde uzmanlaşmaya gidilmesinin getirdiği sonuçları enine boyuna işlemiş. Neticede gelişen sanayi kollarında bütün işleri yapan insanlar yerine, tek tek uzmanlar yetiştirilerek üretimde artış hedeflenmesiyle gelişen uzmanlaşmanın yakıcı sonuçlarına dikkat çekmiştir, yazar bu eserinde.

    Batıda, meta, başarı ve güç temellerine dayalı olan sanayide uzmanlaşma çok büyük kazanç ve kârlılık sağlamış. Neticede sanayiden cemiyete doğru çok büyük bir ‘uzmanlık’ yetiştirme programları başlatılmış. Başlatılanlar genişletilmiş. Pek çok kollara ayrılan bir uzman yetiştirme programları eğitim sistemi ve bilim kollarında ana tema haline gelmiş. Giderek okullar, meslekler, branşlar alanında uzmanlık olabildiğince derinleştirilmeye başlanmış. 20. Yüzyıl başlarına geldiğinde artan ilim, sanayi ve teknoloji kolları ile birlikte uzmanlık başlı başına eğitimi, cemiyeti, sanayiyi yönlendiren bir alan ve ‘kült’  halini almıştır. Günümüzde uzmanlık dallarının sayısı elli binlere ulaşmıştır.  Bu durum ile uzmanlık olabildiğince yayılmış ve yaygınlaşmıştır.

    Uzmanlık ve Keşif

    Sanayinin ve teknolojinin gelişmesi, ilmin ilerlemesi uzmanlığı batı sanayisinin belkemiği haline getirmiş. Bu durum insanoğlunun asırlardan beri alışa geldiği cemiyet algılarını tersine çevirmiş. İnsan ve cemiyet algısı adeta ortadan yarılmış. Bir alanda çok şey olan bir uzman insan, kendi başına kalınca hiçbir şey haline gelmiş. Hatta cemiyetin psikolojisi de bu hadiseden derinden etkilenmeye başlamıştır. Şarlo’nun 1936 yapımı ‘Asri Zamanlar/Modern Zamanlar’ adlı sessiz sinema dönemi filminde bu durum oldukça geniş bir çerçeveden işlenmiştir. Fabrikada sürekli cıvata sıkmaktan psikolojisi bozulan filmin ana figürü psikolojisi bozulduğu için  hastaneye yatırılmış. Tedavi edilmiştir. Filmin ana teması bu minval üzere gelişme göstermektedir.

    Uzmanlaşma, kompartmanlaşmayı getirmiş. Nerede ise bir kompartmanda uzman olan kimseyi, trenin tümünden habersizleştirmiştir, uzmanlık sistemi. Bu gelişmeler varlığın tümünü kavramayı olabildiğince zorlaştırmış.  Bu durumda günümüzde yeni keşifler yapmak nerede ise imkânsız hale gelmiştir. Oysa 19. Yüzyıla kadar ‘uzun el’ anlamına gelen  ‘yed-i tûla’ derecesinde pek çok alanda birden bilgisi olan alim kimseler yetişirdi. Bu kimselere bin ve fen kelimelerinin birleşmesiyle oluşturulan ve pek çok alanda bilgi sahibi anlamına gelen ‘hezarfen’ de denilirdi. Batı da ‘polimat’ denilen bu kimseler, matematik, tıp, astronomi gibi temel bilimlerin pek çok kolunda birden bilgi ve hüner sahibi, talim ettirebilen âlim kimseler idiler.

    Çoklu Öğrenme ve Soru Sorabilmek

    Çoklu öğrenmenin temel unsurlarından birisi, sorudur. Öğrenme merakının giderilmesi yolunda en ihtiyaç duyulan şeydir, soru. Öğrenme alanlarımızın yollarını birleştiren ve bitiştiren, kaynak, köprü ve yollar, sorularla kurulur.

    Soru, bilimin ve bilginin temelidir. Anlamak, anlamlandırmak ve öğrenmek; soru sormak, doğru ve yerinde sorular sorabilmek ile mümkündür. Sorular hem içe yolculuk ettirir, hem de dışımızdaki dünya ile bizim sürekli arz eden türden temasımızı sağlar.

    Soru sahibi hem dilini, hem gönül dilini, hem de muhatabının dilini iyi bilmeli.

    Soru bilgeyi, bilgiyi ve bilgeliği bir araya getirmeli. Muhatabı bu kapılardan birisi ile düşünce alanına kendini açabilmeli.

    En doğru soru hangi soru? En iyi soruyu nasıl sorarız? En yerinde soru, hangi üslupla sorulmalı? En açıklayıcı soru hangisidir? Maksadı en iyi ifade eden soru nasıl sorulur? Hangi soru, meramımızı en doğru şekilde dile getirir?

    Soru, görüşü bulanıklaştıran asidik tesirler bırakmadan, temiz bir üslupla, ruha dinginlik, bakışa ferahlık veren duruluğu ihtiva etmeli. Soru, çoklu öğrenmeye götüren kontak noktalarımızı artırmalı.

    Çoklu Öğrenme ve Davranış Terbiyesi

    Terbiyeyi, insanı ruh, düşünce ve beden olarak olgunlaştırmak olarak alabiliriz. İnsanın bilgiyi bilgelikle birleştirerek bütün olarak eşyayı ve alemi anlamaya doğru bir davranış terbiyesi oluşturması, insanî tekâmülün en ideal yolu olarak değerlendirilebilir. Bu noktada duygu ve muhakemeye dayalı bilgiye, kalbin terbiyesine dayalı bilgiyi de eklemiş olmak gerekiyor. Ondan sonra insanın ‘kendini bilme’  yolculuğunun esasları, ilkeleri başlar. Felsefi olarak ontoloji kavramı ile de ifade edilen ve insanın kendisinden başlayarak varlığını sorguladığı bir yolculuktur bu. Klasik sistemimizin tekemmülat diye ifadelendirdiği bu olgunlaşma yolculuğunun, çoklu öğrenme ile metotlu bir hale getirilmesi en önemli aşamayı oluşturur.

    Çoklu öğrenme zihin, fikir, davranış ve kelimelerle bir yaşama biçimine dönüşme halinin de adı olmaktadır. Olumlu düşünce sahibi olmak ve inşa edici görüş oluşturmak ilk adımdır. Sürekli ve düzenli hale getirilmiş haliyle alıcılarını ve algılarını açık tutmak ise bu metodu geliştiren ikinci önemli adımdır. Kararlı ve güçlü bir öğrenme irade ve terbiyesi oluşturmak bu metottaki üçüncü ve sonuç alıcı kısmı teşkil eder.

    Çoklu öğrenme insanın öncelikle kendi yaşama ve çalışma alanlarından başlamalıdır. Ailesini, muhitini, sosyal ve kültürel çevresini içine alacak şekilde çoklu öğrenme alanları genişletilmeli. Buna milli ve milletlerarası maarif, düşünce, ekonomi ve siyaset alanlarını kavrayacak şekilde bir ilgi alanı da oluşturmakta eklenmelidir. Kültürel yetkinlik, tarih şuuru kazandıracak bir müktesebat, yakın çağ tarihi, mukayeseli bilgiler kazandıracak ilim, devlet, siyaset adamlarından biyografi örnekleri de çoklu öğrenmenin bir başka cephesini teşkil etmelidir. Öğrenmenin alt yapısı dil ile kurulmaktadır. Bütün bu çoklu öğrenme faaliyetlerine kelimeler ve kavramlar dünyasından başlamalı. Dilin anlam dünyasına seyahat ettirecek sahih bir Türkçe bilgisi bu işin temelini oluşturmalıdır. Etimolojisiyle birlikte kelim ve kavramlar bilgisi, insanın düşünce dünyasına esaslı bir kavrayış derinliği ve genişliği kazandırmaktadır.

             Yenilenme/Tecdit/Güncelleme

    İlimde, sanatta, hayatta, kültürde, dini alanda dünyevi yaşayışlarımızda en gelişmiş ve ileri usül, metot, teknik ve düşünce biçimlerini yakalamakla bir millet ayakta kalır, gelişir ve öteki milletlerle rekabet edebilir. İnsanlar için de bu durum böyledir. Okuyup bildiklerimizden başka bizi cemiyet içinde ayakta tutan ve fikirlerimize dirilik ve tazelik katan yegane tarafımız, güncelliğimizdir.  Güncellik için ise ilk şart alıcılarımızın/algılarımızın açık olmasıdır. Yani okurken, yürürken, ders yaparken, düşünürken, bir arkadaş sohbetindeyken ya da gündelik sıradan akışımızı yaşarken olsun, öğrenmeye dair alıcı tarafımız, algılarımız faal ve açık olmalıdır. Klasik sistemimiz bunu ‘’hayret’’ makamı ile ifade etmiş. Kısaca aktif ve diriltici bir  ‘’merak’’ duygusu taşımalıyız. Çevremizle etkileşimimizi de sürekli ve düzenli olarak aktifleştirmeliyiz. Bu yolla bilgimiz, görgümüz, örfümüz, erkanımız kendiliğinden ve düzenli olarak güncellenir, tazelenir, yenilenir.

    Zamanı ve mekânı okurken, yazarken güncel bir şahsiyet oluşturmak,  bizi daima doğru anlamaya ve hakikatli anlamlandırmalara götürür. Bu durumu bir başka cepheden ifade edecek olursak o zamanda geçerli olan değerleri anlamaya çalışırken güncelleme, bizim kararlarımızdaki isabetimizi yükseltir. Yaşadıklarımızdan çoklu öğrenmeler yaptıkça hayatımıza yönelik karar ve değerler ortaya koyarken de ‘’güncellenmiş’’ bir arka plan bizim derinliğimizi ve genişliğimizi artırır. ‘’Güncelliğimiz’’, hadiselere nüfuz etmemizde bizi daha fazla geliştirmiş olur. Canlı tutar. Kuvvetlendirir.

    Güncelleme için analiz, sentez ve bilgiye dayalı olarak bir hüküm çıkarma kapasitemizin de gelişmiş olması gerekir. Gündelik hayatımızı bu metotları diriltici bir kullanım alanı haline getirmeliyiz. Bu yolla etrafımızdan görerek ve  okuduklarımızdan aldıklarımızın hepsini zihin ve fikir dünyamızda anında  ‘bilgiye’ çevirebiliriz. 

    Güncellemenin  bir diğer önemli ayağı ise Türkçe’dir. Türkçe alanında güncelleme, hem geçmişe doğru, hem günümüzü, hem de geleceğe doğru bir zihni ve fikrî hakimiyet alanı oluşturmak anlamına gelir. Güncel dil, sığ ve daralmış bir kelime kadrosu olarak anlaşılmasın. Bilakis bunu kökleri güçlendirilmiş bir lisan olarak anlayalım. Çünkü anlama ve idrakin en aktif verimlilik alanı kökleri güçlendirilmiş bir dil alt yapısı ve bilgisiyle sağlanabilir. Güncel dil; genişlemiş kelime kadrosuyla beraber zamanın eşya, hadise ve dışımızdaki dünyaya dair güçlü bir hakimiyet getirir. Milli kimlik ve milli kültür yolunu bize açan bir Türkçe, bizim dünyayı güncel olarak daha iyi anlayıp, yerinde ve güçlü anlamlandırmalara tabi tutmamızı sağlar. Bir aydın ve maarif adamı için ise ‘’güncel’ olmak tüm bu yolları öğrencilerine açan mürebbi olması anlamına gelir.

    Güncel öğretmenin güncel öğrencileri, geleceği ve dünyayı daha iyi anlayıp, doğru ve sahih anlamlandırmalara tabi tutarlar. Mürebbi olurlar, mütehassıs olurlar, muallim olurlar.  Güncel olmanın ve güncel kalmanın en etkili yollarından birisi de, fikri derinliğine, kavrayış istikametine, görüş ve metodolojilerinde enginliğine güvendiğimiz isim ve kesimlerle sürekli bir etkileşim halinde olmaktan geçer. Zaman zaman farklı bakış, muhalif görüşler de güncelliği besler. Belli bir fikri olgunluk seviyesinden sonra her görüş güncellemeler için bir malzeme ve materyal teşkil eder. Bu yoldaki her yeni girdi zihin ve fikir imalathanemizde mamul madde haline gelir. Mevlana’nın pergel metaforu bize bu alanda çok iyi bir rehberlik teşkil eder. Bir ayağımız bizde, diğer ayağımızla bütün kainatı tarayarak güncellemelerimize besleyici iksir haline getirebilmeliyiz.  

    Güncel dil, güncel idrak ve güncel bakış,  güncel kavrayış getirir. Akabinde de zamanı ve zamanın ruhunu doğru anlama ve isabetli anlamlandırma kapasitesini geliştirir.

    Güncel olalım, güncel kalalım, geleceğe kalalım. Aksi demode olmak anlamına gelir ki, zamana da dünyaya da yetişemeyiz.

    Sonuç ve Sonsöz

    Uzmanlık ve branşlaşma eşyaya, hadiselere, ekonomiye ve siyasete nüfuz edebilmeyi olabildiğince sınırlamaktadır.

    Küresel tüketim sistemi ‘’takip, taklit ve tekrarlar’’  ile insanın öğrenme alanlarını sınırlayabilmektedir.  

    Oysa varlık ve yaşayış nedenimiz daha fazlasını gerektirmektedir. Hayatı, eşya ve hadiseleri  daha anlamlı bir çerçeveye oturtmak, daha nitelikli okumalara tabi tutmak, aklımızı kullanarak özgün ve orijinal düşünceler üretip, yeryüzünün imarına medeniyet perspektifimizden daha üretken pencereler açmak gerekiyor. Anlamaya dayalı  özgün ve özgür anlamlandırmalar yapabilmeliyiz. Varlık ve kulluk bilincimiz bize bunu emretmektedir. 

    Son söz olarak çoklu öğrenme ile varılmak istenen asıl hedef  ‘her şeyi bilen’ kişiler yetiştirmek değildir. Öğrenme merakı canlı, hevesi diri kavrayış derinliği olan zihinler inşa etmektir. Bunun içinde sürekli ve düzenli fikri aktivitesi olan,  çalışan zihin sahibi insanlar yetiştirmek gerekmektedir. Çoklu öğrenme; araştırma ve öğrenme merakı olan, iyiyi ve iyiliği bilen, doğruyu, hakkı ve hakikati arayan, düşünen, mukayese eden, hüküm çıkarabilen, analiz, sentez yapabilen insan zihni inşa etmektir. Her yaşta, her çağda, her kademede, here boyda…

    Neşide Dergisi: Yıl:6, sayı:6 Mayıs 2022

                 Kaynakça:

    1. Eğitim Üzerine – İmmanuel Kant, Çeviren: Ahmet Aydoğan, Say Yayınları, 8. Baskı, 2020 İstanbul
    2. İrade Terbiyesi – Jules Payot- Çeviren: Süleyman Doğru, Koridor Yayıncılık, 1. Baskı – 2020 İstanbul
    3. Gençlerle Başbaşa – Ali Fuad Başgil, Yağmur Yayınları 15. Baskı 1980 İstanbul
    4. Öğretmen Olmak Bir Cana Dokunmak – Doğan Cüceloğlu, İrfan Erdoğan,

           Final Yayıncılık 32. Baskı, 2021  – İstanbul

    • Ahlâk-ı Alâî – Kınalızâde Ali Çelebi, Sad:Murat Demirkol, Fecr Yayınları 2016  – Ankara
    • – Türkiye’de Eğitimin 20 Yılı- Meb Yayınları, 2021 Ankara
    •  – Dergipark – Eğitimde Estetiğin Gerekliliği ve Oluşumu Üzerine Bir İnceleme  Nurcan Özbal-   Prof. Dr. İsmail Aydoğan – Temmuz 2017, cilt: 7 Sayı: 2
    • – TDV İslam Ansiklopedisi
    • –  Kitlelerin Ayaklanması – Uzmanlaşma Merakı Denen Barbarlık- Jose Ortega Gasset – İş Bankası Kültür Yayınları  –  Orijinal İspanyolca Baskı 1927- Çeviri 1982
    1. – Ali Fuad Başgil – Demokrasi Yolunda, Yağmur Yayınları, 1. Baskı  İstanbul – 1961
    2. –  Dergipark – Bilme ve Anlamanın Anlamı Üzerine Bir Derkenar –  Dr. Öğr. Üyesi Yakup Yıldız, Prof. Dr. Emin Çelebi- Birey ve Toplum Dergisi 2019 Cilt:9, Sayı:18
    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.