Belediye (devlet) nikahının dinî nikaha alternatif olarak konulması, dinin toplumsal hayattan çıkarılması, zayıflatılması, görünür olmaktan uzaklaştırılması ile ilgili bir husustur. Yakın yıllara kadar dini nikahla evlilik, resmî (devlet) nikahına göre daha itimat edilir bir sözleşmeyi ifade ediyordu. Bundan dolayı evlenecek gençler, belediye nikahından sonra mutlaka dini nikahı da yaptırıyorlardı.
Nikah, her şeyden önce bir ibadettir. Çünkü sünnete uymanın tezahürüdür. Peygamberimiz evlenmiş, çoluk çocuk sahibi bir er kişi idi. Ruhbanlığı yasaklamıştı. “Nikah benim sünnetimdir” demiştir.
Allah, nikah (dinî) akdi ile kadınlara boşanma hakkı verdiği gibi mehir ile de kocadan zevcelik hakkı isteme hakkı/hürriyeti vermiştir. “…boşayacağınız eşe, develer yükü mal, zinet de vermiş olsanız onları geri almayınız.” (Nisa suresi 20) âyetindeki bu garanti, kadını kollayan bu tutum hiçbir hukukta, hiçbir resmi kanunda yoktur. Günümüzde geline asılan takıların kocaya mı yoksa geline mi ait olduğu tartışma ve davalarını düşünürsek bunun ne kadar önemli olduğu anlaşılır.
Ancak her şeyde olduğu gibi nikah konusunda da insanlar şer’i olana değil de işlerine geldiği şekilde duygularına tabi oldukları için nikah konusu da istismar edilmiştir. Fakat istismar ve cehalet hakikati ortadan kaldırmaz.
“Allah’ın emri, peygamberin kavli, İmam- ı Azam Ebu Hanife’nin içtihadı” zikredilerek istenen kızın nikahı da evliliği de elbette şeriatın garantisi altında olacaktır. Belediye nikahı, dini nikahı ötelemek isteyenler, gerçek nikah resmi nikâhtır diğeri hem geçersiz hem suçtur diyerek milyonlarca evli, karı kocayı nikahsız (zina) haline getirdi, çocukların başına da neseb sorunu çıkardı. Bunun sebebi dini nikahın devlet tarafından tanınmıyor oluşudur.
Birden fazla evliliklerde resmi nikahlı kadına soyadı alma hakkı tanındı; diğer hanım ve çocuklar gayri meşru hale getirildi. Anadolu irfanı buna da çare buldu. Gerçek annesi farklı resmiyette farklı analar ortaya çıktı.
Böylece miras ve diğer kanuni haklarda yeni sorunlar doğdu. Fetva kitapları bu sorunun nasıl çözüleceğine dair fetvalarla dolu.
Taaddüd-ü zevcat medeni kanun tarafından yasaklanınca birden fazla evlilik ortadan kalkmamıştır. Bazı bölgelerde resmi nikahlısından başka dinî nikahla evlenen kişiler olmuştur ve bu uygulama hâlâ devam etmektedir. Hatta çiftler, resmî nikah muamelesi yapmasalar bile biz birlikte yaşıyoruz diyerek evlilik hayatı yaşamaktadır. İsim vermeye gerek yok, sanatçı, şarkıcı taifesi içinde böyle nikahsız yaşayanların varlığı bilinmektedir. Yine adını vermek gerekmez; bir kadın oyuncu, resmî nikahtan önce dinî nikah kıydırdığı, biz zina yapmıyoruz bizim dini nikahımız var diyerek ilan ettiği için laikliğe aykırı hareket etmekten yargılanmıştır.
Bu ayrıntıları şunun için yazıyoruz.
Merhum İslam âlimi, İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü müdürü Ahmed Davudoğlu, 5-17 Eylül 1966 yılında Konya’da yapılan Müftüler Toplantısında, ‘Fetva ve İfta Usulü’ toplantıda mukayeseli olarak belediye nikahının zayıflığı ile ilgili açıklamasından dolayı laikliğe aykırı hareket ettiği için Konya Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanmıştır, 1 yıl hapis cezası almıştır, Kırşehir’de 4 ay zorunlu ikamete tabi tutulmuştur ve memurluktan ihraç edilmiştir. Bu başarı ! olayı, birkaç gün manşete taşıyarak ihbar ve yargılamayı aynı anda yapan Milliyet gazetesine aittir. (Bkz: A. Davudoğlu, Ölüm Daha Güzeldi, s.189-221, Kit-san Neşr. 1979)
Köprünün altından çok sular aktı. 2017 yılında İç İşleri Bakanlığı, İl ve İlçe Müftülerine evlendirme yetkisi verdi. Müftülerimiz dini nikah ile resmi nikahı birleştirerek toplumsal barışı sağlamış oldular. Laikliğe de bir halel gelmedi. E-devlet uygulaması entegresi ile evlilik işleri aynı anda İçişleri Bakanlığına, Nüfus İşlerine geçtiğine göre bu işlemin tabii ki yadırganacak bir tarafı yok. Böylece belediyede ayrı resmi nikah merasimi, düğün gecesi (genel olarak zifaf gecesi) ayrı dini nikah merasimi ortadan kalkmış oldu. Aileler ve gençler kendilerine daha çok zaman ayırabiliyorlar. Büyük şehirlerde bu işlerin ne kadar yorucu olduğu biliniyor. Müftülere nikah akdi yetkisi veren yönetmelik ile belediyelerin iş yükü de azalmış oldu. Ama bu kolaylıkları görmek istemeyenler ikisi de devlet memuru olmasına rağmen, müftülerin nikah kıymasını irticai faaliyet olarak nitelerken belediyenin nikahını çağdaşlık olarak takdim etti, ediyorlar.
Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmaması şeriatı getirmedi memlekete. 1966’da (Merhum) Ahmed Davudoğlu’nun açıklaması da şeriat istemek değildi. Merhum Davudoğlu, o dönemde halkın hassasiyetini dile getirmişti, il müftülerinin belediye nikahı ile ilgili sorularına kanunla çatışmadan nasıl cevap verebiliriz, sorusuna dini bakış açısıyla cevap vermek istiyordu. İki nikah arasında mukayeseler yapmıştı. Resmi nikahlarda olmayan mehir, talaka ait hususları ve belediye nikahının zorluklarını dile getirmiş, kadınların, kızların hicap duygusu ile alenen nikah masasına oturmaktan imtina ettiklerini, dinin onlara verdiği haklar tam mânâsıyla yerine getirildiği müddetçe vekalet usulü şahitlik şartıyla dini nikahın resmi nikah kadar bağlayıcı olduğunu söylemişti. “Resmi nikahtan sonra yürürlükteki kanunlarla çatışmadan mutlaka dini nikahı da yerine getirmek gerekir” demişti.
Fakat kimse görmek istemeyen kadar kör değildir; anlamak istemeyenler kadar ahmak değildir. Anlamak istemeyenler zalimlikten korkmadılar ve bir İslam âlimine zulmettiler. 163. Madde ile yargıladılar hocayı.
Şimdi de madalyonun öbür yüzüne bakmak istiyoruz.
2017’den beri yürürlükte olan müftülere nikah kıyma yetkisinden halkımız ne kadar haberdar ve bu yolu tercih edenlerin oranı nedir?
İl ve ilçe müftülerimiz bu yetkilerini kullanmakta istekli ve gönüllü mü? Görevlerini vaazlarda, hutbelerde, sohbetlerde, müftülüklerin internet sitelerinde ne kadar duyuruyorlar, takip ediyorlar, sahip çıkıyorlar? Yoksa bunu iş yükü olarak mı görüyorlar? Kendi adıma 2017’den beri bütün Cuma vaaz ve hutbelerinde (Ankara’da) bu hususa dair bir açıklamayı bir kez duydum. O da kanunun ilk çıktığı günlerde idi. Sonra bir daha gündeme gelmedi.
Konuyu 2025’i Aile Yılı olarak ilan eden Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine getirmek istiyorum. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı; evlenmenin, çoğalmanın, dinamik, kaynaşmış bir Türk ailesinin neşv ü nema bulmasını istiyorsa onun en önemli paydaşı Diyanet İşleri olacaktır, olmalıdır.
Bu hususta kullanılacak dil ve üslup; konunun iyi veya istenmeyen sonuç doğurması ile bire bir ilişkilidir. ”Din yorgunu” milletimizi, gençlerimizi bir de bu konuda tekrar edile edile aşınmış, değerini kaybetmiş söylemlerle meşgul etmemeliyiz. Diyanet ve teşkilattaki bütün görevliler bu hususa el birliği ile sahip çıkarken, teşvik edici, özendirici, sevdirici, kolaylaştırıcı bir dil ve üslup bulmalı, bu zamana kadar niye böyle anlatılmadı dedirtmelidir. Tebliğin, irşadın tek vasıtası ayetler, hadisler değildir; edebiyattan (türkülerden, manilerden, fıkralardan, şiir, hikaye ve romanlardan, filmlerden) yararlanmasını bilmelidir Diyanet.
Konumuza tekrar dönerek diyoruz ki nikah kıyma yetkisi olan il ve ilçe müftüleri (onların görevlendireceği kişiler) nikah için gelecek çiftlere nükteli, durumun nezaketine uygun, kültürümüzden beslenen kısa açıklamalarla (dakikalarca, bıktırıcı, hep aynı sözlerin tekrarı değil) bu nikahları kıymalı, gençleri değeri az da olsa hediyelerle tebrik etmelidir. Ve bu husus ciddiyetle takip edilmelidir. İl ve ilçe müftüleri kadar kim bilir, kim anlatabilir nikahın bir ibadet olduğunu? Bir ibadet şuuru ve neşvesi içinde olmadan; haftada bir gün ve belli saat aralıklarında nikah randevusu ilan etmekle olmaz bu işler. Evet, hepsini ilzam edemem ama bildiğim ilçe ve il müftülükleri nikah kıyma yetkisini haftanın belli gün ve sınırlı saatler arasında sıkıştırmış durumdadır. Oysa müftülüklerin belediyelerden ayrıldığı en önemli avantaj bu konuda sağlanmalıdır.
Diyanet İşleri Başkanlığı bu konuya gereken önemi verir ve uhdesine tevdi edilen görevi layıkıyla yaparsa; evlenenler çoğalacak, nüfusumuz artacak ve aile kurumu daha sağlam temeller üzerinde yükselecektir.
Kâmil Yeşil
MÜFTİ EFENDİLER HALA ESKİ KAFADA. İslama uydurmadılar. YAZIK