Herkes eğitimin bir tarafından tutmuş çekiştirip duruyor. Çokluk formal eğitimin modern okulda aldığı kisvenin icad olunduğu dönemlerdeki kadar önemli, güçlü ve etkili olduğu zannediliyor. Okul, Batıda geleneksel mirasa isyanın ideolojik bir aygıtı olarak kilise kadar güçlü bir şekilde girmişti toplumların hayatına. Kendisine yüklenen misyonu tamamladıktan sonra özellikle ekonominin ve piyasanın içine giderek daha yüksek bir seviyede gömülerek kaybolup gitti sahneden. Dewey-gillerin modern eğitime ve okula verdiği toplumsal evrimci hayat öpücüğü sayesinde varmış gibi yapmaya devam da etti uzunca bir süre. Gelin görün ki teknoloji marifetiyle ölümcül darbe çoktan indirildi okulun bağrına. Akademik bir dakiklikle olmasa da genel bir bakışla bu ölümcül darbenin vuruluşunun mühim aşamalarının televizyonun yaygınlaşması, 1980’lerde ABD’de hazırlanan Nation at Risk raporu ve İnternetin yaygınlaşması olduğu söylenebilir.
Artık eğitim ve okul eskisi gibi güçlü ve etkili değildir. Çocuklar ve gençler okulda eğitilmemektedir. Bu, eğitimin hayat sathına yayılmış olmasının değil aksine ayartıcı “güncel” yaşamın, hayatın bütün alanlarına sirayet edip işgal etmesindendir. Olan olmuştur, geri dönülmesi neredeyse imkânsız bir ahvaldir söz konusu olan. Okul eskisi gibi olamaz, eğitim yeniden “eğitim” haline gelemez. Bunun, kötümser bir “rızayı parlatma” bahanesi olarak görülmemesi gerekir. Bu, bir tespit olmanın ötesinde en sağlıklı başlangıç noktasıdır aynı zamanda. Fark edilmeyen sorun sorun olmadığı gibi doğru teşhis edilmeyen ve tanımlanmayan sorun da çözümsüz kalmaya mahkumdur.
Okul ve eğitim sistemi modern ulus devletlerin ciddi ideolojik aygıtlarından biriydi ve fakat artık böyle değildir. Ne ulus devlet kalmıştır ortada ne de ideoloji. Hakim olan en güçlü şey ancak “güncel yaşam” şeklinde adlandırabileceğimiz bir telaşlı koşuşturmacadır. Güncel yaşam, teknoloji marifetiyle, internet ve sosyal medya araçlarıyla, ekonomik düzence inşa edilip sürdürülmektedir. Herkes bu telaşın içinde “yaşamak” zannetiği şeyi en uç sınırlarına kadar vardırma gayesindedir. Eğitim sistemleri ve okul ancak bu telaşlı koşturmacayı anlamlı kılarak bize sunmanın kaynağı olmaktan başkaca bir şey yapamamaktadır.
Bu pencereden bakınca, okula ve eğitime kendi ideolojileri, dünya görüşleri, inançları, geleneksel değerlerine uygun bir renk vererek gayelerine ulaşabileceklerini zannetmeye devam eden her kesimden iyimserleri daha ziyade bir aldanışın temsilcisi olarak görebiliriz. Bu renk verme esasen boş bir çabadan ibarettir. Güncel yaşam, bir sel gibi her şeyi sürükleyip tarumar etmekte bütün renkleri gri bir pisliğe bulamaktadır oysa.
Güncel yaşam, görünür olmayı, sürekli bağlantıda olmayı, hep kazanmayı, hep daha fazlasını, başkalarından daha konforlu olmayı, sahip olduklarıyla başkalarını aşağılamayı, hep en güzel, en zengin, en güçlü olmayı, başkalarını ezme pahasına hayatta kalmayı, her türden değerle bağını koparmış ben-merkezci bireycilikle davranmayı dayatıyor, öğretiyor. Şu saydıklarımızın hepsi eğitim sistemlerinin “bâtın”daki müfredatıdır aslında “zâhir”deki müfredatın esamesi bile okunmaz burada.