Son yıllarda iç çekişmelerin, çatışmaların; savaşların, işgallerin, soykırımların eksik olmadığı açlık ölümlerinin can yakıcı ve onur kırıcı bir şekilde yaşandığı İslam ülkelerinin başı bela ve musibetlerden bir türlü kurtulmuyor.
Nerede bir İslam ülkesi varsa, üzerinde kara dumanlar yükseliyor. Nerede bir İslam ülkesi varsa orada Müslümanlar, tank paletleri arasında can veriyor, üzerlerine atılan toplarla, fırlatılan füze şarapnelleri ile parçalanıyor. Soykırıma, etnik temizliğe ve yerlerinden edilmelere karşı çaresiz kalıyor. Milyonlarca Müslüman açlık yokluk ve sefaletin pençesinde kıvranıyor!
Filistinli kardeşlerimiz Siyonist İsrail’in mezalim ve soykırımına, Doğu Türkistanlı soydaşlarımız Çin zulmüne maruz kalıyor. Suriye, Arakan Çeçenistan, Keşmir, Bangladeş, Mali, Etiyopya, Sudan, Somali, Libya, Yemen, Afganistan, Pakistan ve dünyanın her yerinde Müslümanlar imamesi kopmuş tespih taneleri gibi darmadağın, çaresiz ve perişan bir halde yaşam mücadelesi veriyor!
Müslümanların bu zillet ve acziyete maruz kalmaları; Müslüman oluşlarından mı? Yoksa Müslüman gibi inanıp gayri müslim gibi hayat sürmelerinden mi? Bu konuda kafa yorup, ne bir nefis muhasebesi yapıyoruz. Ne de içinde bulunduğumuz zillet çukurundan çıkma yönünde bir gayretin içine giriyoruz.
Şimdi aşağıdaki ayet ve hadis mealleri üzerinde biraz düşündükten sonra hem birey, hem de toplum olarak, nefislerimizi hesaba çekelim Peygamberimiz: (s.a.v) “Size iki şey bıraktım ki, onlara sarıldığınız sürece sapıtmazsınız: Bu iki şey, Allah’ın Kitabı ve Peygamberinin sünneti” “Cihadı terk ettiğiniz vakit, Allah sizin üzerinize zilleti musallat eder de dininize dönene kadar onu üzerinizden sıyırıp almaz!” Hepiniz Allah’ın ipi olan Kur’an’a sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın” (Ali İmran 103) “Allah’a ve Resul’üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz; gücünüz, kuvvetiniz, devletiniz elden gider.” (Enfal,46) Ey iman edenler! Allah ve Rasülne karşı hainlik etmeyin, size bırakılan emanetlere de bile bile ihanet etmeyin.” (Enfaal 27) “Allah size emanetleri ehline vermenizi, insanlar arasında hüküm verdiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor.”(Nisa 58 )” “Sizden, hayra davet eden, marûfu emredip münkerden nehyeden bir cemâat bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Ali imran,104) “İyilik yapmak, fenalıktan sakınmak husussunda birbirinizle yardımlaşın günah işlemek ve haddi aşmak konusunda yardımlaşmayın. Allah’tan korkun. Şüphesiz ki, Allah cezası çok çetin olandır.” (Maide, 2:) Buyurmaktır.
Şimdi nefsimizi hesaba çekelim. Diniz emrettiği halde; adaletli miyiz? Liyakate uyuyor muyuz? Emanete riayet ediyor muyuz? İslam kardeşliği hukukunu gözetiyor muyuz? İşler konusunda istişare yapıyor muyuz? Kitaba ve sünnete bağlı mıyız? Cihat yapıyor muyuz? Emri Bil maruf Nehyi Anil Münker görevini ifa ediyor muyuz? Haram helal, hak batıl konusunda hassas davranıyor muyuz? Hoşgörülü müyüz? Yalandan iftiradan, haksız işlerden kaçınıyor muyuz? Hayatımızı kitap ve sünnete göre programlıyor muyuz? İzzet ve şerefi Allah katın da mı yoksa Batı’nın kuyruğuna takılma da mı arıyoruz. Müslüman görünüp İslam dışı mı takılıyoruz? Yaşantımız yönünden, var mı gayri Müslimlerden farkımız?
Evet, hayatımızı İslam inancının ilkelerine göre şekillendirmediğimiz için izzetimizi kaybediyoruz. Kur’an’a ve sünnete bağlılığımız zayıfladıkça; Müslümanlığımızda ve insanlığımızdan uzaklaşıyoruz. Yerine getirmekle mükellef olduğumuz; iyiliklerin yaygınlaştırılması, kötülüklerin engellenmesi konusundaki sorumluluklarımızı yerine getirmiyoruz. Haram, helal konusundaki hassasiyet göstermiyoruz. Kitap ve sünnettin “MÜ’münler ancak kardeştir”(Hucurat,10) Mü’min mü’minin kardeşidir. Ona zulmetmez. Onu Düşmanına teslim etmez.” Buyruklarına sırt döndüğümüz için birbirimize bağlılığımızı, gücümüzü, kudretimizi devletimizi izzetimizi kaybediyoruz. Dost, düşman, haklı haksız, zalim mazlum ayırımında; İslam’ın öngördüğü hassasiyeti göstermiyoruz. Olup bitenleri doğruluk ve yanlışlık üzerinden değil; karşıtlık ve yandaşlık üzerinden değerlendiriyoruz. Durum böyle olunca; Hakkı batılı, zalimi mazlumu birbirine karıştırıyoruz. Sonunda; “İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanırsınız” Düsturu tecelli ediyor; işin ucu kötülüğü emretme, iyiliği engelleme, haramı helal, helalı haram gösterme; adaleti, liyakati, hakkaniyeti rafa kaldırma noktasına kadar dayanıyor.
Böyle bir duruma gelişimiz Allah’ın hakkımızda böyle takdir etmesinden değil, aslımızdan uzaklaşmamızdan; inanç ve medeniyet değerlerimizi terk etmemizden kaynaklanıyor. Çünkü; Allah “Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. (Raad,11)Buyuruyor.
“Tabiinin meşhur alimlerinden ve velilerinden İbrahim Ethem Hazretleri ile Basra halkı arasında geçen şu diyalog günümüz Müslümanlarının hali pürmelalini açık bir şekilde ortaya koyuyor. Basra halkı İbrahim Ethem’e: “Ey İbrahim! Bela ve musibetlerden bir türlü kurtulamıyoruz bu konuda dua ediyoruz ancak dualarımız da kabul olmuyor. Acaba dualarımızın neden kabul olmuyor? Diye sorarlar.
İbrahim Ethem: “İzin verirseniz bir müddet içinizde kalayım, durumunuzu tetkik ettikten sonra sorunuzun cevaplandırayım. Diyor ve gereken araştırmayı yaptıktan sonra; onlara şöyle cevap veriyor. “Ey Basra halkı, halinizi inceledim. Kalbinizin günahlarla ölmüş olduğunu anladım. Ölmüş kalplerin duası kabul olmaz.” Dedikten sonra duaların kabul olmayışın sebeplerini şöyle sıralıyor:
1- Allah’a inandığınızı söylüyorsunuz, ama Allah’ın emirlerini yerine getirmiyorsunuz.
2- Kur’an-ı Kerim-i okuyorsunuz, ama içindekilerle amel etmiyorsunuz.
3- Hz. Peygamberi sevdiğinizi söylüyorsunuz, ama sünnetini ihya etmiyorsunuz.
4- Şeytanın düşmanınız olduğunu iddia ediyorsunuz ama onunla dostluktan geri kalmıyorsunuz.
5- Cennete girmeyi arzu ediyorsunuz ama ona girecek amelleri işlemiyorsunuz.
6- Cehennemden korktuğunuzu iddia ediyorsunuz, ona götürecek fiillerden kaçınmıyorsunuz.
7- Ölüm haktır diyorsunuz, lakin hak olan ölüm için hazırlık yapmıyorsunuz.
8- Din kardeşinizin ayıbı ile uğraşıyor, kendi ayıbınızı görmüyorsunuz.
9- Allah’ın lütfettiği nimetleri bolca tüketiyor, ama şükretmiyorsunuz.
10- Ölülerinizi gömüyorsunuz, bir gün sizin de gömüleceğinizi düşünmüyorsunuz.
İbrahim Ethem bunları saydıktan sonra sözlerini şöyle tamamlıyor. Ey Basra halkı! Kalbinizi öldüren hastalıkları terk etmedikçe dualarınızın kabul olacağını ummayınız. Kalbinizin dirilmesini istiyorsanız kendinizi değiştirin günahlardan kaçınmaya gayret edin. O zaman göreceksiniz ki dualarınız kabul olacak, başınızdaki bela ve musibetler sizden uzaklaşıp gidecek.”
Peygamber ( s.a.v) efendimiz de Müslümanları içinde bulundukları hazin duruma düşüş sebeplerini; Ebu Umame el-Bâhilî'(r.a) dan rivayet edilen şu hadisi şerif te şöyle sıralıyor. Hz. Peygamber (s.a.v) Bir gün Ashabına: “Kadınlarınız baştan çıktığı, gençleriniz azgınlaştığı ve sizin de cihadı terk ettiğiniz zaman acaba durumunuz ne olacak? Ashap: “Böyle bir şey olacak mı? Ya Resulallah! Peygamberimiz: “Evet! Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim, bundan daha şiddetlisi de olacaktır”! Ashap: “Bundan daha şiddetlisi ne olabilir? Peygamberimiz: “Siz iyiliği emretmediğiniz ve kötülükten menetmediğiniz zaman durumunuz ne olacak?
Ashap: “Buda mı olacak? Ya Resulallah!” Peygamberimiz:”Evet! Allah’a yemin ederim, bundan daha şiddetli ve dehşetlisi de olacaktır. Ashap: Bundan daha şiddetlisi olabilir? Peygamberimiz:”İyiyi kötü ve kötüyü iyi gördüğünüz zaman durumunuz ne olacak? Ashap: “Bu da mı olacak?” Peygamberimiz:”Evet! Beni yoktan var eden Allah’a yemin ederim, bundan daha dehşetlisi olacaktır? Ashap: Bundan daha dehşetlisi nedir? Peygamberimiz:” Kötüyü emrettiğiniz ve iyiyi yasakladığınız zaman durumunuz ne olacak? Ashap: ”Bu olacak mı?” Peygamberimiz:” Allah’a yemin ederim ki bundan daha şiddetlisi olacaktır. Zira Allah Teâlâ buyurmaktadır ki: ‘Ben kendi zatıma yemin ettim. Onlar için öyle bir fitne koparacağım ki, hâlim bir kimse dahi o fitnede sersemleşip şaşkına dönecektir! Allah’a Yemin olsun ki! Ya iyiliği emreder kötülükten sakındırırsınız veya Allah Teâlâ, sizin kötülerinizi size musallat eder. Böyle olduktan sonra sizin hayırlılarınız dua ederler, fakat duaları kabul edilmez.” uyarısında bulunmaktadır.
Gerek kitapta gerekse sünnette başımıza gelen felaketlerin sebebi olarak; cihadın ve emri-bi’l ma’rûf nehy-i’ ani’l münker’in terk edilmesi, iyiliklerin kötülük, kötülüklerin iyilik olarak görülmesi, kötülüklerin emredilip, iyiliklerin engellenmesi olarak ifade edilmektedir. Bilindiği üzere (maruf) iyilik, (münker) kötülük demektir? İyilik yapıldığı zaman gönlümüzü, ruhumuzu ferahlatan dinimizin emrettiği ve doğru kabul ettiği şeylerdir. Münker (kötülük) ise, işlendiği zaman ruhumuzu, vicdanımızı rahatsız eden ve dinimizin çirkin gördüğü ve yasakladığı işlerdir. Peygamberimize iyilik ve kötülüğün ne olduğu sorulduğunda; (s.a.v), üç parmağını birleştirip Vâbisa isimli sahabenin göğsüne dokunarak şöyle cevap verdi: “İyilik, gönlünü huzura kavuşturan ve içine sinen şeydir. Kötülük ise insanlar sana fetva verseler bile, gönlünü huzursuz eden ve içinde kuşku bırakan şeydir. “Buyurdu.
Müslümanlar olarak Allah’a ve Resulüne inanıyorsak, hayatımızı kitaba ve sünnete göre planlamak zorundayız. Ümmetin derdi bizim derdimizdir. İman ettik demekle işimiz bitmiyor.
Bir taraftan Müslüman olduğumuzu iddia edip, diğer taraftan; yalanı, iftirayı, haksızlığı hukuksuzluğu, müsrifliği, kul hakkına tecavüzü kendimize mubah sayıyorsak, Müslümanlar bombalanırken, açlıktan ölüme mahkûm edilirken, ümmetin dertleri ile yüzleşemiyorsak, insanlar açlıktan kırılırken, bombalarla parçalanırken, insanlık onuru çiğnenirken, sorunların çözümünü; sorunları başımıza bela edenlerde ararsak; belamızı kendi ellerimizle hazırlamış oluruz.
Hz. Peygamber (s.a.v.) de “Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin; buna gücü yetmezse diliyle onun kötülüğünü söylesin; buna da gücü yetmezse kalbiyle ona buğuz etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir” buyurarak bu sorumluluğun yerine getirilmesine ümmetin omuzlarına bir sorumluluk olarak yüklemektedir. Kötülüklere göz yummak kötülüklerin oluşmasına zemin hazırlamaktır. Haksızlıklar karşısında susmak, Peygamber lisanıyla dilsiz şeytan olmayı kabullenmektir. Şunu iyi bilelim ki “Başımıza gelen her felaket yapıp ettiklerimiz yüzündendir.
Mustafa KIR
Allah tan aldığı Ruhunu unutup, topraktan aldığı bedenini doyurma çabası içinde olan, ahlaksız ve vicdansız davranan her varlık kendi çıkarları için Allah, dini …… kullanır.
Elinize kaleminize sağlık.