eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
30°C
Ankara
30°C
Açık
Salı Açık
31°C
Çarşamba Açık
31°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
30°C
Cuma Açık
31°C

Mankafa Poldi, yönetsel kriz ve aşınan eğitim

Mankafa Poldi, yönetsel kriz ve aşınan eğitim

Mankafa Poldi arkadaşıyla birlikte bindiği sandalın su aldığını fark edince yanındaki arkadaşına ciddiyetle şunu teklif etmiş: “Suyu boşaltmak için sandalın altına bir delik açalım!” Krizleri yönetme şeklimiz ile Mankafa Poldi’yi aratmadığımız şu günlerde maalesef çoğumuz onun gibi ısrarla ve ciddiyetle su alan sandalın altına bir delik hatta daha çok delik açarak kurtulacağımızı ileri sürüyor. Daha da vahimi ileri sürmekle kalmıyor eline delici bir şey geçiren kim varsa sandalın altını oymaya çoktan başlamış bile.

Hayatımızın pek çok alanında durum bu olmakla birlikte spesifik olarak eğitim-öğretim alanı üzerinden mevzuyu somutlaştırmak istiyorum. Salgının başlangıcından bu yana eğitim alanında yapıp ettiklerimize dair eleştiri ve değerlendirmelerde bulunuyoruz. Ancak MEB bırakın bu eleştiri ve değerlendirmelerden istifade etmeyi kurumsal olarak kendisine ve daha önemlisi topluma çıkardığı maliyete bakmaksızın kendi ezberini sürdürmeyi en temel politika olarak benimsemiş olarak yol almaya devam ediyor. Hele hele buna bir de diğer kurum ve kurullar ile yaşanan uyumsuzluk eklendiğinde iş iyice içinden çıkılmaz bir hal alarak sürüyor. Salgının neden olduğu sağlık riskine ve tedirginliğe paralel seyreden ve şüphesiz sağlık riskini ve tedirginliği arttıran bu yönetsel kriz maalesef derinleşerek devam ediyor.

Mevzuyu çok teferruatlandırmak istemiyorum. Ancak bir kaç başlıkta yaşadığımız bu krize, bu anlamsız ısrara, bu gel-gitli yol alışa bir kez daha değinme mecburiyetindeyim. Birincisi ve çok önemli olan husus mevcut yönetsel tarzımızla ilgili. İnsiyatif almayı imkânsız kılan, ilgili kurumları ve yetkililerini basit icracılara dönüştüren bir yönetsel tarzın oluşturduğu ciddi bir kurumsal zafiyetle karşı karşıyayız. Bu durumun eğitim-öğretim alanıyla sınırlı olmayan etkileri kamuoyunca tartışılıyor ve tartışılmaya önümüzdeki dönemde de devam edilecektir. Bir anlamda kurumsal felç hali yaşatan bu yönetsel tarz, iddia edildiği üzere bırakın hızlı ve etkili karar almayı bir karar almayı bile neredeyse imkânsız kılmış durumda.

İkincisi, MEB’in meseleyi anlama, kavrama ve çözüm üretme tarzı ve zihniyeti ile ilgili husus. Salgının başlangıcından bu yana MEB, salgın öncesi eğitim-öğretim pratiğini sanal platforma aynı şekilde taşımaya odaklanan bir akıl tutulması ile yol almaya çalıştı, bugün hala bu ısrarında devam ediyor. Yüz yüze, okul içinde verilen eğitimin neredeyse hiçbir

fire vermeden “uzaktan eğitim” platformunda vermeyi ontolojik bir mücadeleye dönüştüren MEB, mevzunun bilgi aktarımıyla sınırlı olduğu gibi pedagojik olmayan bir ön kabul üzerine oturttu ve hala aynı kabul üzerinden devam etmeye çalışıyor. Ortamı, koşulları, imkânları dikkate almayan bu kabulün bırakın pedagojik niteliğini gerçekçiliği, işlevselliği izaha muhtaç. Nitekim böyle olduğu için de milyonlarca öğrenci gerekli teknik donanım ve beceriye sahip olup olmadığına bakılmaksızın bir uzaktan eğitim cenderesine sokuldu, yüzbinlerce öğretmen ve okul idarecisi yapılan işi anlamsızlaştıran, değersizleştiren bir pratiğe mecbur edildi. Büyük resmi görmemenin, içinden geçilen zamanın hususiyetlerini dikkate almamanın getirdiği bir şaşkınlık içerisinde MEB savrulurken eğitim-öğretim bileşenlerini ve toplumu da yakasından, paçasından çekiştirerek peşinden sürüklüyor.

Üçüncüsü bu şaşkınlık halinin bir uzantısı olarak yaşadığımız kafa karışıklığı. Kamu yönetiminin tam bir fecaate dönüştüğü bu süreçte kesin tarihler açıklanıyor, açıklanan tarihlerin hemen öncesinde bambaşka bir karar alınıyor. MEB hala hangi belirsiz zeminde karar açıkladığının maalesef farkında değil. Ve açıkladığı her bir kararın merkezden taşranın en ücra yerlerine uzanan bir iş ve işlem zinciri başlattığının ayırdına varamıyor. Açıklanan ve iptal edilen her bir karar milyonlarca öğrenci ve aileleri, öğretmenler ve okul yöneticileri, milli eğitimin taşra teşkilatlarının her bir birimi için yeni bir planlama, yeni bir organizasyon, yeni bir uygulama vs. demek.

Dördüncüsü ise son zamanlarda yaşamaya başladığımız devletin değişik kanallarından gelen karar ve açıklamaların birbiriyle çelişik vaziyeti. Önceki açıklamayla sonraki açıklama arasında çelişki yaşanıyor, kurumların, kurulların açıklamaları birbiriyle uyuşmuyor. Dolayısıyla her kafadan bir sesin çıktığı kaotik bir süreç yaşanıyor. Sadeleştirmek, basitleştirmek, mümkün olduğunca belirsizliği dikkate alan keskin olmayan bir dil kullanmak gerekirken maalesef üst üste binen yanlışların bizi sürüklediği bir anaforda savruluyoruz. Örneğin normalleşme adımları kapsamında alınan Haziran ayı için yüz yüze eğitime geçiş kararı. 1 Haziran itibariyle ilkokulların, sonraki hafta itibariyle ortaokul ve liselerin haftada iki gün yüz yüze eğitime geçmesi kararı eğitim-öğretim pratiğimiz ve mevcut gerçekliğimiz dikkate alınırsa izaha muhtaç bir durumun göstergesi olduğu anlaşılacaktır. Daha önce aldığımız bir kararla öğrencilerimizin birinci dönem notlarının ikinci dönem için de geçerli olmasına imkân verecek bir düzenleme yapılmıştı. Bu karar öğrencilerin yüz yüze veya uzaktan derse katılım durumlarını doğrudan etkiledi. İkincisi zorunlu olarak yürütmek durumunda

kaldığımız uzaktan eğitim sürecine bu karar öncesinde de katılım oranının nasıl düşük olduğunu biliniyoruz. Üçüncüsü bunların ötesinde eğitsel hafızamızda Haziran ayının neye karşılık geldiğini biliyoruz. Diğer taraftan bu durumun neden olacağı teknik detaylar da var ancak yazıyı uzatmamak adına girmek istemiyorum. Pedagojik bir gerekçeden yoksun bu kararların anlamı olmadığı gibi gereği de yok. “Mış gibi yaparak” iş ve işlem tesis etmek zaten koma halinde olan eğitim-öğretimi iyice umutsuz bir vakaya dönüştürmektir.

Diğer çok önemli bir husus ise yapılan resmi açıklamaların dili. Açık etmekten, anlaşılır kılmaktan ziyade üniversite mezunu insanların anlamını çözmek için üzerinde ayrıca çalıştığı kapalı, anlaşılmaz dil. Bu dilin kendi başına varlığı ve niteliği hem eğitim-öğretim alanımızın hem de onu da içine alan genel kamusal hayatımızın ne tür bir zihinsel karmaşanın girdabında yol aldığını göstermeye yetiyor.

Bu hususlar sadece yönetsel bir krizi ima etmiyor aynı zamanda zaten dökülen ve salgının iyice döktüğü eğitim-öğretim pratiğimizi büsbütün anlamsızlaştırarak herkes için sevimsiz bir angaryaya dönüştürüyor. Eskiden eğitim-öğretim sisteminin mevcut halini eleştirirken anlamlı bir şeylerin olabileceği, olması gerektiği üzerinden yol almaya çalışıyorduk. Şu son dönemde yaşadıklarımız, yaşamak zorunda bırakıldıklarımız alanı büsbütün anlamsız bir şeye dönüştürdüğü için insanlar sisteme ilişkin eleştiri, değerlendirme yapma ihtiyacı bile duymuyorlar. En büyük maliyet bu. MEB kurumsal itibarını aşındırmakla kalmadı içine sürüklediği ilişki ağıyla eğitim camiasını da itibarsızlaştırdı, öğrenci ve velilerini de muhatap kıldığı çelişkili açıklama ve uygulamalarla alanın makuliyetine ve meşruiyetine de halel getirdi maalesef. Salgının başından bu yana basitleştirin, sadeleştirin, şartları, koşulları dikkate alın diyoruz. Lakin ne edip edip işi içinden çıkılmaz hale getirmeyi, bindiğimiz sandalın altını delmeye çalışan Mankafa Poldi gibi yol almaya devam ediyoruz. Yazık, gerçekten yazık!

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.