eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Bekir Sıddık SOYSAL

Erzurum’da doğdu. Atatürk Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı Okudu. TRT’de; şûbe müdürlüğü, radyo müdürlüğü ve koordinasyon müdürlüğü görevlerinde bulundu. Çok sayıda eğitim ve kültür temalı (metin yoğunluklu) radyo programları hazırladı. TRT’deki 32 senelik memuriyet hizmetini, 1997’de noktaladı. 27 seneyi mukaddem emeklilik döneminde daha kesif bir şekilde sanatla uğraştı. Çeşitli kültür projelerinde yer aldı. Özgün, orijinal sanat unsurlarını muhtevi ödüller, beratlar, grafik tasarımları, anıtsal tasarımlar gibi eserlere imza attı. Merhum Timuçin Tanarslan’dan ebru öğrendi. Çeşitli dergi, yıllık, armağan kitap ve hatıra kitaplarında yazıları yayınlandı. İstanbul İl Kültür Turizm Müdürlüğünce yayınlanan yıllıklarda geleneksel plastiğimiz ve temaşamız üzerine yazılar yazdı, değerlendirmelerde bulundu. Kültür ve Turizm Bakanlığınca turizm rehberleri için düzenlenen eğitim programlarında, geleneksel sanatlar konulu seminerler verdi. Edirne Valiliğince düzenlenen ve çeşitli Balkan Ülkelerinden gençlerin katılımıyla gerçekleşen “Akademi Edirne” toplantılarında geleneksel sanatlarımız ve estetik konulu seminerler verdi. Eskişehir Türk Dünyası Başkenti Ajansına sunduğu projesi ile “Türkçenin Anıtı” diye de tavsif edilen, Dede Korkut Anıt Duvarını yaptı. Dede Korkut Kitabı’nın tamamının, mimari formda tecessümü olan bu eserin proje müellifi, tasarımcısı ve sanat ve uygulama yönetmeni oldu. Dede Korkut Anıt Duvarı; mermere hak edilmiş metin alanları ve destan tasvirlerinin minyatür planında canlandırıldığı, çini uyarlama resim alanlarından meydana gelmektedir. Mimari formda tecessüm etmiş kitap olarak dünyada bir ilktir.

    İsmail Usta’nın Ardından

    İsmail Usta


    “ Hani koşup gelseler o karanlık diyardan,
    Ve hemen toplansalar yarenlik köşesinden;
    Anılar getirseler o eski zamanlardan,
    Hepsi kendi neşesi, hepsi kendi sesinde.
    Eski kuşaktakiler, yeni kuşaktakiler
    Gelseler yine öyle gözlerimin önüne;
    Gelseler birer-birer sonsuz uzaktakiler.
    İsmail Usta’yı Erzurum’un eski otellerinden, Gündoğdu Palas’ın kahvehanesinde tanıdım.
    Burası bir kısmı ile eski kıraathanelerin misyonunu, diğer bir kısmı ile de günümüz oyun salonlarının o yeknesak sefaletini andıran garip bir yerdi. Ben, çok sevdiğim, kağıt oyunlarına fazlaca düşkün bir arkadaşımı görmek için oraya giderdim.
    Oyun masasında arkadaşımın yanına oturur, anlamadığım kağıt oyunlarını seyrederek o’nun oyuna doyup çıkmasını beklerdim. Sonra kütüphaneye. Sinema yahut da babasına ait marangoz atölyesine giderdik. (Arkadaşımın babası, sanatkâr, musikişinas ve ehlidil bir insandı. Allah rahmet eylesin.) Bu yerlerin kazandıracağı mutluluk ve tatmin için, kahvehanenin o dumanlı, kirli ve gürültülü atmosferine, sigara içmeyen bir insan olarak katlanırdım.
    Oyun bazen öylesine uzardı ki, cebimdeki kitaba, yahut hayallerime sığınır, çevreye kapanırdım. Gençlik işte… arkadaşlıkları mübalâğalı ve gariptir. Evet bu atmosfer içinde bir zaman sonra; çay ocağına yakın masalarda oturan, yaşlı, orta yaşlı, halktan, bazı insanlar gözüme çarpar oldu. Ancak bu insanlar, mahallede, sokakta çarşıda tanıdığım insanlardan farklı bir hava yayıyordu etrafa. Zaman içinde ben de, artık arkadaşımı oyun masasında değil, o gurubun çevresinde bekler oldum. Arkadaşım oyuna doyardı, ama ben bu çevrenin havasına doyamazdım. Bu sefer o beni bekler, bu tipler arasında beğenmediklerini bahâne ederek huysuzlanırdı.
    İşte beni bu farklı çevre içinde en çok etkileyen, hatta çarpan, görünüşü ile tamamen zıt bir şahsiyet ve ruh yapısı olan, günlerce ağzım bir karış açık, şaşkınlık ve hayranlıkla dinlediğim İsmail Usta olmuştu. Elimdeki, cebimdeki kitapları ilgi ile inceleyip beni her zaman şaşırtan ciddi kanaatler serdederdi.
    Usta, bu kahvehane grubunun mihveri idi… Çevresindeki insanların ise hemen hepsinin farklı espri ve havası vardır. Ortak tarafları; malûmattar oluşları, kendilerine olan yüksek güvenleri, politika tecrübeleri ve neşeleri idi…
    Yine Gündoğdu Palas’ta İsmail Usta kadar beni etkileyen Hatem Usta ve Ciciburun Ahmet Amcanın yanı sıra, Minnoş Mustafa Efendi, Söğütlü’lü Kirve, Dr. Tayyip Cinisli, Hacı Selahattin gibi renkli simaları da hatırlıyorum. Hatem Usta, İsmail Usta ve Ciciburun Ahmet Amca Eski İstanbul Oteli ve Millet Partisinde de beraberlerdi.
    Daha sonra İsmail Ustayla, bizim neslin irfan ocağı olan Hemşin Pastahanesi’nde, Hatem Emmi’nin dükkânında, Emirgan Çay Bahçesinde de bir araya gelir olduk.
    Bu mahfeler Erzurum’da bizim neslin irfanının besleyicisi, istikametinin pekiştiricisi olmuştur. Gece geç saatlere, hatta sabahlara kadar süren sohbetler, münakaşalar, bu mahfeleri emsalsiz birer kültür merkezi haline getirmişti.
    Keskin zekâsı, sezgisiyle istikametimize ve insan anlayışımıza derinlik kazandıran; edâsı, delikanlı tavırları, muhakeme tarzı, teşhis ve telkinleri, sabır ve müsamahası ile büyük insan Hâtem Usta hafızamdaki teyakkuz mevkiinde mürebbi rolünü biteviye sürdürüyor… Yine idadi mezunu, esnaftan Ciciburun Ahmet Amca’nın, İsmail Usta’nın tarih ve siyaset yorumlarını büyük bir inanç, iftihar ve sevgiyle her an tasdik eden hallerini asla unutamam. Bu iki karakter abidesini de gözlerimi buğulandıran derin bir melâl ile hatırlıyorum.
    İsmail Usta, emsaline az rastlanabilecek bir mürebbi idi… Gençliğimizin mübalağalarını hırpalamadan törpüleyen, itidal ve mesuliyet telkin eden, tevazuu ve çalışma azmi ile örnek olan, bir mürebbi. Eğitimsiz ve ustasız, zanaat çizgisini sanat seviyesine ulaştıran, estetik perspektivitesi edinen bir ruh.
    Mizacı şahsiyetinin aynası idi… Biz gençler pastahanede, ruhlarımızı doyuran bu insana bir şeyler ikram etmek gayret ve yarışını hep kaybederdik. Tekliflerimizi değişmez şekilde karşılardı: “E… bir ufak çay içim.” Başparmağı ile işaret parmağı arasında biçimlenen bir kabul… İkramlarımıza karşı gösterdiği tepki bu idi… Asil, vakur ve mütevazı.
    Yıl 1976… Erzurum paket TV işletmesi, prodüksiyon merkezi oluyor. Açılış münasebetiyle yapılan programlardan biri Ermeni Meselesini konu alan bir açık oturum . Konuşmacılar; konuyla ilgili araştırmaları olan kariyer ve unvan sahibi iki ilim adamı ve İsmail Usta… İsmail Usta bu açık oturumun şüphesiz yıldızı olacak ve kamuoyunun takdir ve hayranlığını kazanacaktır… Anlatmak istediğim Usta’nın mâlumunu ilân değil elbette ki…
    Bu oturum için makyaj gereğini bir türlü içine sindirememişti… İşin bir teknik ihtiyaçtan kaynaklandığını anlattık, kerhen razı oldu. Makyaj anında yüzündeki ifadeyi hiç unutmam.
    Açık oturum bittikten sonra, O’nun elindeki pamukla yüzünü telâş ve hicap ile silerken gördüm. Ruhunun ve erkekliğinin üzerine geçirilen bu boyadan maskeyi temizleme gayreti, onun o nümâyişsiz ama kaya gibi erkek karakterini yansıtıyordu.
    Erzurum dayanaklarından birini daha kaybetti… 1983’te başlayan Gurbet yıllarım, sıladan yükselen ölüm ağıtlarıyla daha bir yürek yakan oldu… Önce, yiğit, dost ve sevgili Yüksel Terzioğlu Ağabey’imin geç öğrendiğim ölüm haberi… Sonra Hatem Emmi… İlki, maddi hayatımın tanziminde mühim rolün sahibi. İkincisi ruh mimarlarımızdan…
    Erzurum’un camileri bile yetim kaldı… Camilerin ışığı olan tezyinat ve yazıları solunca, kimin fırçasıyla aydınlanacak artık?
    Yeni nesiller, Erzurum’un yakın tarihini, o dâsıtâni şahsiyetlerini kimden öğrenecek artık?
    Heyhat çok yazık… Evet, sevgili
    “Ölüler! Hepimiz için
    Yalvarın Allaha…”
    Bu yazıyı daha fazla sürdürmeyeceğim.
    Allah’ın rahmeti, Sizlerin ebedi meşalesi olsun.

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.