eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Dr. Av. Vildan Sali: Osmanlıda Kadın Erkek Eşdeğerliliği

OSMANLI’DA KADIN-ERKEK EŞDEĞERLİLİĞİ: EVLİLİKTE HAK VE GÖREV DAĞILIMI

Toplumun temel yapı taşını oluşturan ailede kadın-erkek arasında kurulan hukukî bağ, aile bireyleri kadar toplumsal düzeni de doğrudan etkilemektedir. Gerek hukuk sistemlerinde gerekse toplumsal yapıya yansıması bakımından kadın-erkek eşitliği, günümüzde adalet, hakkaniyet ve tamamlayıcılık bağlamında akademik tartışmalara konu olmaktadır. Didar Kudalak’ın “16. Yüzyıl Osmanlı Hanefîliğinde Kadın-Erkek Eşdeğerliliği: Evlilikte Hak ve Görev Dağılımı Örneği” başlıklı yüksek lisans tezi, İslâm aile hukukunda kadın ve erkeğin konumunu tarihsel ve fıkhî boyutlarıyla ele alan önemli bir çalışmadır. Klasik Hanefî literatürünü merkeze alan bu araştırma, 16. yy. Osmanlı toplumsal yapısında evlilik kurumunun nasıl bir hak ve sorumluluk dengesine dayandığını “eşdeğerlilik” ilkesi çerçevesinde inceleyerek hem dönemin hukukî gerçekliğini hem de İslâm hukukunun adalet anlayışını yeniden yorumlamaktadır. Bu çalışmada evliliğin kuruluşu, devamı ve sona ermesi süreçlerinde kadın ve erkeğe yüklenen roller, haklar ve görevler Hanefî fıkhının teorik çerçevesi ile Osmanlı uygulamaları arasında kurulan denge üzerinden ele alınmıştır. Çalışma, klasik fıkıh normlarını yalnızca metin düzeyinde değil, dönemin sosyal ve hukukî pratiğine yansımasıyla birlikte incelemesi bakımından dikkat çekmektedir. Norm ile uygulama arasındaki ilişkiyi irdeleyen yazar Hanefîliğin 16. yy. Osmanlı toplumunda kadın ve erkek arasındaki hukukî bağları nasıl şekillendirdiğini “adalet”, “tamamlayıcılık” ve “dağıtıcı adalet” ilkeleriyle temellendirmeye çalışmaktadır. Özellikle evlilikteki hak ve görev paylaşımını eşitlikten ziyade “eşdeğerlilik” kavramı çerçevesinde değerlendirmesi, çalışmayı günümüz toplumsal cinsiyet tartışmaları açısından da önemli kılmaktadır.

Yazar, araştırmanın kapsamını 16. yy. Osmanlı toplumu ve Hanefî mezhebiyle sınırlamış; çalışmanın popüler ama zor bir mesele olması, yüzyıllardır çok geniş bir coğrafyada ve farklı mezhep doktrinlerinde ele alınması, yüzeysellikten arınarak derinleşmenin sağlanması amacıyla böyle bir sınırlamaya gittiğini belirtmiştir (s. 27-29). Metodolojik açıdan tez, normatif (hukukî) ve tarihsel analiz yöntemlerini birlikte kullanmaktadır. el-Mebsût, Dürerü’l-hükkâm, el-Mülteka’l-ebhur, el-Bahru’r-râik, Bedâiʿu’s-sanâiʿ gibi klasik Hanefî kaynaklar ile İstanbul, Edirne, Bursa, Konya ve Antep şehirlerindeki uygulamalardan örneklerin olduğu fetva mecmuaları ve şer‘iyye sicilleri gibi birincil belgeleri modern akademik literatürle buluşturmaktadır. Ebussuûd Efendi, Kemâlpaşazâde, Molla Hüsrev ve İbn Nüceym gibi dönemin önde gelen âlimlerinin fetvalarıyla desteklenen bu yaklaşım, çalışmaya tarihsel derinlik kazandırmıştır. Ayrıca Saffet Köse, Mürteza Bedir ve İSAM’ın Kadı Sicilleri Projesi gibi modern referanslarla kurulan ilişki, tezin çağdaş İslâm hukuku literatürüyle de bağını güçlendirmektedir.

Giriş ve sonuç bölümleri dışında üç ana bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde (s. 6-27) “Kadın-Erkek Eşdeğerliliği” kavramı teorik bağlamda incelenmiş, İslâm hukukunun cinsiyeti esas alarak ele aldığı rol dağılımının günümüz toplumsal cinsiyet teorileriyle karşılaşması yapılmıştır. “Cinsiyet” kavramı etrafında şekillenen farklı bakış açıları ele alınmış ve İslâm hukukunun cinsiyet tasavvuru açıklanmıştır. Cinsiyet rollerinin belirlenmesinde temel etkenin biyolojik yaratılış olduğu, klasik kaynaklarda cinsiyet-toplumsal cinsiyet ayrımına gidilmediği ve cinsiyet kavramının toplumsal boyutu da kapsadığı ifade edilmiştir. Bu çerçevede kadın-erkek ilişkilerinin tarihsel seyri ve feminizmin bu ilişkilere etkisi değerlendirilmiş; feminizmin savunduğu mutlak eşitlik anlayışı, İslâm hukukunun adalet, denge ve tamamlayıcılığa dayalı yapısı ile mukayese edilmiştir.

İslâm hukukunda kadın ve erkek arasındaki ilişki eşdeğerlilik ve tamamlayıcılık kavramları üzerinden yorumlanmış; mutlak eşitlik anlayışının mümkün olmadığı, farklı yaratılış özelliklerine rağmen her iki cinsin de aynı değeri taşıdığı vurgulanmıştır. Bu bölümde ayrıca İslâm toplumlarındaki feminist tartışmaların iki yaklaşım etrafında şekillendiği belirtilmiştir (s. 16-21). Birinci yaklaşım, Kur’an’ın eşitlikçi söylemine ve Hz. Peygamber’in uygulamalarına dayanarak kadın ve erkeğin her alanda eşit olduğunu savunmuş; İslâmcı feminizm ve Müslüman kadın hareketlerinin bu düşünceden doğduğu söylenmiştir. Amine Wadud, Fatima Mernissi, Leila Ahmed ve Hidayet Şefkatli Tuksal gibi isimler bu yaklaşımın temsilcileri arasında görülmüştür. Saffet Köse, Huriye Martı ve Hayrettin Karaman gibi yazarlar tarafından savunulan ikinci yaklaşımda ise kadın ve erkeğin farklı yaratılış özelliklerine rağmen eşdeğer oldukları ve tamamlayıcılık ilkesiyle bir bütün oluşturdukları ileri sürülmüştür.

 “İslam Hukukunda Evlilikte Hak ve Görev Dağılımı” başlıklı ikinci bölümde nikâhın kuruluşu, devamı ve sona ermesi süreçlerinde eşlerin hak ve sorumlulukları 16. yy. Osmanlı Hanefî fıkhı bağlamında analiz edilmiştir (s. 27-74). Dönemin hukuk sisteminin olgunlaştığı, örfî hukukta standardizasyonun sağlandığı ve fetva mecmualarının oluştuğu belirtilmiştir. Nikâh akdinin hem dinî hem hukukî yönü vurgulanmış; evliliğin kuruluşu, devamı ve sona ermesi süreçlerinde taraflara yüklenen hak ve sorumluluklar değerlendirilmiştir. Evliliğin kuruluşunda kefâet, mehir ve eş seçme özgürlüğü konularına değinilmiş, mehirin kadının mülkiyetinde olduğu vurgulanmıştır. Evliliğin devamında hill-i istimtâʿ, ḥurmetü’l-muṣāhara, tevârüs ve hüsnü’l-muâşeret gibi ortak hakların varlığına dikkat çekilmiş; erkeğe verilen kavvâmlık görevinin otorite değil sorumluluk anlamı taşıdığı, kadının itaatinin sınırlarının ilahî ölçülerle belirlendiği belirtilmiştir. Nafaka hakkının kadının mülkiyetinde bulunduğu, te’dib hakkının ise meşrû sebeplerle sınırlandırıldığı ifade edilmiştir. Evliliğin sona erme biçimleri, “Doğal olarak sona erme (ölüm), iradeye bağlı olarak sona erme (talâk, muhâlea ve tefrîk) ve sebebe dayalı olarak sona erme (fesih ve infisâh)” şeklinde üç alt başlık altında ele alınmıştır. Yazar, boşanmanın âyetlerde ayrıntılı bir şekilde ele alınması neticesinde bilhassa boşanma sonucunda oluşan iddet, nafaka ve hadâne gibi hakların fukahâ tarafından derinlemesine incelendiğini ifade etmiştir.  Bu bölümde, evliliğin sayılan üç temel sürecindeki haklar arasındaki ilişkinin ve hak–sorumluluk dağılımına dair hükümlerin, İslâm hukukunun benimsediği kadın-erkek arasındaki eşdeğerlilik ilkesini yansıtma ölçüsü tespit edilmiştir. 

Yazar üçüncü bölümde (s.74-125), 16. yy. Osmanlı Hanefîliğinde evlilikteki hak ve görev dağılımını “eşdeğerlilik” ilkesi açısından değerlendirirken dönemin fetva mecmuaları ve mahkeme kayıtlarından zengin örnekler sunmuştur. Evliliğin kuruluşu, devamı ve sona ermesi halindeki teorik hak ve görevlerin pratik yansımaları bu bölümün ve tezin bel kemiğini oluşturmaktadır. Evliliğin kuruluşunda nikâhın kayda geçirilmesi, izinnâme uygulaması, kefâet şartı ve mehir düzenlemeleri gibi örneklerle, Hanefîliğin aile kurumunu toplumsal maslahatla uyumlu biçimde şekillendirdiği gösterilmek istenmiştir. Teze göre evliliğin devamında kadınların nafaka, mehir ve mülkiyet haklarının korunması hukukun sadece erkek merkezli bir yapıdan ibaret olmadığını, bilakis dengeyi esas alan bir sistem olduğunu ortaya koymaktadır. Yine evliliğin sona ermesi bahsinde muhâleanın en çok rastlanan boşanma türü olmasının, kadınların boşanma iradelerinin aktif olduğunu gösterdiğine dikkat çekilmiştir. En az rastlanan boşanma sebebinin tefrik olması ise Hanefî mezhebinde tefrik sebeplerinin sınırlı tutulmasından kaynaklanmaktadır. 16. yy. Hanefîliğinde evliliğe dair hak ve sorumlulukların dağılımında köklü bir değişikliğe rastlanmadığı, aile birliğinin korunmasında mezhep taassubunun dikkat çektiği tespiti bu bölümde varılan önemli kanaatlerden biri olmuştur. Burada vurgulanan husus, özetle 16. yy. Osmanlı toplumunda Hanefî mezhebinin etkisinin evliliğin kuruluş, devamı ve sona ermesinde eşdeğerlilik, dağıtıcı adalet ilkesi ve tamamlayıcılık ilkelerinin bir yansıması şeklinde hayat bulduğudur.

Bilimsel katkı bakımından çalışma incelenen döneme dair yeni bir bakış açısı ve bazı yeni tespitler sunmakla sınırlı olmayıp aynı zamanda metodolojik bir yenilik de taşır. Hanefî fıkhının klasik kaynakları ile Osmanlı arşiv belgelerini bir arada değerlendiren yazar hem teorik hem ampirik düzeyde güçlü bir sentez kurmuştur. Böylelikle İslâm aile hukukunun tarihsel evrimini, sadece normatif metinlere bağlı kalmadan, pratik hayatın içinde okunabilir hale getirmiştir. Bu yönüyle tezin, İslâm hukuku çalışmalarında genellikle ihmal edilen uygulama boyutunu öne çıkararak literatüre önemli bir katkıda bulunduğunu söylemek mümkündür. Kadın ve erkeğin ontolojik olarak farklı fakat değer bakımından eşit olduğu yönündeki tespit, İslâm hukukunda “dağıtıcı adalet” kavramını yeniden anlamlandırmaktadır. Bu anlayışa göre adalet, herkese aynı şeyi değil, hak ettiğini vermektir; dolayısıyla farklı roller eşit değeri ortadan kaldırmaz. Kudalak’ın bu yaklaşımı, modern toplumsal cinsiyet teorilerinin çatışmacı yapısına karşı uzlaşmacı bir İslâm hukuku perspektifi sunmaktadır.

Eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşıldığında çalışma ile ilgili birkaç hususa dikkat çekmekte fayda vardır. Tezde kadın konusundaki güncel meselelelerin bilhassa kadın-erkek eşitliği bağlamında ele alındığı feminist akıma dikkat çekilmek istenmiş ancak tez daha eski bir dönemi ele aldığından bunun çalışmaya katkısı yeterince sunulamamıştır. Zira kadın konulu güncel çalışmalarda Müslüman feministlerin etkin olduğu gerçeği yadsınamaz; ancak feminizm Osmanlı son dönemi ile modern dönem arasında geçiş pozisyonunda bulunduğundan bu süreç sonuna kadar takip edilmediği sürece bu hareketin konuya katkısı tam olarak anlaşılamaz. Çalışmanın derinliği ve kapsamından dolayı bu husus tezde yeterince yer alamamış olmalıdır. Yazarın tüm çalışma boyunca ortaya koyduğu dikkate değer performans onun kadın-erkek eşitliği ilkesini, kadın-erkek eşdeğerliliği ilkesine dönüştürme yönündeki istek ve azminin yansımasıdır. Tabiatıyla bu hedef, aksi yöndeki bazı ipuçlarının gözden kaçırmasına ve önemli tartışmaların ihmaline neden olabilir. Tezde kullanılan dilin de genel olarak anlaşılır ve akıcı olduğu görülmekle birlikte klasik fıkıh literatüründeki “maslahat-ı ricale elverişli olmak”, “milk-i istimta” gibi konu gereğince kullanılması kaçınılmaz olan bazı teknik ifadelerin anlaşılması için tercih edilen Türkçe ifade şeklinin günümüz akademik dili ve modern anlayışı açısından bazı okuyucuları rahatsız edici olduğu söylenebilir. Ayrıca yazarın klasik ve modern dönem İslâm hukuku eserleri ile çalışmanın kapsadığı dönemden müteşekkil şaşırtıcı bir hacme ulaşan zengin bir bibliyografyaya başvuru yapması da doğal olarak bazı kaynakların kullanımının yüzeysel kalmasına neden olmuştur.

Sonuç itibarıyla, Didar Kudalak’ın tezinin 16. yy. Osmanlı Hanefîliğinde kadın-erkek ilişkilerini “eşdeğerlilik” ilkesi çerçevesinde ele alarak, İslâm hukukunun aile yapısına dair dengeli ve özgün bir perspektif geliştirdiği, kadın ve erkeğin hak ve sorumluluk paylaşımını adalet, denge ve tamamlayıcılık ekseninde yorumlayan bu yaklaşımın hem klasik fıkıh mirasına hem de günümüz toplumsal cinsiyet tartışmalarına anlamlı bir katkı sunduğu söylenebilir. Mutlak eşitliğin değil, hakkaniyet temelli adaletin esas alındığı bu sistemde, kadın ve erkek birbirinin rakibi değil, tamamlayıcısı olarak konumlanmaktadır. Tezde İslâm hukukunun cinsiyet olgusuna yaklaşımı, modern toplumsal cinsiyet teorileriyle karşılaştırılarak açıklanmış; radikal feminizm ve feodal eğilimler ile İslâm hukukunda yer alan “itidal ve adalet ilkesi” arasında yaşanılan çatışmanın, 16. yy. Osmanlı Hanefîliğindeki izdüşümü ortaya konmaya çalışılmıştır. Kudalak’ın temel tezine göre, İslâm hukukunda mutlak eşitlik değil; adalet, denge ve karşılıklı sorumluluk üzerine kurulu bir “eşdeğerlilik” esastır. Bu bakış açısı kadın-erkek ilişkilerini çatışmacı değil bütünleyici bir çerçevede ele alarak modern feminizmin “mutlak eşitlik” anlayışına alternatif bir kavramsal alan sunmaktadır. Bu bakımdan tez, hem tarihsel bir dönemin hukukî zihniyetini ortaya koymakta hem de modern dönemde yeniden yorumlanması gereken “eşitlik” kavramına alternatif bir bakış açısı getirmektedir. 16. yy. Osmanlı Hanefîliği örneği üzerinden şekillenen “eşdeğerlilik” ilkesi, İslâm hukukunun toplumsal dengeyi esas alan özünü yansıtır niteliktedir. Gelecekte farklı mezhep, dönem ve coğrafyalarda benzer analizlerin yapılması, bu kavramın İslâm hukukundaki yansımalarını daha geniş bir çerçevede ortaya koyacaktır. Yazar ve danışmanın akademik ahenginin dikkat çektiği Kudalak’ın çalışması, teorik ve pratik derinlik kazandıran kaynak kullanımı ve metodolojik tutarlılığın güçlü olması ile literatüre özgün ve önemli bir katkı sunabileceği gibi, yeni araştırmacılar için klasik fıkıh literatürü ve toplumsal cinsiyet tartışmalarını buluşturan ilham verici bir referans noktası olarak da değerlendirilebilir.

Bk. Didar KUDALAK, 16. Yüzyıl Osmanlı Hanefîliğinde Kadın-Erkek Eşdeğerliliği: Evlilikte Hak ve Görev Dağılımı Örneği, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Bursa Uludağ Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı, Bursa 2025, 142 s.

Dr. Av. Vildan SALİ

Özgeçmiş

1977 yılında Balıkesir’in Gönen ilçesinde doğdu. Aslen Dursunbeylidir. İlkokulu Balıkesir Ali Hikmet Paşa İlkokulunda, ortaokul ve liseyi Balıkesir İmam Hatip Lisesinde tamamladı. 1995 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandı. Mezuniyetinin ardından 2008’e kadar Bursa’da serbest avukatlık yaptı. 2015 yılında Bursa Uludağ Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Temel İslâm Bilimleri Bölümü, İslâm Hukuku Anabilim Dalında “ İslâm Aile Hukuku ve Türk Aile Hukukunda Kadın-Erkek Eşitliğinin İstisnaları” başlıklı teziyle yüksek lisansını; 2022 yılında “Fukahânın Kadın Tasavvurunun İctihadî Hükümlere Yansıması” başlıklı teziyle doktorasını tamamladı. 2023 yılında “Fukahânın Kadın Tasavvuru -Fıkhî Hükümler Bağlamında-” isimli kitabı, 2024 yılında “İslâm ve Türk Aile Hukukunda Kadın-Erkek -Eş mi/Eşit mi-” isimli kitabı yayınlandı. Ulusal ve uluslararası hakemli dergilerde  yayınlanmış makaleleri, sempozyumlarda sunulmuş tebliğleri vardır. Sahada alan editörlüğü ve hakemlik yapmaktadır. Halen özel bir şirketin hukuk danışmanlığını yürütmekte, Adalet Bakanlığına bağlı olarak arabuluculuk yapmakta ve Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi lisans programında dışarıdan görevlendirme ile bazı dersler vermektedir.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.