İnterneti ihtiyaç olmadan sınırsız kullanmak, bu hareketin milyarlarca insanın yaptığını da düşünürsek bu hizmetin sunulması için çalışan sistemin harcadığı enerjisini hesaplayıp dünyamıza çevreye verdiği zararı dikkate alarak görünmeyen ciddi bir israf olduğunu söyleyebiliriz. Tersi durumda imkân varken interneti kullanmamak da cimrilik olabilir mi? İnternet üzerinde en çok vakit geçirdiğimiz alanlardan arama motoru, yapay zekâyla sohbet ve tabi ki kaçınılmaz alışkanlığımız hatta bağımlılığımız sosyal medyada cimrilik yapıyor olabilir miyiz?
Öncelikle cimrilik nedir? Halk arasında pintilik ve hasislik olarak da ifade edilir. Servet edinme tutkusuyla karşılıksız harcama ve hayır yapmaktan kaçınma eğilimidir. Eldeki imkânları kabul edilebilir ölçüler içinde, gönüllü olarak ve karşılık beklemeden başkalarının yararına sunma eğiliminden vazgeçmektir. Başkaları için özveride bulunmamak, yardımdan kaçınmak, imkân varken onun yararını düşünmemek ve gözetmemek anlamında ahlâki terimdir. Bencil bir duygudur, iyilik ve cömertlik yapmaktan kaçınmaktır. İslâm düşünürleri cimriliği ahlâkî ve psikolojik bir hastalık kabul eder. Uzmanlara göre ise cimrilik bir kişilik özelliği olarak aşırılığa kaçıldığında psikolojik hastalığa dönüşmektedir. Hatta cimriliğin temelinde sosyopatik narsist bir yapı olduğunu söyleyenler de var.
Cimrilik sadece maddi açıdan mı ele alınmalıdır. Parasını, malını ve eşyasını ihtiyacı olanlarla paylaşmamakla sınırlı mıdır? Bir davranış biçimi olarak cimriliği selam vermemek, tebessüm etmemek, eş-dost-arkadaş ve akrabaların hal ve hatırını sormamak da sosyal bir cimrilik olarak kabul edilebilir mi? Sağlıklıyız rahatlıkla kan bağışında bulunabilir ve hayat kurtarabiliriz ama yapmıyoruz. Bu konuda insanların kişisel tercihleridir deyip bu konuyu görmezden mi gelmeliyiz.
Uzmanlara göre sosyal cimrilik; sosyal ilişkilerde yakınlık gösterme konusunda cimri davranmak, kendi sevgisini-ilgisini koruma altına alıp paylaşmamasıdır. Üstelik sosyal cimrilik yapılmadığında kişide hiçbir eksilme olmayacağı gibi iyi olma ruh halinin daha da artacağı söylenmektedir. Öyleyse vazgeçemediğimiz sosyal medyanın da olumsuz etkilerini unutmadan bu yönde içeriği yayınlayan ve onu beğenen her iki tarafa da olumlu bir etkisi olduğunu söyleyebiliriz.
Neredeyse hepimiz sosyal medyada her gün saatlerimizi geçiriyoruz. Allah’ın biz insanlar için yarattığı bu güzel dünyada beğendiğimiz bir manzarayı-çiçeği-böceği güzelliği, doğum günü, askere gidiş ve teskere alışımızı, düğünlerimizi, mutlu bir anımızı, diploma alıp mezun olduğumuzda başarımızı veya tam tersi üzüntümüzü, hastalığımızı, vefat eden bir yakınımızı paylaşıyoruz. Biliyoruz ki iyilikler, sevinçler ve güzellikler paylaşıldıkça çoğalır. Kötülük, acı ve üzüntüler de paylaşıldıkça azalır. Paylaşımlarımızı bizim ayarlarımıza göre arkadaşlarımız, dostlarımız veya tüm insanlar görebiliyor. Bu paylaşımı saniyeler içinde bir tıklamayla beğenebilir, emoji denilen küçücük bir resimle duygumuzu ifade edebilir, yeniden paylaşabilir veya yorum yazabiliriz. Bu durum kişisel olarak özel hayatımızda olduğu kadar iş hayatı için de geçerlidir.
Özel sektör veya kamu çalışanı olarak işimiz, hayatımızın ailemizden sonra belki de en önemli parçasıdır. Zamanımızın çoğunu işyerinde çalışma ortamında iş arkadaşlarımızla geçiriyoruz. Sosyal medya üzerinde ailemizi, akrabalarımızı olduğu kadar belki de iş arkadaşlarımızı da takip ediyoruz. Öte yandan çalıştığımız işyerine ait sosyal medya hesaplarının da takipçileri var. Normal olan odur ki kişi çalıştığı işyerinin sosyal medya hesaplarını takip eder. Çünkü bu hesaptan ait olduğu iş ailesini ilgilendiren bir haber, başarı veya üst makamdan belirlenmiş yeni bir proje/uygulama paylaşılmaktadır. Özetle bu hesabın paylaştıkları, çalışanlarını doğrudan ilgilendirir. Eğer ilgilendirmiyorsa paylaşımların seçiminde içeriğinde bir yanlışlık yapılıyordur.
Millî Eğitim Bakanlığı Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli adıyla uygulamaya koyduğu yeni eğitim sistemimizin tüm vatandaşlarımız tarafından bilinebilmesi ve benimsenebilmesi için sosyal medya ortamında her gün çok sayıda bilgilendirme ve paylaşım yapılmaktadır. Önemli bazı duyurular da özellikle ilgililere vaktinde ulaşabilmesi için WhatsApp kanallarıyla iletilmektedir.
Hiçbir yasal zorunluluk olmasa da emeklilik dönemine kadar hayatımızın önemli bölümünü geçirdiğimiz işyerimizin sosyal medya hesaplarını takip etmemek de bir cimrilik sayılabilir. Takip ettiğimiz halde yayınlanan gönderileri gördüğümüz halde hiçbir tepki vermemek, beğenmemek ve olumlu yorumda bulunmamayı nasıl yorumlamalıyız.
Sinizm insanların gizli, açığa vurulmamış amaçları hakkında kötümser, hayal kırıklığına dayalı olarak olayları açıklama tutumudur. Toplumsal sinizm, insan ile toplum arasındaki yazılı olmayan sosyal psikolojik bir sözleşmedir. Örgüt hakkında objektif yargıları içermeyen güçlü duygusal tepkiler de sinik tavırdır.
Otuzbeş senelik bir milli eğitim çalışanı olarak ülkemizin bir milyonu aşan çalışanıyla en büyük teşkilatı/kurumu olan Milli Eğitim Bakanlığının bir üyesi olmaktan onur duyuyorum. Karınca kararınca yaptığım çalışmaların milletimizin, ülkemizin, devletimizin ve insanlığın geleceğine olumlu katkısı olduğunun bilincindeyim. Öncelikle Bakanlığın resmi hesaplarını, Bakanımızı, üst düzey yetkililerini, yaşadığım kent güzel İstanbul’un Valiliğini, Valisini, Kaymakamlığı ve Kaymakamını, Belediyesini ve Başkanını, İl-ilçe Milli Eğitimi ve müdürlerimin, ilçemdeki okulların hesaplarını takip ediyorum. Tüm paylaşımlarına tepki vermeye yetişemiyorum ancak önüme rast geldiğinde beğeniyor, paylaşıyor gerekiyorsa yorum yazıyorum. Bu konuda kimse bana telkinde bulunmuyor içimden geldiği için ve bilinçli olarak severek isteyerek yapıyorum. Kimseden de bu konuda bir aferin beklemiyorum.
Facebook, İnstagram, X, Linkedln, NSosyal gibi sosyal medya mecralarında kişisel ve yayınlanmış kitaplarımın ismiyle açtığım hesaplardan düzenli paylaşımlarda bulunuyorum. Özel hayatımı, ailemi, yediğimi-içtiğimi-giydiğimi, gezdiğimi, arabamı paylaşmıyorum. Daha çok eğitimi, sosyal farkındalığı ve duyarlılığı artırıcı paylaşımlar yapmaya çalışıyorum. Kendime göre belli sayıda (hormonsuz organik) takipçim var. Bu takipçilerimden paylaşımlarımı gören, izleyen, beğenen ve paylaşan sayısı da ortalama yüzde on civarındadır.
Son zamanlarda yaptığım paylaşımların ne kadar izlendiği, beğenildiği ve dikkat çektiğine görüntüleme sayılarına baktığımda; öğretmenler günü akşamı bir okulun öğretmenleriyle toplu yemek fotoğrafının (16,6 bin – %83 takipçim olmayanlarca), kendisine kitap imzaladığım bir meslektaşımla (kadın) hatıra fotoğrafımızın (13 bin) 1 Ocak’ta Filistin Davasına destek için Galata Köprüsündeki “Gazze Çağrısı” mitingi (2256), Kızılay’a kan bağışı (2054) kişi olduğu görülmektedir.
Bu tespitlerimden kimseyi sosyal medyadaki tercihlerinden dolayı kınadığım anlaşılmasın. Ancak bir tespitte bulunarak halimizi ortaya koymaya çalışıyorum. Bir öğrenci, veli, öğretmen, çalışan, müdür yardımcıları okulunun resmi hesabından bir etkinlik paylaşıldığında onu beğenmiyor ve tepki vermiyorken bir fenomenin abuk-sabuk ya da sıradan birinin paylaşımı beğeniyor, yorumluyor ve paylaşıyorsa bu davranışı da analiz etmek gerekir.
Çalıştığı kurumun paylaşımlarını beğenmemekle yöneticisine mesaj veriyor ve kendince cezalandırıyor olabilir. Yöneticisini sevmiyor ve davranışlarını da beğenmiyor olabilir. Ancak burada kurumsal bir başarının, birlikte yapılan bir etkinliğin veya üst düzey ortak bir paylaşıma tepkisiz kalan çalışanların da kendilerini psikolojik olarak değerlendirmesi gerekir.
Bir işyerinde çalışanlar ortak bir amaç etrafında bir araya gelmişlerdir. Çalışanların bir kurum kültürü olsun veya olmasın toplumun kabul ettiği genel geçer kabulleriyle bile çalıştığı işyerine bağlılık bir aidiyet duyması beklenir. Kendilerini oraya ait hissetmeleri, içten bağlılık, kendini o organizasyonun parçası görmek sadece duygusal değil aynı zamanda stratejik bir değerdir.
Mevzuatın belirlediği kurallarla yönetilen kurumlarımızda resmi rutin işlerin yanı sıra çalışanlar arası iletişimin iyi olması, kişilerin-kurumun ve ülkenin özel günlerine önem verilmesi, belirli zamanlarda sosyal aktivitelerin düzenlenmesi gereklidir. İnsanlar bir makine ve robot değil duygularıyla hareket eden varlıklardır. Bu faaliyetler aidiyetin artması ve ortak değerlerin sahiplenilmesine destek olur.
İş hayatında çalışanların duygu, düşünce, tutum ve davranışlarını inceleyen örgütsel davranış yükseköğretimde okutulan bir ders ve bazı derslerin içeriğinde üzerinde önemle durulan bir ünitesidir. İş memnuniyeti, bağlılık, katılım ve işe duyguların dahil edilmesi iş barışı, huzuru, verimi ve başarının temel şartı sayılabilir. Farklı aile, ortam, kültür hatta ülkelerde yetişmiş insanların ortak bir amaç etrafından birleşerek pozitif davranışlar sergileyerek önce kendilerini mutlu etmeleri beklenir. Hatta işe alım uzmanları yaptıkları mülakat ve anketlerle kişilerde birlikte çalışma ekip-takım ruhu yanında farklılıklara saygı derecesini de ölçmektedir.
Ezcümle; karınca misali safımızı belli etmek iyidir. İyilik iyidir, iyilik iyi hissettirir. Alvarlı Efe ne güzel söylemiş; “Aşık der inci tenden, İncinme incitenden, Kemalde noksan imiş, İncinen incitenden”…