7. GÜN: TEMİZLİK İMANIN YARISI VE İMANDANDIR
Bir hadis:
Ebû Mâlik el-Eş’arî, Rasûlullah’ın (s.a) şöyle buyurduğunu nakletmiştir:
“Temizlik imanın yarısıdır.”(Müslim, Tahâret, 1)
Temizlik imanın yarısıdır hadisi, dinin bazı temel esaslarını kendisinde toplayan, oldukça önemli bir hadis olarak kabul edilmiş ve farklı şekillerde izah edilmiştir. Temizliğin imanın yarısı oluşunu, bazı âlimler ecri ile irtibatlandırarak açıklamıştır. Bazıları da bunu, imanın günahları ortadan kaldırması ile abdestin kulu temizlemesini mukayese ederek izah etmiştir. Kur’an-ı Kerim’deki “Şüphesiz Allah sizin imanınızı zayi edecek değildir” (Bakara 2/143) ayetinde, kıble değiştirilmeden önce kılınan namazları ifade etmek üzere namaz yerine imanın kullanılmasından hareketle, buradaki imanın da namaz olduğunu söyleyenler olmuştur. Buna göre temizlik namazın yarısı ve şartı olmaktadır. Bu yorumlardan hangisi merkeze alınırsa alınsın hadis, temizliğin önemini, iman ile irtibatlı bir şekilde ortaya koymuş olmaktadır. İmanın bedenî ve ruhî temizlik olmak üzere iki esasa dayandığı dikkate alınırsa, burada da temizlik imanın yarısı olarak açıklanmış olmaktadır.
Allah’ın temiz olanı ve temizliği sevmesi, “Şüphesiz Allah temizlenenleri sever” (Bakara 2/222) ayeti ile örtüşmektedir. Buna göre Allah, kullarına; iman esasları, amelî uygulamalar, ahlâkî, hal ve tavırlar başta olmak üzere maddî-manevî tüm işlerinde temizliği emretmiştir. Müslüman bireylere Allah’ın sevgisini kazandıracak olan temizlik, aynı zamanda ahirette diğer ümmetler arasında tanınmalarını sağlayacak bir alâmet-i fârika(işaret) olacaktır. Çünkü Hz. Peygamber ümmetini, maddî temizliğin zarûrî vasıtalarından biri olan abdestle azalarında meydana parlaklık sayesinde tanıyacağını söylemiştir.
İslâm kültüründe temizlik ile ilgili temel prensipler, Kur’an-ı Kerim’de vaz’ edilmiş ve Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından beyân edilerek uygulanmıştır. Muhaddisler, Peygamber’in (s.a.v.) temizlikle ilgili sözlerini ve uygulamalarını erken dönemden itibaren -çoğunlukla- hadis kitaplarının ilk bölümlerinde bir araya getirmişlerdir. Genel itibariyle Kitâbü’t-Tahâre başlığı ile karşımıza çıkan bu bölümlerde; temizliğin en önemli vasıtası olması hasebiyle -tahârete elverişlilik açısından- suların durumu, necâsetler, istibrâ-istincâ başta olmak üzere tuvalet âdâbı, abdestin fazileti ve alınış biçimi, ağız ve burun temizliği, misvak, teyemmüm, gusül abdesti, yıkanma/hamam âdâbı ve hanımlara özel durumlar ele alınmıştır. Saîd b. el-Müseyyeb’i şöyle derken işittiği söylenmiştir:
“Şüphesiz Allah güzeldir. Güzel olanı sever. Temizdir temizliği sever.” (Tirmizî, “Edeb” 41)
Müslümanlar için temizliğin önemi kısaca, “İslâm medeniyeti temizlik medeniyetidir” şeklinde ifade edilebilir. Zira İslâm’da -neredeyse- her şeyin ön şartı olarak görülen temizlik, Hz. Peygamber’in talim faaliyetlerinde ayrı bir yere sahiptir. Nitekim Allah’ın Rasûlü en mahrem konudan başlamak üzere tahâret/temizlikle ilgili meseleleri bir babanın çocuğuna öğrettiği gibi ashabına öğretmiştir. İman esaslarını anlattığı gibi; tuvalet âdâbı, beden temizliği, insanların gelip geçtiği yerlere onları tiksindirecek şeyler atmama, yemekten önce ve sonra elleri yıkama ve benzeri hususları da öğretmiştir. Suyun zor bulunduğu ve çok kıymetli olduğu bir bölgede su, hayatın ve dinin zarûrî bir esası haline getirilerek temizlikle özdeşleştirilmiştir. Bunun bir sonucu olarak yıkama ve yıkanmayı gerekli kılan bütün ihtiyaçlar su ile yerine getirilmiştir. (Buhârî, “Vudû’” 15-17) Medineli Müslümanlar da temizliklerinde, suyu kullandıkları için takdir edilerek övülmüştür. (İbn Mâce, “Tahâret” 28) Suyun temin edilmesinin mümkün olmadığı zarûrî durumlardaysa, alternatif temizlenme yolları gösterilmiştir. Hatta bazı durumlarda suyun bile vasıflarının bozulmasıyla kirlenebildiği söylenmiş, onun temiz ve temizleyici oluşu, temizliğe özü itibariyle elverişli oluşuyla açıklanmıştır.
Bu noktada değinilmesi gereken bir başka husus da şudur: tahârette esas olan “necasetin” izalesidir. Yani temizlikte amaç pis olan şeyi örtmek veya bastırmak değil bir vasıta ile tamamen ortadan kaldırmaktır.
Bir sünnet:
Güzel giyinmek sünnettir. Abdullah b. Abbâs şöyle anlatıyor: “Hârûra’ya (Hâricîler) çıktığı zaman Hz. Alî’nin yanına gittim. Bana: “O adamların yanına git.” dedi. Bunun üzerine Yemen giysilerinden bir giysi giydim. Ebû Zumeyl: “İbn Abbâs, yakışıklı ve sesi gür bir adamdı.” dedi. İbn Abbâs dedi ki: “Onların yanına vardım. Bana: “Ey Abbâs’ın Oğlu! Merhaba nedir bu güzel elbise? Dediler :“Beni ayıplamayın. Allah Rasûlü’nün (s.a.s.) sırtında bundan daha güzel elbiseler gördüm.” Dedim. (Ebû Dâvûd, Libâs, 5)