Bir önceki yazımız çevre kirliliğinin bir alt boyutu atık ve çöp kirliliği hakkında idi. Atık ve çöp kirliliğinin görülen yüzüne ve sebep olacağı olumsuz sonuçlara kısmen dikkat çekmiştik. Yazımızı “Çevre kirliliğinin atık ve çöp kirliliği yanında toprak, hava, su, gürültü ve görüntü kirliliği boyutları da söz konusudur” cümlesi ile bitirmiştik. Bu unsurların her biri aslında tek tek ele alınması gereken konulardır. Hatta medya kirliliği, özelde sosyal medya ve bilgi kirliliğinin ulaştığı boyutlarında dikkatlere sunulması gerektiği kanaatindeyim.
Bu yazımızda görüntü kirliliğinin bir alt boyutu tabela kirliliği konusunda görüşlerimi sizinle paylaşmak istiyorum.
Bir hatıramı anlatayım: Yıllar önce idi resmi bir görev için Gaziantep’e gitmiştim. Ev sahibi kurum yetkilileri bizleri hafta sonu şehrin tarihi ve turistik mekanlarını gezdiriyorlardı. Antep kalesine yakın kadim Antep evleri ve sokaklar yeni restore edilmiş kahveler, lokantalar, dükkanlar faaliyete geçmişti. Ancak bu ticarethanelere verilen yeni isimler, ağırlıklı olarak Fransızca ve İngilizce olduğu dikkatimi çekince, yanımdaki ev sahibi meslektaşıma birazda ironik olarak “Antep’ten Fransızları kovmuş şehrin ismini Gaziantep olarak değiştirmişsiniz ama dükkanların isimlerini değiştirmeyi unutmuşsunuz herhalde” demiştim.
Evet atalarımız İstiklal Harbini kazandı, emperyalistleri topraklarımızdan kovdu ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti devletini kurdular. Ancak kültür emperyalizmi ve kültür emperyalizminin önemli bir unsuru dil yayılmacılığı gün be gün etkisini artırarak adeta bir yangın gibi büyüyor ve her tarafı kuşatıyor. Ticarethanelerin ve sosyal tesislerin tabelalarına, reklam ve duyuru panolarındaki afişlere, gömlek yazılarına dikkat edilirse söz konusu problemin büyüklüğü daha iyi anlaşılır kanaatindeyim. İletişim araçlarının yaygınlığı, internet-sosyal medya ve turizm sektörünün etkileriyle dilimizde karşılığı olmayan yeni kelimelerin dilimize girmesi kaçınılmazdır. Tescilli marka isimlerine yapacak bir şey yok. Bilim ve teknolojinin yeni kavramlarına Türkçe karşılık bulmadığımız müddetçe onlarda dilimize yabancı kelime olarak girecektir. Ancak var olan kelimelerin yerine özellikle İngilizce kelimelerin ikame edilmesi anlaşılır değildir. Ticari düşüncelerle Arapça tabela ve tanıtım afişleri de rahatsızlık verecek boyuta ulaşmıştır. Ancak Türkçemiz özellikle İngilizce kelimelerin ağır kuşatması altındadır. Tanıtım varken niçin lansman diyoruz. Mağaza, market, dükkân iş yeri gibi kelimelerimiz varken shop, store, emporium kelimeleri niçin kullanılır? Kahve veya kahvehane, varken cafe, lokanta, restoran varken hatalı bir yazımla restaurant kelimesini kullanmanın ne anlamı var. Plaj kelimesini Fransızcadan aldık ve Türkçeleştirdik. Beach niçin kullanılıyor? Kozmetik hala cosmetic yazılıyor. Böyle yüzlerce benzer örnek vermek mümkündür. Burada yeri gelmişken restoran-restaurant örneğini kullanarak bir kuralı da belirtmek isterim. Kural şu şekildedir: Batı dillerinden Türkçemize geçecek kelimeler için, kelimenin Fransızca okunuşu (seslendirme şekli) Türkçe harflerle yazılarak Türkçe’ ye kazandırılır. Yani “restaurant” kelimesi Fransızca “restoran” olarak okunur. Dolaysıyla restoran Fransızca kökenli Türkçe bir kelime olarak kabul edilir. Benzer olarak Fransızca “coiffeur” kelimesinin Türkçe şekli “kuaför” dür. Bu durumda tabelaya coiffeur yazılmasına müsaade edilmemelidir.
“Türkçesi varken neden Start veriyorsunuz hemen bugün Türkçe konuşmaya başlayın”. Bu afiş Cumhurbaşkanlığının himayesinde, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Kurumu ile Türk Dil Kurumu tarafından, ilan edilen ‘2017 Türk Dili Yılı” etkinlikleri kapsamında her yere asılmıştı. Afişin devamı “Dilimiz Kimliğimizdir’ şeklinde idi. Bu bağlamda birçok faaliyet yürütülmüştü. Ama resmi ve özel kurumlar hala “start” veriyor “finiş” ile bitiriyor. Yine Yunus Emre’nin vefatının 700. yıl dönümü olan 2021 yılı, Cumhurbaşkanlığı genelgesi ile “Yunus Emre ve Türkçe Yılı” olarak ilan edilmişti. Bu kapsamda “Dünya Dili Türkçe” adıyla yurt içinde ve dışında Kültür ve Turizm Bakanlığının koordinasyonuyla birçok etkinlik düzenlenmişti. Bütün bu girişimlerin amaçlarından biri Türkçemizi yabancı dillerdeki kelimelerin istilasından korumada toplumsal bilinci oluşturmaktı. Kanaatim bu etkinliklere süreklilik kazandırılarak toplumda pratik karşılığının oluşturulması ile amacına ulaşır. Yani toplum Türkçe kelimeleri kullanmada duyarlılık ve hassasiyet gösterme bilincine ulaştırılmalıdır. Bu bilince ulaşmanın yolu; Türkçe kelimelerin güzel kullanımını yaymak, yabancı kelimelerin kullanımını engellemek olduğu fikrindeyim.
Tekrar tabela ve tabela yazılarına dönecek olursak, tabelalar hakkında TSE standart geliştirmiştir (TSE 13813). Bu standarda bağlı olarak her bir yerel yönetim (belediyeler) yönetmelikler ve yönergeler yayınlamışlardır. Bu yönetmelik veya yönergelere göre en temel ilke; tabelalar sokağa veya caddeye dik olarak konumlandırılmayacak, yabancı dilde kelimeler kullanılmayacak, yabancı dilde kelime kullanılacak ise Türkçe yazılmış yazının puntosunun %25’inden daha büyük puntoda olamayacaktır.
Fakat gel gör ki bu standartlar ve yönetmelikler çoğu kez ihlal edilmektedir. Standart var, yönetmelikler var. Sorumlu kurum ve denetimi yapacak kurum belli, yani belediyeler ve kültür müdürlükleri. Bütün bunlara rağmen tabela ve afiş kirliliği durdurulamıyor. Sebebini bilen varsa söylesin. Kimliğimizi mi kaybediyoruz yoksa?
Ömer Akbulut
Teşekkürler hocam