
Çok güzel bir geleneğimiz var. Varlıklarından gurur duyduğumuz insanlar ebedi aleme göç ettiklerinde onları rahmet ve minnetle anıyoruz. Aslında bu değerlerimiz hayatta iken onları takdir etmek daha güzel olsa da bu takdir ebedi alem hesabına eklemleniyor.
Prof. Dr. Ayhan Aksoy Hocamı yaşarken Maarifin Sesi okuyucuları ile buluşturmak için bir yazı planlıyordum. Ancak Hocamın gençlik yıllarına ve lise eğitimine ait bilgilere sahip değildim. Bu bilgileri biricik kızı Sevilay Zehra Hanım’dan rica ettim. Yazı sürpriz olacaktı ki Hocamız 16 Haziran 2023 tarihinde ebedi aleme göçtü ve onu anmak vefatından sonraya kaldı.
Prof. Dr. Ayhan Aksoy 1933 yılında Karaman’da doğdu. İlk ve orta tahsilini Karaman’da tamamladı. İzmir Orta Tarım Okulu sınavlarını kazanarak 1951 yılında başladığı bu okuldan 1954 yılında mezun oldu. 1954-1957 yılları arasında Konya’nın Bozkır ilçesinde, Kars ve Van illerinin Ziraat Müdürlükleri’nde teknisyen olarak çalıştı. Bu sırada dışardan sınavlara girerek lise diploması almaya hak kazandı. Bu diploma ile 1957 yılında Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nde yüksek öğrenime başladı ve 1961 yılında Hayvan Yetiştirme ve Islahı (Zootekni) Bölümü’nden mezun oldu.
Aksoy Hoca başarılı bir öğrenci olarak aynı yıl Atatürk Üniversitesi Zootekni Bölümü’nde asistan oldu. 1964 yılında lisansüstü öğrenim için A.I.D. (Agency for International Development) yoluyla ABD’nin Nebraska Üniversitesi’ne gönderildi. ABD’deki akademik hayatı başarılarla doludur. Aksoy Hoca Nebraska Üniversitesinde ‘Hayvan Yetiştirme’ dalında yüksek lisans eğitimini tamamlayarak 1966’da ‘Master of Science’ derecesi aldı. Ardından doktora programına kabul edildi ve iki yılda (1968 yılında) ‘Tavuk Beslemesi’ dalında ‘Ph.D.’ (Doktora) derecesini elde etti. Doktora çalışması esnasındaki akademik başarısından dolayı 1967 yılında ‘the Honor Society of Agriculture: Gamma Sigma Delta’ tarafından üyeliğe kabul edildi. Ayrıca ‘Poultry Science Association’ üyesi oldu.
Aksoy Hoca doktora sonrası Türkiye’ye döndü ve 1971 yılında ‘Doçent’ oldu. 1976’da tekrar ABD’ye davet edildi ve bir yıl süreyle Nebraska Üniversitesi Tavukçuluk Bölümü’nde ‘Visiting Professor’ olarak çalıştı. Uzatma teklifi aldıysa da özel sebepler nedeniyle teklifi kabul etmeyerek Türkiye’ye döndü. 1977 yılında ‘Profesör’ oldu. Hocamız ileri düzeyde İngilizce bilgisine sahipti ve bilimsel bilgi bakımından Zootekni camiasında saygın bir yeri vardı.
Prof. Dr. Aksoy Hoca 1977 yılında Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü Başkanlığı’na atandı. İdeolojik tartışmaların yaşandığı o zor yıllarda Aksoy Hoca kendisinden daha kıdemli ve üst düzey yöneticilikler yapan hocalarına (Eski Rektör Prof. Dr. Kemal Bıyıkoğlu, Eski Dekan Prof. Dr. Şaban Karataş, Prof. Dr. Macit Özhan, Prof. Dr. Haluk İpek) bölüm başkanlığı yaptı. Bu durum Aksoy Hocanın uzlaşmacı, birleştirici ve naif karakterinin bir sonucu olsa gerek. Nitekim Hoca bu görevi aralıksız 19 yıl süreyle 1996 yılına kadar sürdürdü. Bu görevle birlikte iki dönem TÜBİTAK Danışma Kurulu üyeliği, 6 yıl Üniversiteler Arası Kurul Üyeliği, Atatürk Üniversitesi Senato üyeliği, Ziraat Fakültesi Dekan yardımcılığı ve Dekanlığı görevlerini yürüttü. 1985 yılında Nebraska Eyaleti’nin ‘Onursal Ticari Ataşesi’ seçildi.
Ben Hocayı 1980 yılında başladığım Ziraat Fakültesi’nde Dekan yardımcısı olduğu dönemde tanıdım. Daha sonra kendisinden çok sayıda ders aldım. Derslerine hazırlıklı geldiği hep dikkatimizi çekmiştir. Dersle ilgili görsel materyalleri (o zamanlar karton afişler) dersten önce asistanı ile sınıfa gönderirdi. Asistan yine dersten önce ilgili resim, şekil veya kimyasal reaksiyonları tahtaya çizerdi. Derse dakik olarak başlar ve dersi akıcı bir üslupla anlatırdı. Derslerinin kendisinin baş yazar olduğu kitabı veya teksiri mutlaka vardı. Ama Hoca yine de anlattıklarının özetini tahtaya yazardı. İlk hafta derse girer ve yoklama alırdı ve ilk ders yoklamasına ayrı bir önem verirdi. Son haftada da mutlaka ders yapardı.
Prof. Dr. Ayan Aksoy Hoca, Erzurum’da, doğuda görev yapmaya ayrı bir önem verirdi. Kendisinin ülkemizin batısında ve sahil şehirlerinde birçok üniversiteye gitme imkânı varken O Erzurum’da görev yapmayı tercih etmişti ve 40 yıl Erzurum’da görev yaptı. Şahsım doçentlik unvanını kazandığımda başka üniversitelerden teklifler almıştım. Hoca bana “Erzurum’a hizmet edecek çağda buradan ayrılmanı doğru bulmuyorum” diyerek nezaketle benim gitmemi onaylamamıştı. Tesadüf olmasa gerek bende 40 yıl dolmadan (1980-2019) Erzurum’dan ayrılamadım.
Hoca sigara içmiyordu. O yıllarda kapalı mekanlarda sigara içmek serbestti ama Hocamız bölüm başkanı olarak bölüm koridorlarında ve sınıflarda sigara içmeyi yasaklamıştı. Sigara içen öğrencileri babacan bir yaklaşımla ikaz ederdi, kimi zaman da azarlardı. Bölüm elemanları oda kapılarını kapatarak veya kilitleyerek sigara içerdi. Kimin sigara içtiğini bildiği halde koridordan geçerken muhatabının duyacağı şekilde “Yine birisi sigara içmiş” diye nezaketle seslenerek uyarısını yapardı.
Bölüm içi seminerler konusunda duyarlı idi. Genç arkadaşlara örnek olmak için ilk semineri kendisi sunardı. Semineri sunarken ceketinin düğmesini mutlaka ilikler ve heyecan ve şevkle anlatırdı. Seminer sonunda sorulara cevap verirken her soruyu ciddiye alır, muhatabını önemser ve çok detaylı cevap verirdi.
Hocamız başarıya adeta aşıktı. Bölüm elemanlarının başarısından memnuniyetini açıkça belli ederdi. Kendisi başarılı bir bilim adamı idi ve bizlere “Ülkemizde bilimin ilerlemesinin göstergesi siz gençlerin bizi geçmenizdir” diyerek bizleri motive ederdi. Seminer veya konferans gibi bir etkinlikten sonra “Aferin anlatımınız çok güzeldi” ifadesi ile bizi onurlandırır ve şevk verirdi.
Bölümümüzde her gün saat sabah ve öğlen sonrası 20 şer dakikalık çay saati adını verdiğimiz bölüm toplantıları yapılırdı. Hocamız bu toplantılara gelmede titizlik gösterirdi. Hocamızın Biyokimya bilgisi mükemmeldi, ilgi alanlarından biri de insan beslenmesi idi. Bu konuda lisansüstü bir ders de yürütüyordu. Çay saatlerimizde güncel beslenme yanlışlıkları, bilimsel kavramlar ve güncel ekonomik -siyasi konular da konuşulur, hocamız bizlerin de fikirlerini alırdı. Çay salonuna girerken selam verirdi ve ceketinin önü ilikli olurdu. Salonda yaşça kendinden küçükler olduğu zaman “Çocuklar” hitabıyla bizi selamlardı. Bu babacan hitap bizleri mutlu ederdi.
Hocamız 25 yılı aşkın Dekanlık ve bölüm başkanlığı görevlerini yürüttüğü süre içinde kişisel veya kurumsal problemleri çözmede, adaletli ve hassastı. Problemleri suhuletle çözmeyi şiar (ilke) edinmişti. Hoca kişisel ilişkilerinde çok nezaketli idi ve kimseyi kırmamaya özen gösterirdi. Konuşmalarında sesini yükselttiğine şahit olmadım. Muhataplarına yüzünü dönerek konuşurdu. Özetle Hz. Peygamberin sünnetine muvafık (uygun) davranırdı.
Hoca günlük tıraş olur, gömlek giyer kravatını takardı. Elbiseleri ütülü idi, gösterişsiz ama şık giyinirdi. Kızı Sevilay Hanım’ın gönderdiği fotoğraflarda dikkatimi çeken bir husus, ceketinin düğmesinin genelde ilikli olması oldu. Zaten ben de Hocamızın ceketinin önünün açık olduğu hiçbir anı hatırlayamadım. Hocamızın kendine ve muhataplarına saygının en güzel göstergelerinden biri bu durum olsa gerek.
Hoca başarıya adeta aşıktı. Derslerinde yüksek not alanları odasına çağırır ve onurlandırırdı. Asistan alımında başarılı öğrenci olma ve saygılı olma, hocaları üzecek bir davranışta bulunmama onun temel ilkeleri idi. Fen Bilimleri Enstitüsü’nün yüksek lisansa başlama dil sınavında Fransızcadan en yüksek notu almıştım. Bu başarım Hocamın nezdinde değerli olmuştu. Asistanlık sınavımda, yabancı dil ve bilim sınavlarında başarılı olmuş, bölüm başkanı olarak Hocamın mülakatından sonra başarılı olduğuma dair kazandı yazım dekanlığa bildirilecekti. Hocam beni mülakata çağırdı. Mülakat sonunda çalışmam gereken bilim alanını belirttikten sonra “Evladım sana bir tavsiyem olacak; siyasi düşüncelerini ve görüşünü kimse ile paylaşma. Bak ben teknikerlik yıllarımdan itibaren namazımı kılarım. Ama çoğu meslektaşım bunu bilmez. Hatta TÜBİTAK toplantılarında namaz vakti gelince arada 5 dk müsaade ister çıkardım. Oradakiler ‘Bu Ayhan Bey sigara da içmiyor nereye gidiyor’ derlermiş” diye anlatmıştı. Bu davranış ve düşünce o zamanların “mahalle baskısı” olsa gerek.
Ayhan Hocamızdan hiçbir zaman herhangi bir siyasi, ideolojik telkin duymadım. O her türlü ideolojik, siyasi ve dini akımları kendisinden uzak tutmayı başarmış, ancak her görüşteki insanla diyalog kurabilen ender bir kişiydi. Hocamız tarihe mal olmuş Türk Büyüklerini hep saygı ile anardı. Başta Atatürk olmak üzere İstiklal Harbi komutanlarını minnetle anardı ve Cumhuriyet değerlerine bağlı, demokratik bir kişiliğe sahipti. 1937 yılında Atatürk’ün beyaz treniyle Mersin’e giderken Karaman’da durup şapkasıyla halkı selamlarken annesinin elinden tutarak onu canlı görmesini sevgi ve heyecanla anlatırdı.
Hocamız ibadet konusunda çok hassastı. Beş vakit namazını kılar, ramazanda oruç, hatim, teravih, ibadetlerini titizlikle yerine getirdi. Emekli olduktan sonra Arapça öğrenmeye gayret etti ve bir ziyaretimde “Ömer geç kaldım Arapça mükemmel bir dil, Arapça öğrendikçe Kur’an’ı okurken daha fazla huzur buluyorum” demişti. İzmir/Bornova’da bir mahalle camisinin eksiklerini üstlendi ve önemli miktarda maddi destekte bulundu. Zekatını eliyle fakirlere vermeye özen gösterirdi. Emekli olduktan sonra Hac ibadeti için müracaatta bulundu. Uzun yıllar bekledi. Hac çıkmıştı ki muhterem eşi Prof. Dr. Yıldız Hanım 2015 yılında vefat etti. Hocamız ilerlemiş yaşına rağmen Hacca gitti.
Eşi merhume Yıldız Hanım idealist bir akademisyen ve çok nezaketli birisi idi. O da 1966 yılında asistan olarak başladığı Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden profesör olarak Hocamızla birlikte 2000 yılında emekli oldu.
Hoca sabır ve tevekkül timsali idi. Engelli bir çocuğu vardı. Onun hastalığına metanet gösteriyordu, çoğu kez geceleri uykusuz kalmasına rağmen hiç şikayetini duymadım. O daima “Allah bana maddi ve manevi çok nimetler verdi, zeki bir kızım var. Ama bu çocuğum engelli. Bu dünyada herkesin bir imtihanı var, benim imtihanım da herhalde bu çocuğumdur” derdi ve onun bakımı için maddi-manevi çok gayret gösterirdi.
Prof. Dr. Ayhan Aksoy Atatürk Üniversitesi camiasında bilgi birikimi, İngilizce bilgisi, naif ve nezaketli karakteri, şık giyimi ile herkesin ama herkesin saygı duyduğu rol model bir kişilikti. Tam 40 yıl Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü adına yurt dışında veya yurt içinde Erzurum’da görev yaptı. Çok sayıda eser yazdı, dersler verdi ve akademik jürilerde bulundu. Asistan yetiştirdi, öğrencilerine mastır ve doktora yaptırdı. Aksoy Hoca Atatürk Üniversitesinde 1961 yılında başladığı akademik hayatını 40 yılık bir hizmetten sonra 2001 yılında emekli olarak sonlandırdı. Örnek bir insan, örnek bir aile reisi, örnek bir akademisyendi. Tek cümle ile “Aksoy Hocam Mümtaz bir İstanbul Beyefendisi” idi. Ona ve Eşine Allah Rahmet etsin. Mekânları Cennet olsun.
Not: Hocamın fotoğraf ve özgeçmiş bilgilerini benimle paylaşan Doç. Dr. Sevilay Hanımefendiye teşekkürler.
Biyografiler ayni zamanda bir devrin kültür haritalarıdır. Bu itibarla son zamanlarda okuduğum en dikkate değer satırlardı. Adı zikredilen ve rahmetli olmuş hocalarımıza hayır dua; hayattakilere gönül dolusu selamlarımla.
Teşekkürler Çetin Abimiz
Elinize emeğinize sağlık değerli hocam, duygularımıza tercüman oldunuz. Çok değerli hocamız Sayın Prof.Dr.Ayhan Aksoy ‘un vefatından dolayı çok üzgünüz. Gerçekten örnek aldığımız, sevdiğimiz ve saygı duyduğumuz bir bilim insanıydı. Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun. Biz razıyız, rabbimde razı olsun inşallah Amin.Ruhuna fatiha okunmasını istirham ederim.
Teşekkürler Recep Hoca
Ayhan hoca gerçekten çok kibar nazik biriydi. Özellikle büyük bir Amerikan arabası vardı bu arabayı yazın ata botanik parkında gördüm ortaya sergilenmek için konulmuştu ama üstüne bir sundurma yapılsa çok iyi olur yağmur kar altında çürür gider hatırasını yaşatmak zootekmi bölümüne düşmezmi. Hatıralarıyla yaşasın Ayhan hocamız.
Ömer hocam, Prof. Dr. Ayhan AKSOY hocamızı o kadar güzel anlatmışsın ki, sonuna kadar zevkle ve hayranlıkla okudum, hayalim beni o yıllara, o koridorlara, hocamızın ders anlattığı sınıflara götürdü. 1984-1988 yıllarında lisans, 1993-1996 yıllarında doktora hocam idi, beraber olduk, Van Yüzüncü Yıl Üniversites’inden gider gelirdim. Hayvan Besleme alanını O bize sevdirdi. Dersini tahtaya hep yazarak, şevkle ve aşkla anlatırdı. Sizin için ‘matbaa gibi yazıyorum’ derdi. Ruhu şad olsun, mekanı Cennet olsun, kalbimizde gönlümüzde hep yaşayacak, rahmetle anıyoruz. Selamlar.
Kendisi ile gurur duydum.kardesleri Şekibe ve Şemseddin Aksoy’ u tanıma şerefine nail oldum .kendisi annemin Teyze oğlu oluyor.Annemden sadece ismini duyarım ama kendisi hakkında,Annem de dahil çok fazla bilgiye sahip değildik.sanirim, işine aşık olduğundan ve çocuğu ile özel bir durumu olduğundan, akrabalarına ayıracak zamanı yoktu.
Keşke imkan olsa da en azından belki Sevilay hanim ile iletişime geçip ,tanışabilmeyi isterdim