Modern dünya, başarıyı çoğu zaman bireysel performansla ölçüyor. Daha çok kazanan, daha çok öne çıkan, daha hızlı yükselen insan modeli kutsanıyor. Oysa Anadolu’nun asırlardır taşıdığı irfan, insana bambaşka bir yerden bakıyordu. Çünkü bu topraklarda insan; yalnız başına büyüyen değil, birlikte güçlenen bir varlıktı. Bir sofranın etrafında toplanmak, bir derdi paylaşmak,...
Bünyan’ın Zek Köyü’ndendi. Asıl adı Mehmet’ti. Herkes ona Bayraktar derdi. Halkın gözünde mecnundu, deliydi; ne yapacağı belli olmazdı. Onu gören, “Zırrr Bayraktar!” deyip taşın, ağacın arkasına saklanırdı. Zırrr kelimesi Bayraktar’ı çileden çıkarırdı. Avşar yöresinde gezmediği yer yoktu. Hatta Kayseri’den Adana’ya, Antep’ten Maraş’a kadar diyar diyar dolaşır, oralardan dahi ünü gelirdi....
Henüz ilk okulda idim. Okul dönüşü evimizin bulunduğu sokakta oyalanıyordum. Karşı apartmanda olduğunu tahmin ettiğim şık giyimli elinde siyah evrak çantası olan bir amca beni çağırdı. Koşar adım fırına gittim. Ekmeği aldım, getirdim. Amcaya verdim. Tam uzaklaşıyordum ki Amca: “dur uzaklaşma sana bir şey vereceğim”, dedi. Amca çantasını açtı içinden...
Ramazan ayı geldi mi, sokakların havası bile değişir. Market rafları tatlı bir telaşla dolar, fırınlardan yayılan pide kokusu yürekleri ısıtır. İftar vakti yaklaşırken sokaklarda bir acele, evlerde bir heyecan başlar. Camilerde teravih coşkusu yaşanır, minarelerden yükselen mukabele sesleri yankılanır, sokak iftarlarında paylaşılan lokmalar gönülleri bir araya getirir. Ramazan, bereketiyle, dayanışmasıyla,...
BabaannemmSardunyalarTekir kedi Makbule Babaannem adımı aldığım kadın atam, köklerim, Koca Esme derlerdi babaanneme ” Koca ” denmesi hem mahallenin yaşlısı olması hem de bir kadına göre iri yarı bir yapısı olmasindandi. Babaannemin iri yapılı olmasına karşın dedem ufak tefek bir adamdı Öyle ki gencliginde akranlari bu durumla alay edercesine ”...
İnancımıza, değerlerimize, kültürümüze, örf ve adetlerimize, manevi ve moral değerlerimize ters gelen bir şeye şahit olduğumuzda dilimizden düşürmediğimiz bir söz vardır ya hani “Müslüman mahallesinde salyangoz satıyorlar” diye. Hemen celâllenir ve tepki gösteririz. Her gün sosyal medyada, gazete ve dergi sayfalarında, televizyon ekranlarında görmekten haya ettiğimiz, üzüldüğümüz ve nesillerimiz adına...
Bazen sobanın başında çay içmek için, soba özlemini gidermek için kahvehaneye uğruyorum. Şehirde yaşayanlar için soba bir özlem gerçekten. Kahvede oyun da oynamıyormuş ilk gittiğimde fark etmemiştim ya da oyun oynayan birileri yoktu o zaman. Çayım elimde yudumlarken oyun oynayan insanların ruh halini algılayabilmek için arada bakıyorum yüzlerine uzaktan. Ciddiyet...
“Mahalle mektebi” bizim kuşakların daha çok kitaplardan tanıdığı, bazı şair ve yazarların biyografilerinden öğrendiği bir kavramdı. Genellikle bir tek hoca efendinin inisiyatifinde ve ağırlıklı olarak “dînî” bilgilerin verildiği eğitim kurumları idi bunlar.. Öğrencilerinin dilinden anladığı yegâne şey; herhalde hocadan çok, disiplinin vazgeçilmez unsuru “falaka” olmalıydı “mahalle mektebi”nde.. Eski toplum hayatında...
Prof. Dr. Rıdvan Canım Ne mutlu bir mahallenin şefkatli ikliminde doğup büyüyenlere… Ne mutlu mahallesine olan aidiyet duygusunu bir “kimlik”ten öte bir “tutku” mertebesinde yüreklerinde birer künye gibi taşıyanlara, taşıyabilenlere.. Evet ne mutlu onlara..! Hele hele bir mahalleye mensubiyet duyanların sayısının her geçen gün azaldığı günümüzde.. Esasen bizler “şehirler” inşâ...