Arap matbuatında renkli ve zengin benzetmeler var. Bunlardan birisi de bazen Ebrehe bazen de onun Mekke rehberi olan Ebu Rigal’e dair benzetmelerdir. Bunlar Arap kollektif hafızasında hainler geçidini temsil ederler. Bunlara Bağdat işgalinde Moğolların kılavuzu olan Alkemi gibi veya daha güncel eklemeler de yapılabilir. Son sıralarda okuduğum ilginç benzetmelerden birisi de Trump hakkındaki benzetmedir. Cezayirli bir gazeteci Trump’ı sarı Ebrehe olarak tanımlamıştır. O ise herkesi her şeye benzetiyor. 1940’lı yıllarda Amerikan Başkanı Franklin Roosevelt dönemin Mısır Kralı Faruk’u bir Amerikan muhribinde ağırlarken, kabul ederken muhatabına aşağılayıcı bir cümle kullanmıştır. Roosevelt, alaycı bir şekilde kralın denizci kıyafetlerine ve ters çevrilmiş bir saksıya benzettiği feshine odaklanmıştı. Trump da Fas kralı 6’ncı Muhammed’i uykucu olarak nitelendirerek alay konusu etmiştir!
Roosevelt olayından10 yıl kadar önce de fes yüzünden Türkiye ile Mısır arasında küçük çaplı bir kriz ya da skandal baş göstermiştir.
29 Ekim 1932 günü cumhuriyet bayramı ve TC’nin kuruluşunun dokuzuncu yılı münasebetiyle Cumhuriyet Balosu tertip edilir. Burada bir skandal patlak vermiştir. Balo sırasında Mustafa Kemal’in gözüne ilişen fesli Mısır Elçisi’nin fesini çıkarttırması iki ülke ilişkilerinde büyük bir bunalıma yol açtı, nota savaşları yaşandı.
Atatürk baloya fesini takarak gelmiş olan Mısır Elçisi Abdülmelik Hamza Bey’in yanından geçerken kendisine bir şeyler söyler. Ardından bir garsonun elinde tepsiyle geldiği görülür. Garson, Elçi’nin fesini aldığı gibi tepsiye koyarak oradan uzaklaşır. Fes takıntısı son yıllara kadar devam etmiştir. Fes taktığından dolayı Kadir Mısıroğlu Kemalist çevrelerde ‘fesli Kadir’ diye anılır olmuştur. Amerikalılar gibi cumhuriyet ekabiri de kendi toplumlarına yukarıdan bakmayı marifet bilmiş ve itiyat haline getirmişlerdir. Batılılar şarka yukarıdan bakarlar. Medeni olmadığını düşünürler. Nitekim ‘beyaz adamın yükü/the white man’s burden’ diye bir ezberleri veya öteki milletleri medenileştirme misyonları vardır. Kendilerince medeniyet misyonerliği yaparlar.
Cumhuriyet döneminde biz de onlara özenmişiz. 1926 yılında Mekke’de tertip edilen hilafet kongresine bir delege gönderen Mustafa Kemal de adeta batılılarla paralel bir misyon kurgulamaktadır. Batılılar bütün dünyayı Kemalistler ise İslam dünyasını medenileştirmek isterler! Bunun için meşhur masonlardan ve bilahare üstad-ı azamlık payesi ihraz eden Edip Servet’i görevlendirmiştir, göndermiştir. O da Mustafa Kemal’den aldığı talimatı birebir uygulamıştır. Mekke’de Şerif Hüseyin’in oğlu, Hicaz Emiri Abdullah ile görüşür. Aldığı tembihat doğrultusunda onlara üstten bakar. Adeta Mekke’de yapılan hilafet kongresini baltalar ve sabote ederler.
Şimdi de aynısını İsrail yapıyor. İsrail’in bıçkın bakanlarından Maliye Bakanı Bezalel Smotrich İsrail’i tanıma karşılığında iki devletli formülün hayata geçirilmesini isteyen Suudi Arabistan’a benzeri bir karşılık vermiştir. Mesajıyla Suudi Arabistan’ın medeni olmadığını adeta nim medeni olduğunu vurgulamak istemiştir. İsrailli Bakan Smotrich gelen tepkiler üzerine, Suudi Arabistan’dan özür diledi: Çöl kumlarında deveye binmeye devam edebilirsiniz demişti. Smotrich, “Eğer Suudi Arabistan normalleşme karşılığında Filistin Devleti istediklerini söylüyorsa, arkadaşlar, ‘hayır teşekkürler Suud çölündeki kumlarda deveye binmeye devam edebilirsiniz’ diyeceğiz.” ifadelerini kullanmıştı. Burada özür dilemenin hiçbir hükmü yok. Asıl olan bakış açısıdır. Acaba aşağılayıcı bakış açıları özür dilemekle değişti mi? Netanyahu da Katar’ı vurmaktan dolayı özür diledi peki pratikte ve teoride bunun ne yararı oldu?
Mustafa Özcan