Bugünlerde hem güneyimizde hem de kuzeyimizde mühim gelişmeler yaşanıyor. Sözgelimi Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın Yukarı Karabağ bölgesinin Azerbaycan’a ait olduğunu onaylaması ve ona katılmasının normal olduğunu söylemesi yeni bir aşama ve gelişmeye işaret etmektedir. Bu gerçeğin kabullenilmesi ve zoraki de olsa bir ihkak-ı haktır. İnşaallah bölgede normalleşmeye kapı aralar, yol açar. Bu çıkışın bölgesel gerilimi düşürmeye aday olması ve hizmet etmesi me’müldür ve yani beklenir. Yerinde bir adım ve davranıştır. İnşaallah devamı gelir. Gerilim ve sürtüşme ne Ermeni davasına ne de bölge barışına hizmet etmektedir. Ermenilerin çıkarı ve geleceği bölge ile bütünleşmekte yatmaktadır. Sürekli gerilim ve istikrarsızlık ise iki tarafın da enerjisini tüketmektedir.
Burada bir mesele daha var. O da Ermeni soykırımı iddiaları ve bu iddiaların zorla Türklere kabul ettirilmesi çabalarıdır. Ermeni dostluğundan ziyade Türk düşmanlığından ve nefretinden beslenen kimi kesimler ve ülkeler bu tezlere güçlü destek vermişlerdir. Halbuki bu tezlere destek verenlerin elleri herkesten daha fazla kanlıdır. Ellerinde bir milletin değil milletlerin kanı vardır. Ama Türkün başını kaldırmaması için ona Ermeni tezlerini belletmeyi üzerlerine vazife saymışlardır. Ermeniler de buna alet olmuştur. Nefret milletleri bloke eder ama gelişmesini de sekteye uğratır. Ermenistan karşımızda somut örnek olarak durmaktadır. Kalkınmanın dinamosu sevgi ve barış iklimidir. Ermeniler de kindarların güdümünde hareket etmişler bu surette hem zarar etmişler ve hem de zarar ettirmişlerdir. İnşaallah karanlık günler geride kalır.
Ermeniler varsaydıkları veya tasavvur ettikleri acılarla alakalı Medz Yeghern, Aghed gibi isimler geliştirmişler ve kullanmışlardır. Bir zamanlar davalarına da Araratizm (Ağrı Efsanesi) demişlerdir. Bunlar Holokost veya Siyonizm paralelinde üretilmiş özenti kalıplardır.
24 Nisan’ı da soykırımı anma günü olarak ilan etmişlerdir. Türkler de bugünle alakalı ya suçluluk hissine yakalanmışlar ya da iftiraya uğramış kişinin öfkesine kapılmışlardır. Bilindiği gibi soykırım suçları zaman aşımına da uğramamaktadır. Dolayısıyla baskın milletler Ermeni tezleri üzerinden Türklerin başına çorap örmüşlerdir. Sürekli başlarını eğmelerini amaçlamışlardır.
Araplar da neden sonra Filistinlilerin başına gelen felaketi hatırlamışlardır. Arap Birliği Zirvesi (19 Mayıs 2023) öncesi yapılan hazırlıklarda Nakba’nın tarifi ve inkarcısını kınama noktasında bir takım formüller ve kararlar üzerinde durmuşlardır. En azından prensipte Araplar da İsrail’in kuruluşu ve Filistin’in gaspı anlamına gelen 15 Mayısı her sene Araplar arası ve uluslar arası hatırlama vesilesi yapma kararı almışlardır.
Projenin uygulama alanı bulması halinde ilk defa Araplar kendi davalarına sahip çıkmış olacaklardır. Filistin Nakbası için ortak bir tanımda buluşacaklardır. Nakba’nın tanımından daha önemli olan husus inkarcısının kınanmasıdır. 15 Mayıs tarihlerinde Nakba’nın çeşitli etkinliklerle anılmasıyla birlikte okul müfredatına da konulması beklenmektedir. Son yıllarda Arap dünyasında eğitim alanında yapılan tadilatlarda Filistin davası en fazla kayba uğrayan mesele ve dava olmuştur ve Nakba meselesi gibi meseleler rafa kaldırılmış ya da kuşa çevrilmiştir. Arap Birliği teşkilatı Nakba ile ilgili bir karar alsa bile İsrail’e hervele yapan ( kucağına atlayan) Arap ülkeleri nazariyatta bu kararları tanısa bile uygulamayacak ve kararlar kağıt üzerinde kalacaktır. Bununla birlikte bu kararların alınması alınmamasından evladır.
Durumdan Türkiye için de vazife çıkmaktadır. Bu da Nakba ile ilgili tezlerin okul müfredatına konulmasıdır. Nakba ile ilgili sadece İsrail’i sorumlu tutmak da yetmez onun gerisinde İngiltere ile ABD baş sorumlu ya da suçludur. Arapların bu kararına dayanarak Türkiye de meseleye sahip çıkmalı ve Nakba’yı okul müfredatına yansıtmalıdır. Bu hem bir ihkak-ı hak hem de bir cezaen vifaka yani uygun bir karşılık olacaktır. Türkiye’yi Ermeni tezleriyle bunaltanlara uygun bir mukabele olacaktır.
Bunun dışında Fransa’nın Cezayir katliamları ( 5 milyon civarında) ABD’nin Irak katliamı (2 milyon civarında) resmi kayıtlara geçirilmeli ve okul müfredatına yansıtılmalıdır. Bunun gerekçesi kin gütmek değil insanlığın ortak hafızasını canlı tutmaktır. Zira bunlar zaman aşımına uğramayan insanlık suçlarıdır.
Türkiye bunlar için altyapı çalışmalarına şimdiden başlamalıdır. Meseleleri kınamalarla geçiştirmek caniyi ödüllendirmek olur.
Mustafa Özcan