Hindistan’lı merhum Vahidüddin Han, el İslam Yetehadda/İslam Meydan Okuyor anlamında bir eser kaleme almıştır. Bu eserinde hadis buyruğunca İslam’ın gölgelediğini ama gölgelenmediğini ispat eder. Vahidüddin Han, modern bilim ışığında İslam’ın hak ve hakikat dini olduğunu ifade eder. Günümüzde Kur’an etrafında da bu tür eserler kaleme alınmıştır. Bunlardan birini, eski papaz; sonrasında mantıkçı ve matematikçi olan Gary Miller yazmıştır. Bu Kanadalı bilim adamı, Eşsiz Mucize Kur’an başlıklı eserinde, Kur’an-ı Kerim’in neden farklı bir kitap olduğunu ortaya koymaktadır. 1977 yılında Gary Miller, Kur’an hakkında bir araştırma çalışması yapmaya başlar. Amacı, Kur’an-ı Kerim’in diğer kutsal (muharref) kitaplar gibi tutarsız olduğunu ortaya koymaktır. Lakin bu araştırması, onu fazla geçmeden Kur’an hakikatiyle tanıştırır, İslam’ın kıyılarına getirir. 1978 yılında Müslümanlığını ilan eder ve Abdulahad Ömer adını alır.
1977 yılında araştırmasına başladığında amacı, Kur’an-ı Kerim’de tutarsızlıklar yakalamak ve tökezlemelerini kayda geçirmektir. Lakin umduğu gibi olmaz. Kur’an otobiyografik bir kitap değildir. Hazreti Peygamber kendi kıssasını anlatmaz. Hazreti İsa Kur’an’da 25 defa, Hazreti Musa 200’e yakın defa geçmesine rağmen, Hazreti Peygamber sadece 5 defa geçer. Kur’an’da Hazreti İsa’nın annesi betül Meryem bir sure ile anılmasına rağmen, iki kapağı arasında ne bir Fâtıma ne de bir Hatice suresi yer alır. Kur’an kürsüsünde hitap eden varlık Allah’tan başkası değildir. Ayette, “lev tekavvele aleynâ” ifadesiyle Kur’an’a kendi ifadelerini katsa, karıştırsa biz onu kuvvetle yakalar, sonra onun şah damarını koparırdık buyrulmaktadır. Dolayısıyla Kur’an, beşer buyruğu değil, bizzat Allah’ın buyruklarıdır.
Gary Miller’in Kur’an hakkında bazı mülahazaları dikkat çeker. Bunlar şöyledir:
1- Kur’an özür dilemeci, alttan alan bir üslup içermez. Bilakis üstencidir ve kâinata meydan okur. Bir mislini getirmelerini ister. İnsanlara “araştırın, bir benzerini getirin” diye meydan okur. Tutarlılığını yerle bir etmek için bir tek örnek getirmelerini ister.
2- Kur’an şahsi bir otobiyografi kitabı değildir. Yüce bir objektiflik sergilemektedir. Peygamberi merkeze oturtan bir kitap olmaktan uzaktır. Acılarını veya zaferlerini öne çıkarmamıştır. Nasların mübelliğinin vicdan durumundan kopuk olması, onun vahiy mahsulü olduğunu ortaya koymaktadır. Bu, bir siyer veya otobiyografik kitap değil, vahiydir.
3- Mesed Suresi, Ebu Leheb’in vefatından 10 yıl önce nazil olmasına rağmen, içerdiği hüküm geçerli kalmıştır. Mesed Suresi, Ebu Leheb’in cehenneme gideceğini ve iman etmeyeceğini haber vermiştir. Haber verdiği gibi de çıkmıştır. Statüde bir değişiklik olmamıştır. Ebu Leheb, yalancıktan dahi olsa bunu tersyüz edebilir ve iman ettiğini söyleyebilirdi. Bunu yapmamış ve yapamamıştır. Hakkındaki Kur’an damgasını sökememiştir.
4- Dijital adalet ve peygamberleri yüceltme: Kur’an, Hazreti Peygamber’in hayatına odaklanmaz; bilakis peygamberlerin hayatına odaklanır. Bu da Kur’an’da hitap eden şahsın Hazreti Peygamber değil, bizzat Allah olduğunu gösterir.
5- Kur’an şeytanın vahyi değil, Cebrail’in Allah katından getirdiği bir vahiydir. Mesela Garânîk Olayı (Şeytan Ayetleri) üzerinden Hz. Muhammed’in Necm Suresi’ni okurken şeytanın vesvesesiyle putlara şefaat hakkı tanıyan sözler eklediği iddiası, İslam âlimleri tarafından çürütülmüştür. Kur’an şeytanın vahyi değil, Rahman’ın vahyidir. Kur’an, şeytandan istiâze ile doludur ve güzel ahlakı yüceltmekte, duruluğu ve sefa hâlini yansıtmak için inmiştir.
6- Mağaradaki sebat: Hazreti Ebubekir ile birlikte hicrete kalkıştıktan sonra sığındıkları Hira Dağı’nda Hazreti Ebubekir’i teskin etmiş ve “Üzülme, Allah bizimle beraberdir.” buyurmuştur. Yalancı birisi olsaydı sarsılırdı. O ise mütevekkil bir biçimde hareket etmiştir. Bu, Hazreti Peygamber’in yakin duruşudur.
7- Bilim ile meydan okuma: “Ne sen biliyordun ne de kavmin haberdardı” ayetini ele alarak ilk elden bilgilere hâvi olduğunu ortaya koymuştur. Eğer çağdaşlarının elinde bunu nakzedecek bilgiler olsaydı, ortaya koymaktan imtina etmezlerdi. Kur’an-ı Kerim’i bilimle tekzip edememişler; bilakis Nadr bin Haris gibiler, Pers masallarıyla tekzip etmeye kalkışmışlardır. Kur’an, gönül ile aklı buluşturan yegâne kitaptır. Batıl, ne önünden ne de arkasından yaklaşabilir.
Sözü Gary Miller’in sözüyle bağlayalım: “Araştırın! İnanırsınız…”