eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Muallim ve Müellim

Muzaffer DOĞAN

Sancılı bir coğrafyanın insanıyız; büyük acılar çekmiş çilekeş bir milletin mensuplarıyız.
Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde gitgide gelişen Batı hayranlığı, Cumhuriyet’le birlikte, Batı’ya körü körüne teslimiyeti getirdi.
Bütün müesseselerimize sırt çevirdik!
“Mekteb“i,”Medrese“yi ve “Tekke“yi, Kendi köklerimizden hareketle yenileyeceğimiz halde, kapılarına kara kilit vurduk. Yerine koyduğumuz “okul“dan, “lise“den, “üniversite“den, “halkevi“nden, “köy enstitüsü“nden yetişenler, Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren kendilerini “çoban“, insanımızı da güdülecek “sürü” gibi gördüler.
Eskimez, pörsümez, solmaz İslâm ruhunu esas alınarak, yepyeni usûllerle insanımızı, yeni zamanlara hazırlanmalıydık.  Bu yapılmadı…
🔹
Balkan Harplerinde, Harb-i Umûmî’de, Çanakkale’de, Sarıkamış’da, Yemen’de, Sina Çölü’nde, yüzbinlerce şehid vermiş gâzi bir milletin çocukları horlandı, ezildi ve dışlandı.
“Sarıklı” dendi, “çarıklı” dendi, horlandı; “Hasso” dendi, “Memo” dendi, horlandı, Anadolu insanı…
🔹
Yaşayan büyük şairlerimizden Yavuz Bülend Bakiler, “Anadolu” isimli şiirinde, insanımızın çektiği çilelerden bir kısmını kayıt altına aldı, elli yıl önce…
Şöyle diyor:
“Zaman zaman nankör
çıktı büyütüp okuttuğum,
Gölge vermedi çok kere,
diktiğim ağaç.
Devlet denince, hep vergi
geldi aklıma,
Jandarma denince, kırbaç…
 …
Gittim, yiğitçe döğüştüm
gazâ meydanlarında,
Ne tâk-ı zaferler istedim,
ne taç…
Savaşta çiğnetmedim
hilâli düşmanlara,
Barışta düştü üstüme
gölge gölge haç…

Ben Anadoluyum,
acılı, mahzun;
Bende bitmez tükenmez
dert kulaç kulaç…
🔹
Şemsi Belli’nin meşhur
“Anayasso” şiiri çınlıyor kulaklarımda!
 O şiirden de birkaç mısrayı buraya alıyorum:
“Hökümata arz eylesem azarlar!”

“Angara’ya ses verecek dilimiz yoh, Ganadımız, golumuz yoh!”

“Yerin, yurdun, adresin bilmezem;
Angara’da, Anayassooo!
Ellerinden öpiy Hasso!”
🔹
Kıymetli eğitimci, büyük irfan adamı
Seyyid Ahmed Arvasî Hoca‘nın, Ağrı/Tutak/Mollaşemdin köyünde, ilkokul öğretmeni olarak vazife yaptığı günlere (1953-54) ait bir hâtırası var:
Köylüler, Ahmed Arvasî Hocaya “Öğretmen Bey” diye hitap ederken, bir kişi; içlerinde en yaşlısı ve gözlerinden zekâ fışkıran Âbid Ağa, ısrarla “Müellim Bey!” diye hitap etmektedir. Arvasî Hoca, ”herhalde, kelimeyi yanlış telaffuz ediyor!” diye düşünür ve üzerinde durmaz.
 Arvasî Hoca, bir müddet sonra duygu ve yaşayış bakımından köy halkıyla kaynaşır.
Onların kıymet hükümlerini paylaşır, dertlerine ortak olur, çareler bulmaya gayret gösterir.
Neticede, Mollaşemdin halkından büyük bir hürmet ve muhabbet görür.
🔹
Ahmed Arvasî anlatıyor:
Nihâyet bir gün, Âbid Ağa bana şöyle hitap etti ve ben adeta donakaldım:
“Muallim Bey! Sen sâhiden muallimsin, müellim değilsin!
Biz, ne öğretmenler gördük!
Dinimizi ve töremizi hor gören ve bizlere tepeden bakan bu adamlara elbette “Muallim” diyemezdik. Onlara bilhassa ve kasden “Müellim” derdik.
Biliyorsun, “muallim”, “ilim öğreten” demektir. “Müellim” ise, “acı çektiren”, “elem veren” mânâsına gelir. Kusura bakma, sen köyümüze gelince, gâliba bir “müellim” daha geldi diye düşünmüştüm.
Allah’a hamdolsun ki, yanılmışım. Çünkü sen, müellim değil, gerçekten muallim imişsin!..
Şaşırmıştım!
Nihayet şöyle konuşabildim:
“Hayret, demek sen, bana “müellim” bey derken, bu derece şuurlu hareket ediyordun!
Oysa ben, Âbid Ağa, “muallim” kelimesini yanlış telaffuz ediyor sanmıştım.” Âbid Ağa, gülerek sözümü kesti ve şöyle konuştu:
“Aldırma be Muallim Bey!
Biz câhil insanlarız, bizim kusurumuza bakılmaz!”
Çilesi çekilmeyen dâvâların satıh üstü simsarları; sahte kahramanlar, sahte kurtarıcılar elinde, insanımız, ruh kökünden koparılınca olanlar oldu… Fert olarak da, cemiyet olarak da,
iki arada-bir derede kaldık. Şimdi sıra, yerli değerlerimizi, ruh kökümüzü, “Mukaddes Emânet”lerimizi ihyâ ve baş tâcı edecek insanlara geldi.
Yârınlar, bizimdir inşaAllah.

Muzaffer DOĞAN

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

  1. Hayri Bostan dedi ki:

    Güzel yazı Muallim Bey.
    https://www.youtube.com/watch?v=mGxJVVIEyco