Kıbrıs Barış Harekâtı, Kıbrıslı Türklerin Rumlar tarafından uğradığı katliam ve zulümleri bertaraf etmek amacıyla, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin hiçbir uluslararası Kurum ve Kuruluşların baskı ve dayatmasına aldırmadan Türk ordusu tarafından 20 Temmuz 1974 tarihinde gerçekleştirilen bir çıkarmanın adıdır.
Kıbrıs Barış Harekâtı CHP -MSP Koalisyon Hükümeti döneminde; Rumlar tarafından Kıbrıslı soydaşlarımıza yapılan mezalim karşısında; Başbakan Bülent Ecevit ve Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın aldığı bir kararla her türlü ekonomik ve siyasi zorluklara rağmen; Türkiye’nin Kıbrıs üstündeki garantörlük hakkına istinaden Ada’daki soydaşlarımızın güvenliğini sağlamak amacıyla 20 Temmuz 1974’te Kıbrıs Barış Harekâtı başlatılmıştır.
O dönemde Kıbrıs’taki Rumlar Yunanistan’ın da desteğini almak suretiyle ağır silahlarla köylere baskın düzenliyorlar, şehirlere saldırıyorlar, genç yaşlı, çocuk, kadın demeden Kıbrıslı Müslümanları hunharca katlediyorlardı. Kıbrıslı Mücahitler yapılan saldırılara karşı direnseler de katliamları durdurmada yetersiz kalıyorlardı.
Kıbrıs Türklerine karşı farklı dönemlerde tekrarlanan saldırılar karşısında; Türkiye’den yardım istenmesine rağmen, ne yazık ki o zamana kadar herhangi ciddi bir adım atılamamıştır. Hatta İnönü’nün Başbakan olduğu dönemde Kıbrıs’a askeri müdahale için izin çıkmasına rağmen herhangi bir girişimde bulunulmamıştı.
İnönü’den sonra tek başına iktidarda iken de Süleyman Demirel’in iktidarı döneminde de Batılı ülkelerin ağır tehditleri karşısında; Rum saldırılarını durduracak caydırıcı bir adım atılmamıştı. Nihat Erim de kendi başbakanlığı döneminde “Biz İsmet İnönü ekolünden yetişmiş kimseleriz, İsmet Paşa sağlığında bize, Amerika’dan yazılı muvafakat gelmedikçe sakın çıkartma yapmayın diye tembih etmişti.” Sözleriyle; Kıbrıs’a niçin çıkartma yapılamadığının gerekçesini ortaya koymuştu.
Kıbrıs’ta mezalim olanca hızıyla devam ederken, Başbakan Ecevit, Kıbrıs’a çıkarma yapabilmek için ABD ve Batılı güçlerin desteğinin alınmasını ön görüyordu. Başbakan Erbakan ise hiçbir Batılı gücün Kıbrıs’taki zulmü durdurmayacağını ve tek çözümün Türk Silahlı Kuvvetleri olduğunu savunmaktaydı. Buna rağmen Ecevit; bir dizi görüşmelerde bulunmak için İngiltere seyahatine çıkmıştı. Başbakan Yardımcısı Erbakan, Ecevit’i uğurlar uğurlamaz daha havalimanında iken, önce; Genel Kurmay Başkanı Semih Sancar ve bazı komutanlarla Kıbrıs ile ilgili kritik bir toplantı yapıldı. Kıbrıs’a çıkarma yapmak için düğmeye basıldı. Hatta Türk Silahlı Kuvvetlerinin çıkartma yapacağı günü ve saati dahi belirlendi
Erbakan bu olayı kendi ağzından şöyle anlatır. “Çıkartma önümüzdeki Cuma günü sabahı başlasın. Nasıl olsa İngilizler taleplerimizi ret edecekler, biz beyhude vakit kaybetmeyelim, Cuma sabahı mübarek sabahtır.” Bu açık teklif karşısında heyecanlanan Genel Kurmay Başkanı Semih Sancar; “Allah sizden razı olsun. 13 senedir haysiyeti Makarios tarafından rencide edilen bir ordunun kumandanıyım. Bu günleri de Allah bize gösterdi. Ama şimdi ben çıkartma için gemilerimize hareket emri versem onlar ancak Cumartesi sabahına adaya erişebilirler. Çünkü eski tank motorları monte ettik, Saatte beş altı milden fazla sürat yapamazlar” der. Deniz Kuvvetleri Komutanı Kemal Kayacan da o toplantıda; “Biz Karadenizliyiz. Takalarla, kayıklarla bile adaya çıkarız. Ama yeter ki eskiden olduğu gibi yoldan geri çağrılmayalım” Şeklinde verilen karardan geri dönülmemesini ister.
Kuvvet komutanlarının bu tavrı karşısında Ecevit daha Londra’da iken Erbakan Kıbrıs’a çıkartma emrini verir. Ecevit İngiltere’de umduğunu bulamadan geri döndüğünde Türk Silahlı Kuvvetleri’ne çıkartma emrinin Erbakan tarafından verildiği haberini uçaktan iner inmez öğrenen Ecevit acilen Bakanlar Kurulunu toplantıya çağırır. Ülkeye dönüşünde yapılacak bir şey kalmadığını gören Ecevit, Çıkarma yapılması konusunda Bakanlar Kurulu kararının alınmasına razı olur. Ancak Ecevit hükümet bozulana kadar yurtdışına çıkmaz ve Erbakan’a da bir daha Başbakanlık vekâlet görevini bırakmaz.
Türk Silahlı Kuvvetleri çıkartmanın başından itibaren büyük bir hızla ilerleyerek Rumları yenilgiye uğratmayı başarır. Aynı gün gece yarısında BMGK ateşkes kararı alır. Ecevit, Bakanlar Kurulunu olağanüstü acil toplantıya çağırır. Ecevit’in maksadı; BMGK kararını yerine getirmektir. Hükümet ortağı (MSP) tarafı harekâtın her şeye rağmen devam etmesini savunurken Ecevit ve Bakanları askerin hemen durdurulmasını ister. Ve Ecevit şöyle der; “Sayın Erbakan, her mühim işte senin dediğin oldu. Bu kez de benim dediğim olsun. Ne olur, hemen Kıbrıs’ta ateşkes kararı alalım. BMGK kararı aldı. Biz de üye sıfatıyla bu karara uymak zorundayız.” Dedikten sonra; kendisinin de bu konu da Genel Kurmay başkanı ile görüştüğünü ifade eder.
Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Necmettin Erbakan ise; “Ateşkes ne demek? Benimle istişare etmeden Sancar Paşa’ya ateş keseceğimizi söylemeniz doğru değil! “Sayın Ecevit, Biz neden BM Güvenlik Konseyi’nin kararına uymak zorunda olalım. Şu beğenmediğimiz İsrail, Birleşmiş Milletlerin 100’e yakın kararına uymadı da ne oldu? Biz o kadar yok muyuz? Kesinlikle böyle şey olamaz. Harekât devam edecektir.” Cevabını verir. Merhum Rauf Denktaş’ın tarihe geçen sözü: “Ecevit olmasaydı Erbakan Kıbrıs’ın tamamını alacaktı.” Sözü bu gerçeği doğrular niteliktedir.
Rumlar, Türkiye’nin 1963 ve 1967’deki gibi adaya müdahale edemeyeceğini düşünerek, ilk başta etkili müdahale etmekten aciz kalmışlar, ancak akşama doğru karşı harekâta başlayabilmişlerdir. Rumların karşı taarruzu 20 Temmuz akşamından 21 Temmuz sabahına kadar sürmüş, fakat Rum birlikleri başarı sağlayamamışlardır. Türk kuvvetleri mevzilerini korumayı başarmıştır. Ertesi gün tekrar ilerlemeye devam eden 4. Paraşüt Taburu, Rum birlikleri tarafından saldırıya uğrayan Kıbrıs Türk Alayı ile birleşerek Lefkoşa Havalimanı ve Kaymaklı bölgesine taarruza başlamıştır. 2. ve 3. Türk Komando Taburları da Zeytinli istikametinde ilerlemeye devam etmiştir.
22 Temmuz’da 3. Paraşüt Taburunun taarruzu sonucu, Delik tepenin ele geçirilmesiyle, Türk birlikleri önce Girne’ye girmiş, daha sonra da Lefkoşa’ya yönelmiştir. Ateşkes başlamadan Girne-Lefkoşa hattı birleştirilmiş, daha sonra Erbakan’ın muhalefet etmesine rağmen, BMGK’nin 353 Sayılı kararının 5. maddesi gereği 22 Temmuz 1974 tarihinde ateşkes ilan edilmiştir.
Kıbrıs Barış Harekatı esnasında Türk Silahlı Kuvvetleri’nden 415 Kara, 65 Deniz, 5 Hava, 13 Jandarma olmak üzere toplam: 498 şehit verilirken 1.200’ü de gazi olmuştur. . . Kıbrıs Türk tarafından ise, 70 mücahit ve 270 sivil şehit kişi şehit olmuş, 1000’i de yaralanmıştır. Kıbrıs Türklerinden olayın başından itibaren genel olarak 1672 şehit ve binlercesi yaralanmıştır.
Rumlar ve Yunanlıların ise 4 binden fazlası ölmüş ve 12.000’den fazlası yaralanmıştır. Savaşın dışında olmasına rağmen BM Barış Gücü askerlerinden de “3’ü Avusturyalı asker ölmüş, 24 Avusturyalı, 17 Finlandiyalı, 4 İngiliz ve 3 Kanadalı olmak üzere 48 asker yaralanmıştır. Bu harekâttan sonra; 1975 yılında Kıbrıs Türk Federe Devleti, 15 Kasım 1983’te ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulabilmiştir.”
Merhum Erbakan, Kıbrıs Zaferi ile ilgili süreci şöyle anlatır; “Sayın Ecevit, müdahalenin İngiltere ile birlikte yapılmasının daha uygun olacağını düşünüyordu. Biz ise, bir yandan garantör devlet olduğumuzdan, diğer taraftan İngiltere’nin böyle bir teklife müspet cevap vermemesi durumunda Kıbrıs’taki katliamın daha uzun süre devam edeceği düşüncesinden dolayı; harekâtın bir an önce başlatılmasını istiyorduk.”
Kenan Evren, daha sonra o günleri hakkına: “Koalisyon kanadı MSP Kıbrıs’ta ele geçirilen topraklardan bir karışının bile verilmesine razı olmuyor, kanla alınan toprak verilmez’ diyerek bütün görüşmeleri baltalıyordu. Hâlbuki ele geçirilen topraklar esasında kararlaştırılandan fazla idi. Sebebi de yapılacak müzakerelerde bu fazlalıklar bir taviz olarak verilebilecekti. Fakat Erbakan, her müzakereyi neticesiz bırakıyordu.” İfadesini kullanır.
Kıbrıs zaferi; bugün Filistin de, Suriye’de Lübnan’da ve diğer İslam coğrafyasında onuru ayaklar altında bir millete; 200 yıl sonra bir zaferin nasıl kazanabileceğinin yolunu göstermesi açısından son derece önemli bir zaferdir. Kıbrıs zaferi neticesinde Kıbrıs Türklerinin can ve mal güvenlikleri, temel hak ve hürriyetleri o gün Türkiye Cumhuriyeti tarafından sağlanabilmiş iken, Siyonist İsrail tarafından 22 aydan beri Gazze’de sürdürülen soykırım niçin önlenemiyor? Çünkü; Siyonist İsrail; İslam milletinin ümmet bilincini kaybettiğini, Gazze için birlik olup, kendilerine saldırılamayacağının bilincindedir.
Kıbrıslı soydaşlarımız Rumlar tarafından zulme uğrarken; 1963’ te 1967’ dönemlerindeki hükümetlerin yaptıkları gibi; önce Birleşmiş Miller Güvenlik Konseyinin sonra ABD’nin, İngiltere’nin ve Batılıların görüşlerini alalım düşüncesiyle hareket edilmiş olsaydı; Kıbrıs Barış Harekâtı için ebediyen izin alınamayacaktı ve tıpkı Gazze’de olduğu gibi zulüm ve işgalden kurtulamayacaktı. Kıbrıs’ın Rum zulmünden kurtulabilmesi için; yönetimde “Bana ne Amerika’ dan, bana ne “BMGK” dan diyebilecek yürekli bir sese ihtiyaç vardı. O gün o sesin adı; Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Erbakan’dı
Eski Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti başkanı Prof. Dr. Hakkı Atun; Kıbrıs harekâtı konusunda ki gerçeği şöyle anlatmaktadır. ” Ecevit’in hükümet ortağı Sayın: Prof. Erbakan olmasaydı, barış harekâtı bu kadar başarılı yürütülemez ve ikinci harekâttan kesinlikle bu kadar iyi sonuç alınamazdı. Çünkü Ecevit çok ürkek davranıyordu. Rahmetli Erbakan’ın özellikle MGK’da bastırması, ikinci harekâtı istemesi hatta Kıbrıs’ın tümünü talep etmesi, ordunun elini kolaylaştırmış ve böylece ikinci harekâtın önü açılabilmiştir. KKTC halkı için hayati kararların alınmasının kökeninde dönemin başbakan yardımcısı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın yatmaktadır. Allah kendisine gani gani rahmet eylesin”
Kıbrıs zaferinin 51. Yılında Merhum Erbakan’ı, Ecevit’i Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş’ı tüm Kıbrıs şehitlerimizi ve Gazilerimizi rahmetle anıyorum. Ruhları şad, mekanları cennet olsun.
MUSTAFA KIR